Notice: session_start(): ps_files_cleanup_dir: opendir(/var/lib/lsphp/session/lsphp74) failed: Permission denied (13) in /home/koseyazarioku.com/public_html/maincore.php on line 8
Yusuf Kaplan - Ülkeyi savaşmadan kaybetmek! - 22.05.2026 : koseyazarioku.com

Ülkeyi savaşmadan kaybetmek!

Türkiye fiilî bir Endülüsleşme (yok oluş) tecrübesi yaşamadı ama zihnî bir Endülüsleşme tecrübesi yaşıyor...

Endülüs, fiilen yok oldu.

Tarihten silindi.

Avrupa'yı ayağa kaldıran, silkeleyip kendine getiren, tarihe girdiren, tarih yapmasının felsefî / nazarî temellerini atan Endülüs yok oldu, tarihten silindi hem de kendi varettikleri, önlerini açtıkları tarafından!

Bu, gerçek! Şaka değil, gerçek bu.

Türkiye de bir Endülüsleşme süreci yaşıyor iki asırdır. Daha önce de yazmıştım bu meseleyi ama gelen tehlikenin ne kadar büyük olduğunun görülmediğini, görülmek şöyle dursun aslâ idrak edilemediğini görüyor ve haykırarak yazmak, yüksek sesle haykırmak, uyarmak istiyorum bu kez!

UYANIN: SAVAŞMADAN ALIYORLAR ÜLKEYİ ELİMİZDEN!

Türkiye yok oluyor... Ama savaşmadan yok oluyor ülke!

Savaşmadan elimizden alıyorlar ülkeyi, görmüyor musunuz

Kör müsünüz

Eğitim sistemi bizim çocuğumuzu Müslüman olarak alıyor elimizden; dinsiz, kitapsız, sığ, yüzeysel, ezberci, hedonist, eşcinsel, sapık olarak atıyor önümüze!

Kör müsünüz

Bir milleti yok ediyorlar!

Okullarıyla, medyasıyla, kültürüyle, sanatıyla savaşıyorlar.. bu ülkeyi bize vatan yapan, uğruna bin yıldır canımızı verdiğimiz canımızdan kutsal bildiğimiz değerlerimizle, inançlarımızla, tarihimizle ve medeniyetimizle!

Düşmanlarımız değil, "bizim" çocuklarımız savaşıyor bizimle, İslâmî olan her şeyle!

Dünyada en çok diziyi biz üretiyoruz, "bizim" çocuklarımız üretiyorlar!

Ama bu diziler, dünyaya ahlâksızlık ihraç ediyorlar, dünyayı kurşuna diziyorlar; bizim Kültür Bakanlığı'mız da "dünyaya şu kadar paralık dizi ihraç ettik" diye sevindirik oluyor! Ahlâkımızı, değerlerimizi, haysiyetimizi beş paralık eden dizileri "şu kadar para kazandık" diye savunmak, bir toplumun mezarını kazmak değilse, nedir

Bu ülkenin sahibi yok mu, arkadaş

Bu ülke ne kadar savunmasız öyle!

Çocuklarımız ne kadar savunmasız öyle!

Toplum ne kadar savunmasız öyle!

Bir ülke kültürünü, değerlerini, inançlarını yitirirse, istiklalini de, istikbalini de kaybeder, içerden ele geçirilir ve kendi çocukları tarafından yok edilir!

Sultan Abdülhamid'in hikayesi ile bizim hikâyemiz nasıl da örtüşüyor öyle:

Sultan Abdülhamid'in açtığı okullardan yetişen birinci nesil, Abdülhamid'i tahttan indirdi.

Sultan Abdülhamid'in açtığı okullardan yetişen ikinci nesil, Osmanlı'yı tarihten sildi.

Aradan bir asır geçti ama değişen bir şey olmadı:

2000'li yıllarda yetişen nesil, ülkeyi terkediyor...

2020'li yıllarda yetişen nesil, İslâm'ı terkediyor...

LAİKLİK PRANGASI VE HELAL-HARAM ÖLÇÜLERİNİN YİTİRİLMESİ!

Nedeni ne peki

Şuçu başkalarında aramayalım, kendimizde arayalım öncelikle; Müslüman tavrı budur.

Bizim yaşadığımız bize jakoben yöntemlerle tepeden dayatılan, din katına yükseltildiği için sorgulanması bile yasaklanan ve pranga olarak işlev gören Türkiye'deki anakronik ve zorba laiklik uygulaması, kendimizle, özümüzle, köklerimizle bağlarımızı sıfırladı: Oysa köklere inemezseniz, göklere yükselemezsiniz. Özünüz ne kadar gür'se o kadar özgürsünüz.

İslâm hayatın her alanından tasfiye edildi, merdivenaltına itildi; o yüzden İslâm'ı bir inanç, bir felsefe, bir medeniyet tasavvuru olarak öğretecek derinlikten mahrum edildiğimiz için, çok kötü temsil ediyoruz İslam'ı.

İki asırlık ontolojik yok oluş sorunumuzu iki temel kavramla özetleyebiliriz: Teslimiyet ve temsiliyet: İslâm'a hakkıyla teslim olamadığımız için İslâm'ı hakkıyla temsil edemiyoruz.

Rüşvet, adam kayırmacılık, yolsuzluk...

aldı başımı gitti!

Haram-helal ölçüleri yok oldu!