Osmanlı Ruhu'nu nerede arayacağız

Türkiye ile Türk dünyası arasındada düşünce köprüsünün kurulmasının temellerini attığımız MTO Azerbaycan Temsilcimiz Vuqar Azizov'un derinlikli ve ufuk açıcı Osmanlı ruhu yazılarının sonunusunu yayınlıyorum. Zihin açıcı okumalar...


OSMANLI RUHU'NU "KURUM"DA ARAMAK MI, "KAVRAM"DA HATIRLAMAK MI

Guenon'a göre tarih: Nitelikten niceliğe; mânâ'dan maddeye; merkezden çevreye; hiyerarşiden eşitlemeye; hikmetten teknik katılaşma istikametinde aşağı doğru akar.

Bu süreç varlığın giderek "yoğunlaşması", ruhun ağırlaşması, maddenin hâkim olmasıdır.

Ve bu, Guenon'da Kali Yuga ile ifade edilir.

Bunun karşılığı Peygamber (sav) efendimizin sözlerinde de görülüyor. "Her gelen zaman öncekinden daha kötüdür" mealinde bir çok hadis ve rivayetler varsa da tarihi tecrübede bunu farklı görüyoruz.

İslâm düşüncesinde sıkça karşılaşılan ama çoğu zaman yüzeysel geçilen bir gerilim vardır: Bir tarafta Peygamber Efendimiz'in (sav) "Her gelen zaman öncekinden daha kötüdür" buyruğu, diğer tarafta ise tarih sahnesinde Emevî–Abbasî–Selçuklu–Osmanlı çizgisinde gittikçe kurumsallaşan, derinleşen ve ihtişam kazanan bir İslâm medeniyeti gerçeği. İlk bakışta bu iki tablo birbirini yalanlıyor gibi görünür. Oysa mesele dikkatle okunduğunda, burada çelişki değil; iki farklı düzlemin konuşması olduğu anlaşılır.

Geleceğin Osmanlı'sını bu zıt gibi görülen ikilemi çözdüğümüzde bulabiliriz. "Osmanlı ruhu" ile "kurumsallaşmış Osmanlı" başka başka şeylerdir. Rene Guenon'un "katılaşma" dediği şeyin özü meseleyi açıklayacak niteliktedir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz döneminde "hakikat-insan" ilişkisi vardı. "Zamanın kötüleşmesi" söyleminden kasıt — insanın hakikate doğrudan temasının azalmasıdır.

Burada Rene Guenon'un "katılaşma/solidification" kavramı, hadislerle birlikte okunabilir. Katılaşma, bozulma değildir,

inkâr ve sekülerleşme hiç değildir. Katılaşma şudur: Hakikatin, canlı ilişkiden çıkıp forma ve kuruma dönüşmesi. İlk dönemlerde hakikat insandan insana, sözden söze, hâlden hâle aktarılır. Medeniyet büyüdükçe bu hakikat hukuka, kuruma, bürokrasiye, protokole bürünür. Bu süreç kaçınılmazdır. Büyük bir medeniyet başka türlü ayakta duramaz.

İşte kilit nokta burasıdır. Osmanlı, katılaşmanın zirvesidir, ama aynı zamanda İslâmî kalabilmiş katılaşmanın zirvesidir. Yani Osmanlı; formu büyütmüş, kurumu güçlendirmiş, nizamı derinleştirmiştir; ama bunu uzun süre adalet, vakıf, ilim, hikmet ile dengelemiştir. Bu yüzden Osmanlı, İslâm'ın en kötüsü değil, en ağır yükünü taşıyanıdır.

Peki "her gelen zaman daha kötüdür" hadisi Osmanlı'yı mahkûm eder mi Hayır. Çünkü hadis, "medeniyet formu küçülür" demez, "devletler yozlaşır" demez. Hadis şunu söyler: hakikatin insandaki yoğunluğu azalır. Osmanlı'da hakikat yok olmamıştır, ama yüksek yoğunluklu bireysel temas yerini kurumsal muhafazaya bırakmıştır. Bu, "kötülük" değildir, mesafenin artmasıdır.

Katılaşma, yoğunlaşmanın form kazanmasıdır.

Sahabe devrinde: hakikat ve insan;

Osmanlı'da: hakikat ve kurum.

Hikmet canlı ilişkiden çıkar, nizam, hukuk, protokol, bürokrasi hâline gelir. Bu zorunlu bir süreçtir. Büyük bir medeniyet başka türlü ayakta duramaz.

Dolayısıyla Osmanlı katılaştığı için kötü değildir; Osmanlı katılaştığı hâlde hâlâ İslâmî kalabildiği için büyüktür.


OSMANLI RUHU: TASAVVUF VE İNSAN-I KÂMİL UFKU

İslâm tarihinde görüldüğü gibi, ihtişam, Öz›ün bozulması değildir. Bilakis, biçimin yenilenmesidir. «Kurumsallaşma» ise «kavramsallaşma"dan doğar. Bakınız, Yusuf Kaplan hocamız Osmanlı için ne diyor Nasıl bir kavramla nitelendiriyor İNSAN-I KÂMİL.

Bir dakika duralım ve düşünelim: işte "Osmanlı Ruhu" denilen şey tam da budur. Osmanlı'daki "kurum"lar ve dolayısıyla yapılar gelişigüzel ortaya çıkmamıştır. "Kavram"lardan doğmuştur. Kavram dediğimiz İnsan-ı Kâmil ne anlama gelir Allah (cc) insanları ne için yaratmıştır sorusuna cevabın içinden doğmuştur bu kavram. Çünkü kurumlar üzerinden insan, kavramların özü olan Kur'an'ın ruhuna bağlanır. Dolayısıyla Kur'an'ın istediği ortamı inşa eden devletin adıdır Osmanlı. Osmanlı, kendisinden öncekilerin ruhunu yapıya dönüştürdü. Bu ruhu köklerin derinliklerinden "İlim-irfan-hikmet" temelinde "Gazâlî-İbn Arabî-Mevlana" üçlüsü ortaya çıkardı. Mevlana'nın hikmetli beyitleri Osmanlı'nın her kurumuna, yapı ve taşına taşındı. Oradan ibadete meyyal gönüllere kazındı. Boşuna değildir ki, birçok Osmanlı medreselerinde Kur'an ve siyerle beraber Mesnevî okutuluyordu zaruri olarak. Ama Mesnevî kuru bir söz dizimi değildir. Onda Gazzâlî ve İbn Arabî genelinde köklerin birikimi ve şifresi vardı. Mekke ve Medine'ye uzanan ruh şifreleri.