Ramazan'da Anadolu'ya açıldım. Anadolu'nun en ücra köşelerine kadar... PKK'nın kurulduğu Varto'ya kadar. Varto müftümüz Fatih Arslan hocamızın daveti üzerine unutulmayacak, lezzetli bir program yaptık.
Tokat'tan girdik, Samsun, Ordu, Giresun'dan çıktık. Ordu uçağını kaçırdık, Samsun'dan bir uçak ayarladık sabaha doğru. Geceyi havaalanlarında geçirdik, Muharrem Kartancı Hocam, Veysel Bozkurt Ağabey ve Ramazan Vanlı kardeşimle birlikte.
Sonra Malatya, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, ardından Batman, Tatvan, Bitlis, Varto, Muş iftarlarından ve programlarından sonra soluğu Ege'de İzmir, Aydın, Muğla'da aldık. Bursa ve nihayet Elazığ'da arefe günü son noktayı koyduk Ramazan ayı Anadolu seferlerimize.
Bursa iftarımızı ve seferimizi MTO Bursa temsilcimiz Nuri Gür Bey kardeşim yazdı. Bu kadar mı güzel yazılır... Zihin açıcı okumalar...
BURSA İFTARI OLMAZSA MTO İFTARLARI EKSİK KALIR!
Bursa... Zamanın derinliklerinden süzülüp gelen bir medeniyet beşiği. Tarih boyunca nice gönül erbabını bağrında barındırmış, nice dualara ev sahipliği yapmış kadim şehir. Ramazan ayıyla birlikte Bursa'nın sokakları, minarelerden yükselen ezan sesleriyle başka bir anlam kazanır. İftar sofraları bereketlenir, teravih namazlarıyla geceler nur toprağına dönüşür. Ama bu yıl bir başkaydı. İçimde kıpır kıpır bir heyecan, ruhumda tarifsiz bir beklenti vardı.
Hocamız Yusuf Kaplan'ın "Bursa'da iftar olmadan olmaz" sözü, kulaklarımda çınlayan bir davete dönüştü. O'nun her sözü, her işareti, talebeleri için bir yol haritasıydı. Özellikle Kadir gecesine denk getirilen MTO Bursa iftarı, buluşmayı sıradan bir iftar olmaktan çıkarıp, manevî bir yolculuğa dönüştürecekti. Hamd olsun, Hocamız yine gönüllerimize dokunacak bir kapı aralamıştı.
Organizasyon süreci başladığında, Tugva Yıldırım İlçe Başkanı Muhammet Yasin Sönmez kardeşimiz vesile oldu. Teslimiyetin bereketi, her adımda kendini gösteriyordu. Mahmut Celalettin Ökten Ortaokulu›nun yemekhanesinde bir araya gelmeye karar verdik. Sade bir mekân, ama içi doldurulacak anlamı büyük bir buluşma. Aileler, talebeler, çocuklar...
Her yaştan insanın aynı sofrada buluşması, kardeşliğin en güzel fotoğrafını oluşturuyordu. Çorba sıcak, pideler taze, yüzler gülüyor. Akşam ezanıyla birlikte açılan oruçlar, mideleri doyurmakla kalmıyor, gönülleri de besliyordu. Lokmalar yutulurken, sohbet koyulaşıyor, tanıdık tanımadık herkes birbirine dua ediyordu.
İşte bu sofrada anlıyorsunuz ki, asıl bereket paylaşmakta, birlikte olmanın huzurunda saklı.
BURSA'NIN YEŞİL CAMİİ: TAŞA İŞLENMİŞ DUA, MERMERE İŞLENMİŞ İLÂHİ
Yatsı ve teravih namazı için Bursa'nın incisi Yeşil Cami'ye gitmek nasip oldu. 15. yüzyılda Çelebi Sultan Mehmed'in yaptırdığı bu muhteşem yapı, gecenin karanlığında adeta nur saçıyordu.
Caminin girişindeki taç kapı, Türk taş oymacılığının en güzel eserlerinden biri. Mukarnaslı yaşmağı, olağanüstü işçiliğiyle insanı büyülüyor. Kapı kemerinde kullanılan yeşil taş ve mermer, yapıya ayrı bir zarafet katıyor. Sağlı sollu pencereler, aralarındaki dış mihraplar, her biri ayrı bir sanat harikası. Sanki taşlar dile gelmiş, Allah'ın azametini fısıldıyor.
Caminin içine adım attığınızda, zamanın durduğunu hissediyorsunuz. Ünlü şair Lamii Çelebi'nin babası Nakkaş Ali'nin el emeği göz nuru süslemeler, adeta cennetten bir köşe tasvir ediyor. Çinilerle kaplı duvarlar, tavanlar, mahfiller, eyvanlar...
Mecnun Mehmet adlı ustanın işlediği çiniler, turkuazın, yeşilin, lacivertin her tonunu barındırıyor. On metreden yüksek mihrap, çini işçiliğinin zirvesi. Geometrik desenler, çiçek motifleri, hat sanatının en güzel örnekleriyle bezenmiş mihrap, gerçekten bir çini cenneti. Sülüs ve kûfî yazılar, on iki katlı mukarnas, geometrik motifli su ve çiçekli pervaz... Her detay, sonsuzluğa açılan bir kapı gibi.
Mihrabın yanındaki minber, ahşap işçiliğinin Bursa'daki en güzel örneklerinden. Tepesi altıgen külâhla örtülü, özenle işlenmiş korkuluklarıyla insanı hayran bırakıyor. Pencere kapakları, devrin ahşap işçiliğinin inceliklerini yansıtıyor. Dilimli kubbelerdeki süslemeler, başka hiçbir camide göremeyeceğiniz zarafette. Caminin ortasındaki şadırvan, tek parçadan yapılmış fıskiyesiyle eşsiz bir güzellikte.
Araştırmacı Charles Texier, bu yapı için "Bursa'nın belki de Osmanlı saltanatının en mükemmel eseri" demiş. Tarihçi Hammer, minare ve kubbelerin çinilerle kaplı olduğunu yazmış. Evliya Çelebi ise, caminin yeşil adını, yeşil çinilerle örtülü minare ve kubbelerinden aldığını söylemiş. Gerçekten de bu yapı, ibadethane olmanın yanında taşa işlenmiş bir dua, mermere nakşedilmiş bir ilahi.
HÜNKÂR'DA BİTMEYEN HAKİKAT ŞARKISI...
Ama bu gecede, caminin tarihi dokusundan daha fazlası vardı. Trafik yoğunluğu, camideki kalabalık... İçeri girmek, yer bulmak neredeyse imkânsız gibiydi. Ama "ya nasip" deyip kendimizi caminin içine attıkça, kapılar ardına kadar açılıyordu sanki. Hocamız Yusuf Kaplan, İstanbul'dan gelen Ömer Uçur Bey, hocamızın asistanı genç Yusuf, Bursa MTO talebeleri, hanım talebeler... Hep birlikte, bir şekilde caminin içine girmeyi, yer bulmayı başardık.

6