Ramazan Medeniyeti'yle doğan yeni bir hilâl

Yıllardır Ramazan medeniyeti kavramlaştırması yaparak Ramazan'ın İslâm'ın nasıl hayatımız olmasını sağladığını gözler önüne seren yazılar yazmıştım.

MTO Azerbaycan Temsilcisi Vuqar Azizov kardeşimle Ramazan medeniyeti kavramlaştırması konusunda muazzam bir diyalojik konuşma gerçekleştirmiş oluyoruz bu yazılarla: Vuqar kardeşim, benim yazılara yepyeni bir boyut katan nefis yazılar yazıyor. Bu leziz yazılardan üçüncüsünü sizlerle paylaşıyorum. Zihin açıcı okumalar…


MERHAMET TOHUMU

Ramazan, merhameti temele tohum olarak atar. Her tohum kendindeki ilâhî potansiyele gebedir. Ramazan enfûsî derinliğinden kopan merhamet tohumu toplumun bağrına düşer. O hem bir tezkiye ve ihya eden hem de terbiye ve inşa eden tohumdur. Moderniteyle kararan zihin toprağının altına atılan tohumdur "merhamet".

Klişe bir merhamet anlatısını aşarak dinamik bir merhametin sadece ferdi düzeyde değil topluma taştığındaki etkisini de okumak gerek. Merhamet, "Rahmân ve Rahîm" olana dönmektir. Hakk'ın tezkiyesinde bu esmâların tecellisinde terbiye olmaktır. Rabb esmâsı, terbiye eder.

Terbiye iki kısımdan ibarettir. Birincisi "lâ ilahe" celalî kırbacıyla ifrat ve tefriti temizler; ikincisi olan «illallah» cemalî tecellisiyle itidâl olanı yerine koyar. Ramazan ayı, modernitenin bizi kuşattığı kavramları enfûsî yolculukla tezkiye ederek tohum toprak altından güneşe doğru çıktığı gibi afâka doğru kendi hak dünyamızın kavramlarını semâya doğru açarız.

Peki Ramazan Medeniyetinin ruhundan beşer toprağına atılan "merhamet" tohumu neyi tezkiye ve neyi insanlığa armağan eder Merhametin Ramazandan beslendiği kavramlar üzerinde yürüyerek bir medeniyetin ruhuyla buluşa biliriz.

Ramazan'ın en önemli ibadeti oruç tutmaktır. Bu ibadet, insana hastır. Neden böyle söylüyorum: diğer ibadetlerden farklı olarak bu ibadeti Allah kulu ile kendisi arasında özel bir yerde konumlandırır. Diğer ibadetlerin toplumla iç içe geçmiş etkileri vardır. Lakin oruç ibadeti, sadece fertle sınırlı kalmıyor. Topluma yayılıyor.

Ama insan merkezli başlar oruç. Burada aklımıza modernitenin merkeze aldığı insan anlayışı gelmesin. Oruç, enfûsî yolculuktur. Yani insanın kendisini aşma idraki ve hakikatten süt emen hâle gelmesini ortaya çıkarır. O zaman her ne kadar oruç, kulun Rabbiyle sırrı olsa da bu sırrın kurduğu dünyanın anahtarıdır.


"HÜMANİZM" ve "İNSAN-I KÂMİL"

Dedik ki, insan merkezli başlar bir medeniyet. Ama önce "hangi insan" sorusuyla yola çıkılması gerektiğini ifade etmemiz gerek. Zaten günümüzde "insan merkezli" dünya görüşü hakimdir. İnsan aklını merkeze alan bir dünya görüşünde aklın kendisini yok etmeden akl-ı selim hâle getirmekle işe başlanması yerindedir. Hümanizmde akıl teslim olmaz. Teslim alır. Yaratılışa hakim kesilmek ister. Sahip olmak üzere çalışır.

İnsan-ı Kâmil›de de akıl vardır: ama akl-ı selim olarak vardır. Selim, teslim olan akıldır. Kendisinden üstün olana teslim olan akıl. Bu aklın özelliği teslim almak değil teslim olmaktır. Teslim olarak sahip olmak değil yaratılışa sahip çıkmaktır. Artık burada "mülkiyet" bilinci "emanet" bilincine dönüşür.

Akıl, kendini merkeze alamaz. Çünkü akıl, tek başına ışık olamaz. Çünkü ışığı kendisinden değil. Böyle akıllar Bakara suresinde belirtildiği gibi ani şimşek çakmasındaki ışıkla kendilerini bir şey zannedenlerdi.