Türkiyesiz bir dünya kurulamaz!

Bin yıldır dünya tarihini biz yapıyoruz, Selçuklu ve Osmanlı çocukları olarak. Son iki asır hâriç. İki asırdır tarih yapmıyoruz, başkalarının yaptığı tarihte tatil yapıyoruz.

OSMANLI DURDURULDU, DÜNYA TARİHİ DURDU

Osmanlı durduruldu, dünya tarihi durdu. Kafkaslar, Balkanlar, Türk dünyası, Arap dünyası paramparça oldu; bütün bir İslâm dünyası emperyalistler tarafından köleleştirildi.

Özelde bizim yani Osmanlı›nın, genelde ise İslâm dünyasının tarihten çekilmesiyle, sadece İslâm dünyası cehenneme çevrilmedi, dünya da dengesini yitirdi: Osmanlı çekildi, dünyadan ruh da çekildi gitti...

Gazze'de yaşanan insanlık tarihinin en ürpertici soykırımı, genelde dünyanın, özelde ise Batılıların, Yahudilerin güdümünde olduğunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Sonuçta, kapitalist vahşî Batı uygarlığı, hem ontolojik şiddet üretti hem de ürpertici barbarlık biçimleri geliştirdi. Maddî uygarlıkta kat ettiği mesafe, manevî anlamda da kültürel düzlemde de tam tersi bir şekilde sonuç verdi: Nicelikte patlama, nitelikte çöküşle sonuçlandı.

Bütün yaşananlar, dünyanın adalete, hakkaniyete ve merhamete her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu ispatladı.

Batılılar, kendileri dışındaki kültürlere, medeniyetlere ve dinlere hayat hakkı tanımadılar.

Yeryüzünde adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkelerini en sofistike ve mükemmel şekillerde hayata geçiren tecrübe Osmanlı medeniyet tecrübesi oldu.

Bu yazıda, önümüzdeki bir asır içinde yeni bir dünya kurulacak, o dünyanın kurulmasında Osmanlı ruhu ile donanan Türkiye kilit kurucu bir rol oynayacak, Türkiyesiz bir dünya kurulamaz fikrinin nasıl mümkün olabileceğini, Türkiye Yüzyılı nosyonunun önündeki engelleri göstermeye çalışacağım.

DİJİTAL BİR DÜNYADA NASIL BİR KÜRESEL DÜZEN

Fransızların etkili haftalık haber yorum dergisi Le Point, "Yeni Dünya Düzeni" başlıklı bir kapak yayınladı. Kapakta ABD Başkanı Trump, Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin Devlet Başkanı Xi JinPing ve Türkiye Devlet Başkanı Erdoğan vardı.

Bu dört liderin yeni kurulacak dünya düzeninin kurucuları olduğu söyleniyordu, özetle.

Dört benzemez, nasıl ortak bir dünya düzeni kurabilirler ki Bu çok akla, mantığa uygun bir şey değil. Dört farklı medeniyet coğrafyasının temsilcilerinin ortak bir masa etrafında buluşmaları ve tam bir kaosun eşiğine sürüklenen dünyayı belli bir noktada ortak bir stratejinin etrafında toparlamaları söz konusu olamaz mı, diye bir soru geliyor akla. Ama bu soru çok yanlış bir soru.

İnsanlığı değil, sadece kendi çıkarlarını düşünen ABD, Rusya ve Çin›in Yalta›da Roosevelt, Churchill ve Stalin›in kurdukları bir anlamda "saldırmazdık paktı" olarak adlandırılabilecek bir anlaşmanın izini sürdükleri de söylenebilir mi acaba, diye bir soru geçmiyor değil insanın zihninden.

Bu soru da çok anlamlı ve gerçeklerle örtüşen bir soru değil. ABD, İngiltere ve Sovyetler'i aynı masanın etrafında toplayan Yalta Konferansı iki büyük cihan savaşı sonrasında kurulmuş, paylaşım masası'ydı. Şu ana kadar böyle bir savaş yaşanmış değil.

Belki de şunu söylemek mümkün aslında: Günümüzde savaşın mahiyeti, biçimi, aktörlerin savaşı sürdürme yöntemleri çok değişti. Hem dijital savaşlar var hem de vekâlet savaşları. Dijital ticaret savaşları, dijital kültür savaşları vesaire.

Dijital savaşlar kısmen sürüyor, kısmen bitti, kısmen de şekil değiştirerek yeni savaşlara dönüşüyor.

KAPİTALİZM, KRİZLERDEN, KANDAN BESLENEN BARBAR BİR SİSTEM

Küresel ölçekte sürdürülen asıl savaş, kapitalist Batı uygarlığının küresel hegemonyasının sarsılmaması için verilen savaştır. Savaşın yöntemi, aracı ne olursa olsun, asıl görünmeyen savaş budur.

Küresel kapitalist Batı hegemonyasının önündeki en büyük engel İslâm dünyasıdır. Çin veya Rusya değil, Türkiye'dir küresel sistemin önündeki en büyük engel.

Küresel sistem, Çin'i kapitalist sisteme eklemledi, Çin küresel kapitalist Batılı sistemin önünde doğrudan bir tehdit olmaktan çıktı, artık dolaylı bir tehdit Çin. Dolaylı, dolayısıyla kontrol edilebilir bir tehdit. Biraz da bilinçli icat edilmiş bir güç, Çin gücü.

Bilinçli icat edilmiş diyorum, çünkü kapitalizm rekabet üzerinden, özellikle krizlerden beslenerek varlığını sürdüren çarpık ve ruhsuz bir sistem. Kapitalizm; krizlerden beslenen, kandan beslenen, çatışmalardan ve savaşlardan beslenen; insanı, hayatı, her şeyi aşağılayan ve sömüren aşağılık bir sistem. Uygarlık filan değil, düpedüz uygar barbarlık.

KAPİTALİZM YER, YÖN VE ANLAM DEĞİŞTİRDİ

Çin kapitalizme eklemlendi, uyutuldu, yutulacak. Çin›in alternatif bir medeniyet fikri sunma imkânları yok edildi, Çin metamorfozu yedi, mankurtlaştırıldı.

Her zaman yeri geldiğinde söylediğim gibi, kapitalizm yer, yön ve anlam değiştiriyor: Batı'dan Doğu'ya, Atlantik'ten Pasifik'e taşınıyor, sözümona demokratik uyuşturma biçimlerinden otokratik kontrol biçimlerine dönüşüyor.

Aslolan kapitalizmin varlığını sürdürmesi. Çin, Hindistan, Japonya, kapitalizme çabuk eklemlendiler. Ve kendi ruh köklerini kuruttular, kültürel olarak intihar ettiler. İslâm dünyası, Türkiye, kapitalizme tam olarak entegre edilemediler.

Batı modernitesi kurulurken doğrudan İslâm medeniyetinden aşı almıştı Batılılar.

Postmodern hegemonya biçimlerinin temelleri atılırken bu kez İslâm dünyasına bir şekilde diz çöktürüldü, İslâm dünyası atlandı. İslâm'ın dışındaki Doğu dünyasından aşı alındı.

Bunun iki temel nedeni vardı: Birincisi, İslâm dünyası durdurulmuştu, bir şekilde. İkincisi de, kültürel olarak Çin, Hint ve Japon kültürleri hem daha kolay etkisiz hâle getirilerek kolaylıkla u/yutulabilirdi hem de kapitalizmin ihtiyacını duyduğu rekabeti hızlı bir şekilde sunabilirdi.