Özgürleşmenin yolu: Araçları aşmak ve hakikate ulaşmak…

Yusuf Kaplan
15.12.2025
6

Dünyanın çivisi çıktı.

Cehenneme çevrildi dünya.

Araçları amaçların önüne geçirdiği, güç üreten araçların, gücün kulu-kölesi olduğu için insan olma özelliklerini yitiriyor, barbarlaşıyor ve dünyayı yaşanamaz bir cehenneme çeviriyor ağ'daş insan.

İnsan araçları kullanacağına, araçlar insanı kullanıyor.

İnsanlığın başına gelebilecek en büyük ontolojik felâket bu: İnsanın amaçlarını yitirmesi, araçları amaçlarının önüne geçirmesi ve bunu da ilerleme, gelişme olarak görebilecek kadar epistemik bir körleşme ve ontolojik bir çölleşme, ruhsuzlaşma yaşaması...


İNSANIN ÖZGÜRLEŞMESİ, BAĞLARINI DEĞİL, BAĞLARININ SIRLARINI ÇÖZMESİYLE MÜMKÜN

Neden böyle oluyor peki

İkincisi de, başka türlüsü mümkün mü

Bunun için, en temelden, varlığın kendisinden başlamamız, insanın nasıl bir varlık olduğu meselesine açıklık kazandıracak felsefî bir yolculuk yapmamız gerekiyor...

İnsan, bağlı, bağımlı bir varlık.

İnsanın özgürleşmesi, bağ'larını çözmesiyle değil, bilakis, bağlarının sırlarını çözmesiyle gerçeğe dönüşebilir.

İnsanın alıp verdiği nefes kendi elinde değil: Nefes bir bağdır; bu bağı çözdüğü, kesip attığı zaman, insan ölür; marifet, bu bağ'ın sırlarını çözmektir.

İnsan, nâ-tamam bir varlıktır; kendi kendine yeten, kusursuz bir varlık değildir.

O yüzden, tek başına yaşayamaz insan.

Kusursuz bir varlık gibi hareket ettiği andan itibaren, insanı bağlayan başka bağların, nefsinin, arzularının, dünyanın kölesi olmaktan kurtulamaz.

Bağ'ın, dolayısıyla bağlılığın ne anlam ifade ettiğinin sırrını nasıl çözeceğiz ve özgürleşme yolunda nasıl bir mesafe kat edeceğiz, o hâlde

Hakikat Işığına ulaşarak; bunun için de aşk'ı yaşayarak, firak ateşinde yanarak...

Burada, fiilî bir durumdan, fizikî bir hâlden söz ediyorum. Bu hâli yaşayarak, kendimize ulaşmamızın, kendimizi bulmamızın ve kendimizi aşacak bir noktaya vâsıl olabilmemizin yol haritasından...


IŞIĞA ULAŞMANIN YOLU: AŞK ÇİLESİ VE FİRAK ATEŞİ

Işık, aşk'la kâim, firak ateşiyle dâimdir.

Firak ateşinde yanmayan insan, aşkı bilemez, ışığa ulaşamaz; hiçbir zaman kendini bilemez, kendini bulamaz, kendi olamaz ve uzun soluklu diriltici hakikat yolculuğuna çıkamaz.

İnsan, kendini, öteki'nde bulur. Farklı olan'da.

Farklı olan, insan için ayna işlevi görür: Kişi, yaratılışı gereği, azman bir nefs'le yaratılmış olduğu için aynaya bakmak istemez.

Korkar ayna'dan.

İşte "öteki", "farklı olan", kişi için kendine bakması, kendini anlaması, kendini farketmesi, kendine gelmesi ve yolunu bulması için Rahmân'ın -rahmeti gereği- insana lûtfudur.

Farklı olan, öteki'dir.

İşte bu "öteki / fark" bir imkân olarak insana Allah tarafından ihsan edilmiştir.

İnsan, işte Allah'ın bu ihsanını farkettiği ölçüde ve oranda insanlaşır, beşerlikten insanîliğe ulaşır; melekûtî âlemden süt emen meleksi melekelerle donanır.


ULÛHİYET EMANETİ, UBÛDİYET EMNİYETİ VE DÜZENİ

İnsana yüklenen emanet, emniyeti (=fıtrat düzenini. adaleti, hakkaniyeti...) tesis etmektir yeryüzünde.

Emniyet, bütün varlıkların kendileri olmaları, yerlerini bilmeleri ve yerlerini bulmaları demektir.

Emanet ancak ubûdiyet / kulluk şuuruna ermekle, emniyet de kulluk şuurunu hilâfet bilinciyle hayata ve harekete geçirmekle gerçeğe dönüştürülebilir.

Ubûdiyet şuurunun hayata ve harekete geçirilmesi, yalnızca ulûhiyet bilincine ulaşıldığı zaman imkân dâhiline girebilir.

Ulûhiyet, yegâne farklı olan'dır, yegâne öteki'dir, yegâne ğayrı'dır.

Kişi, ilâhî olan'ın izdüşümlerini, ilâhî olan'ın yarattıklarında görebilir.

Asıl mesele, "li-teârefû" (tanıma, kendi farkının farkına vararak niçin yaratıldığını idrak etme) sırrına ulaşabilmektir.

Tanıma melekeleri edinmek, tanıma melekelerini farklı olanı fark ederek, farklı olan'ın farkını idrak ederek kendi farkını farketmektir: Böylelikle tefrik melekeleri kazanabilmek, zamanla, fârûk olabilmek, Furkan'ın özelliklileriyle donanabilmek.