MTO: Postmodern hayatın umutsuzluk ve ufuksuzluğunun ilacı

Medeniyet Tasavvuru Okulu (MTO)'muzda 2026 Bahar Dönemi başvuruları başladı.

Çocuklarımızı kaybediyoruz… En iyi okullarımız ülkenin altını oyan mankurtlaşmış kuşaklar yetiştiriyor. MTO işte bu yıkıcı gidişata "dur!" diyor ve ülkemizin umudu olacak ve ufku ötelere uzanacak öncü kuşaklar yetiştiriyor.

Adam yetiştirecek adamları yetiştiren bir kıvılcım çakıyor. Bu kıvılcımın önümüzü nasıl açacağını ve aydınlatacağını MTO Azerbaycan Temsilcisi Vuqar Azizov kardeşim nefis bir dille kaleme aldı. Güzel bir pazar yazısı oldu.

MTO'ya (@mtokurumsal hesabımızdan) başvurmayı ihmal etmeyin.

Zihin açıcı okumalar…


MODERN DÜNYA, UMUDU VE UFKU YOK ETTİ

Postmodern hayat, "umutsuz" ve "ufuksuz"dur demiştir Yusuf Kaplan hocamız bir dersinde.

'Modern' hayat, sonsuzluğu aklın dar sokaklarına sıkıştırdı. Bu sıkışma yapay bir dünya doğurdu. Ruhun ufukları kayboldu bu sanallık içinde. Çevreye duvar ördüler. Işık gelemez oldu. Kalp, aklın karanlığında mahkum.

Bu karanlığa aklın kendisi de isyan etti ama kendisini de bilim putuna teslim ederek. Kalbin karanlığa isyanı, bilim putunun öncelikli işi oldu. Karanlığın ortasından bir ışık duvara yansıdı. Bir anda duvarda görüntüler geçmeye başladı. Gözler duvarlarda engin bir dünya temaşasına garkoldu. Oysa bu, hakikat değil, sanal bir yanılsamaydı.

İki kelime -umut ve ufuk- sanal duvarlarda görüldü. İnsanlar, bunu gerçek sandılar. Aynı duvara yansıyan sanal ışıktan doğan görüntüler sahte bir "umut" aşıladı.

Görüntülerdeki uzaklar da "ufuk"ların görüntüsüyle teskin etti ihtiyaç içindeki gönülleri. Burası postmodern hayattır. Modernitenin karanlığından postmodernitenin yapay aydınlığı tuzağına düştüler. Duvarlardaki sanal ekranlara koşan insanlık "umut" ve "ufuk"lara kavuşacak yerde neye çarpıldıklarını bile anlayamadılar. Bir daha umuda koştular umut onlara darbe vurarak yere yıktı. Sonra kalkıp ufuklara koştular, ama olmadı kafalar kan içinde yere çöktüler.

İşte Yusuf Kaplan hocamızın «postmodern hayat umutsuz ve ufuksuzdur" dediği ibareyi anlatacak en güzel metaforlardan birisi bu olabilir.


BİLME-BULMA-OLMA YOLCULUKLARI…

Postmodern dünya, sanal ve yapay bir özgünlük pompalamakta. Ve çıkış noktası-modern zihniyettir. Değişen bir şey yok, değişen sadece biçimdir. Duvarlar yine yerinde duruyor, sadece üzerine sahte ışıktan yansıyan yapay görüntüler. İnsanların bu sahte olanlara bir umut ve ufuk diye koşmaları, umut ve ufukların katledilmesidir. En kötüsü: bunun fark edilmemesidir. Peygamber (sav) efendimizin deccal ile ilgili hadisini hatırlattı: iki kanadıyla gelecek deccal-birinde su, diğerinde ateş. Bunu gördüğünüzde siz, ateş olanı seçin demişti...

Duvarda sahte umut ve ufuklar vadediliyor. O aslında hem ateş hem sudur. Yapılması gereken bu sahteyi fark etmek ve onlara darbe indirmek. Çünkü farkında olan bilir ki, darbe duvara indirilir. Asıl hakikat duvarın dışındadır.

Gerçek ışık dışarıdadır. Güneş doğduğunda gecedeki yapay ışıklarını ne anlamı kalacak ki! O zaman tabiatın kokusu dolacak ruhumuza. Modernitede insan, karanlık duvarlara o kadar alıştı ki, postmodern hayatta sahte olana inanacak kadar zihniyet kaybına uğradı.

MTO... Bu duvarı yıkmak için kurulsa da, öncelikli meselesi, bu sahte görüntülerin hakikat olmadığının farkında olacak zihinleri yetiştirmektedir.

İşte bu sebeple «bilme-bulma-olma» yolculuğuna davet eder. Nedir bu davetin anlamı

"Bilme" aşamasında kalmak = duvarlardakini hakikat zannetmektir.

Bulma ve olma aşamasına geçildiğinde insan anlar ki, hakikat başka yerdedir. Duvara dokununca anlar bunu.

"Olma" aşamasına geçmek "enfüsî" yolculukla başlar. İnsan kendindeki ışığı bulur. Yapay ışıklardan "ümmileşerek" duvarın ardındaki hakikate ulaşır. Bu makamda insan, ekrana sırtını döner... Kendisine döner. İşte her kesin ekranı "su" olduğunu düşünerek ona doğru koştuğu bir hengamede hakikate talib olan insan onu geri çevirir. Ateşi ve zorluğu seçer. Enfûsî boyuttan ruhuna ulaşır. Afakî tecelliyle birleşir. İnsanlar duvarlara toslayarak umutsuzca yıkıldığı bir anda, dışarıdan gürültü gelir. İşte enfüsî ve âfâkî idrakin vahdetinde olan bu talipler duvarı içeriden değil dışarıdan yıkarak onlara hakikate dayalı umut ve ufuk olurlar.


BEN DEĞİL BİZ UFKU!

MTO, bu hakikate gebedir. İnsanları dar bir odadan kurtarmak değil derdi, onları hakikatin ışığında kurulacak dünyaya davet etmektir. Derdi "ben" değil, "biz" ufkudur.

"Dünya bize gebe" diyerek oradaki "biz" idrakinin temellerini karanlık dünyanın içinden değil, dışarıdan atar. Çünkü yine "bu dünyada yaşayan ama bu dünyayla yaşamayan" zihinlerin bu karanlığı yıkacak olduğunu biliyor. İlim sadece keşif pınarından içilir. Aksi halde ekrandaki sanal görüntüyü ilim bilir ve yanılır insan. Hakikat çok ötededir.