Türkiye'de yakın tarih neden savaş alanına dönüşüyor

Türkiye'nin yakın tarihindeki kutuplaşma yapay mı yoksa derinleşen toplumsal bir realite midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Türkiye'deki sosyal-siyasi ayrışmanın diğer ülkelerde olmayan düzeyde olduğunu, bunun Osmanlı dönemindeki insani değerlerle çeliştiğini savunmaktadır. Bu iddiasını, Batılılaşma ve laiklik prangasının içerideki aydınlar tarafından zihinsel köleleştirme projesi olarak sunmasıyla desteklemektedir. Ancak tarihsel idealizasyon ile güncel çoğulculuk arasındaki gerginlik gerçekten üstesinden gelinebilir mi?

Öncelikle şunu söylemek gerek: Dünyanın hiçbir ülkesinde yakın tarih bizdeki kadar sosyal ve siyasî fay hattına, ayrışma ve hatta kavga alanına dönüşmüş değil.

Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir sorun yok.

Olması da mümkün değil.

Neden

Şundan: İnsanlık tarihinde insanlığın insanlığının koruyucusu ve kollayıcısı yalnızca Türkiye olmuştur. Nerede bir zulüm varsa, biz o zulmü yapan zalimin tepesine çökmüşüz. Balkanlardan Afrika'nın ve Asya'nın içlerine kadar tarihe biraz yakından bakın, göreceksiniz bunu.


OSMANLI'NIN DERDİ: İNSANCA BİR DÜNYA KURMAK

Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse...

16. yüzyılda, Portekiz kafiri, Tanzanya'nın Zenzibar adasında bir kölelik istasyonu kuruyor ve Afrika'nın dört bir köşesinden topladığı binlerce insanı oradan Avrupa'ya ve Amerika'ya satıyor. Bu insanların neredeyse yarıya yakını hem o lanetli kölelik istasyonuna getirilirken hem de oradan götürülürken "telef oluyor", yok oluyor, ölüyor veya öldürülüyor.

İnanılmaz bir cehenneme dönüşüyor bu bütün Afrika kıtası için.

Ne oluyor peki

Afrikalılar, Osmanlı'yı çağırıyorlar. Osmanlı geliyor, Portekiz kafirini def ediyor ve çekiliyor oradan. Dikkat buyurulsun lûtfen. Osmanlı oraya yerleşmiyor, emperyalistleri def ediyor ve kendi topraklarına çekiliyor. İsteseydi kalırdı, Afrika'ya yerleşirdi, haraca bağlardı. Ama o zaman kendi bindiği dalı kesmiş okurdu, kendisiyle çelişkiye düşerdi.

Osmanlı sömürmek, sömürerek semirmek için, yok etmek için değil, hakikatin her yerde hâkim olması için mücahede ve mücadele etmişti.

İnsanca bir dünya kurmaktı Osmanlı'nın derdi. Herkesin kendi olarak ve kendi kalarak yaşayabileceği, adaletin, hakkaniyetin ve merhametin hâkim olacağı yaşanabilir bir dünya kurmak.


OSMANLI, SİSTEMİN ÖNÜNDE TAKOZ OLARAK GÖRÜLDÜ VE İÇERİDEN ÇÖKERTİLDİ

Bunu başardı Osmanlı üç kıtada aynı anda. Ve altı asır hükmettiği toprakları barışın, kardeşliğin, adaletin hâkim olduğu bir dünyaya dönüştürdü.

Tarihte bunu başarabilmiş ikinci bir güç yok.

Osmanlı, emperyalistlerin dünya hâkimiyetlerinin önündeki en büyük takoz olarak görüldüğü için Osmanlı durduruldu, tarihten uzaklaştırıldı.

Ama sonuç ne oldu

Tam anlamıyla felaket: Dünya sadece bir asır içinde tam anlamıyla cehenneme dönüştürüldü.

Osmanlı durduruldu ama dışarıdan saldırı ile değil, Osmanlı'nın entelijansiyası içeriden zihnen ele geçirilerek Osmanlı durduruldu ve içeride ülkenin kendi kendini yok etmesinin yapı taşlarını döşeyecek şizofrenik bir yapı inşa edildi.

İki Türkiye tasavvur edildi. Laik ve dindar. Bu iki Türkiye zamanla gerçeğe dönüştürüldü.

Bu iki Türkiye üzerinden ülke içindeki sosyal-siyasî, ideolojik-kültürel kesimler arasındaki bağlar koparıldı, apayrı dünyalara fırlatıldı bu iki kesim ve sonunda birbirine düşman edilecek tohumlar ekildi.

İşte yakın tarih bu yapay husûmetin icat edildiği alanlardan biri oldu.


İNSANI VE VARLIĞI AZİZ BİLEN BİR İDRAK

İnsanı eksene alan, insanı aziz bilen ve aziz kılan bir idrakin, bir anlayışın, bir medeniyet mefkûresinin sahibi yalnızca biz olduk, bu toprakların çilekeş çocukları.

İnsanı, diğer varlıklar arasındaki yerini ve rolünü hakkıyla idrak eden sadece Müslümanlar, münhasıran da bu toprakların hakikatli hakikat çocukları olarak biz olduk.