Zaman ve mekâna yayılan Ramazan medeniyeti (1): Metropol ve Medine

Ramazan'ı İslam'ın zamanda ve mekânda bütün boyutlarıyla yaşandığı kuşatıcı ve kucaklayıcı bir medeniyet olarak tarif ediyoruz. MTO Azerbaycan Temsilcimiz Vuqar Azizov kardeşim, meseleyi derinleştiren nefis bir metinle karşımızda. Zihin açıcı okumalar.

***

Ramazan, insanı kendi hakikatine taşır. Ramazanla insan kendini aşar. Ramazan ruhundan insan hayata taşar. Enfûsî yolculuk, âfakî boyutla buluşur. Zaman ve mekân, bir medeniyetin ruhu ve bedeni gibidir. Günümüzde zaman, mekanik anlara sıkıştırıldı. Mekân ise mutlaklaştırıldı. Bu iki kavram, ruhla beden gibi hayatı vahdet düzeyinde bağlar. Ancak zaman ve mekân ikileme dönüştü. "O, her an bir şe'ndedir." (Rahmân Sûresi, 55/29)

Her an bir tecelli deveran eder âlemde. Rahmânın nefesi der İbn Arabî. Âlem hem var hem yokluktur. Hak olan Kadiri Mutlak olan Allah'tır. Bu ayet, mekânı mutlak olmaktan çıkarır onu bir tecelli ve işaret olarak konumlandırır. Aslında her daim bir yaratılış ve yok oluş var. Beka sıfatıyla kuşatmıştır âlemi Allah. Dolayısıyla zaman algısı da tecellinin bir boyutudur. Allah katında her şey bir "an" içinde olmuş bitmiştir. Tecdîd-i halk ile âlem zaman olarak sürekliliği ortaya çıkarır. Aynen lambadaki ışık örneğini göstere biliriz: ışığın hep lambada açık olduğunu görürüz. Ama bu bir yanılsamadır. Işık, elektronların sırayla çarpmasıyla bir gelip bir gidiyor. Ama bize göre hep aydınlık var. Çünkü zihnimiz ışığı bir akışta tutar ve onu daim olarak var diye gösterir. Işık örneğinde olduğu gibi âlem de ilahi tecelliden dolayı yenileniyor. Ama biz bunu baki sanıyoruz. Aslında Bekâ sıfatına sadece âlemin hakikati mazhardır. Mekân bu anlamda kibrimizin bir yanılgısı olarak nefsimiz mertebesinde hep mutlak olarak görülür.

Biz burada zaman ve mekâna farklı bir noktadan yaklaşacağız. Mekanik evren anlayışı bizi doğadan kopardı. Tabiatla aramıza teknik aletler girdi. Hem insana hem de tabiata kendi biçimini verdi.

İnsan — tabiat ikilisinde tabiat hakikatin kitabı olarak insana kendisini işaret ederdi. Yusuf Kaplan hocamızın 3K dediği formülünü düşünelim:

1. Kendi Kitabın;

2. Kainat Kitabı;

3. Kur'an.

Bu üç kitaptan kâinat kitabı, Kur'an'ın terennümüydü. İnsan tabiatla ahenk içindeydi. Tabiat veya doğa, yaratılışın temposunu insana ayet olarak sunar, insan da bu işarete göre hem kendini bilir ve kendini bulur hem de kendi olarak hakikatin idrakine varırdı.

Ancak insan — tabiat ikilisi arasına insanın hakikati inkar etmesinden dolayı bilimden doğan teknik aletler girdi. "İnsan—teknoloji—tabiat" denkleminde insan, tabiata hakim olmak istedi. Teknolojiyi üretti. Ama teknolojiyle tabiatı tahrip ettiği gibi aynı teknoloji kendisini de esir aldı. Teknoloji, belirlenen olmaktan çıkarak belirleyici konuma geldi. Artık insan ve tabiat arasında hiçbir doğal ilişki kalmadı. Kâinat kitabından mahrum kalan insan, teknolojinin hızında kendini de kaybetmiş durumdadır.

Konumuz zaman olduğundan bunu bir örnekle açıklayalım: "saat"ler. Evet, hemen itiraz edebilirsiniz. Efendim, saat bir nimettir. Elbette nimettir. Ancak bir durup soralım kendimize: