Sumud Filosu, zorbalığa meydan okudu.
Zorbalara meydan okudu.
Ve Nuh'un gemisi oldu.
İnanmış ve adanmış bir avuç insanın el ele, omuz omuza vererek en imkânsızı bile nasıl başarabileceğini ispatladı.
Abluka yarıldı. Zihinlerdeki abluka da kırıldı.
Demek ki, uluslararası bir çap ve boyut kazandığı zaman, bütün duvarlar yıkılabiliyor...
Sumud Filosu, küresel bir intifadaya dönüştü: Ve devletlerin yapmadığını inanmış ve adanmış insanların elbirliği ve güç birliği yaparak yapabileceğini dünya âleme ispatladı.
MTO Azerbaycan temsilcimiz ve parlak talebemiz Vuqar Azizov kardeşimin Sumud Filosu üzerinden yaptığı nefis okumanın üçüncü ve son bölümünü paylaşıyorum sizlerle.
Gazze, milat oldu demiştim 7 Ekim yazımda 2 yıl önce.
Gerçekten de öyle oldu. Bir Gazze'den öncesi var, bir de Gazze'den sonrası artık. Gazze'den sonra tarih yeniden yazılacak.
Dünyayı dâr (yurt) edinenler, dünyayı dar ederler insana, demiştim. Batı uygarlığı dünyayı kutsadı ve cehenneme çevirdi. Gazze, bunu ispatladı.
İşte bu yazıda bunun şifreleri ve ipuçları gizli...
GAZZE'NİN BİZE HAYKIRIŞI: "BOMBA YİYEN BEN DEĞİLİM, SENSİN!"Eğer biz köklerimizdeki kavramlarımız üzerinde inşa yapmazsak, posthuman çağın, dijitalizmin ve hedonizmin kölesi hâline geliriz. Neden Çünkü yeni dünyada hiçbir değer ve hakikat kalmadı. Artık sadece bireysel çıkar, menfaat ve haz kaldı. Bir boşluk.
Modernite hümanizmi öne çıkardı; postmodernite transhumanizmi ve dijitalizmi dayatıyor. Post human. İnsandan sonra. İnsansızlık. Bu modernitenin yeni bir üst level'ı olacaktır... Dijitalizm...
Bu noktada Gazze'nin çağrısı açıktır: "Bomba yiyen ben değilim; sensin. Zihnin işgal altında. Kendini özgür sanıyorsun; heyhat, yanılıyorsun." Hakiki "biz", çağın pragmatik ve dijital ağlarından bağımsız olarak, köklerinden beslenen bir inşa ile doğar. Bu doğuş, merhamet ve hakikat medeniyetini mümkün kılar.
Hakiki "biz"in doğması, gözden çıkarma eylemi ile mümkündür. Kendi konfor alanlarımızı, maddi ve ideolojik güvenlik noktalarımızı bırakmadan hakiki "biz"i doğuramayız. Dünyayı ve modernitenin sahte unsurlarını gözden çıkarma cesareti, köklere dönüş ve Gazze'deki merhamete yöneliş demektir. Gazze'de Modernitenin üzeri çizildi. Ne diyor Yusuf Kaplan hoca "Modernite, hakikatin yitirilmesi; postmodernite ise hakikatin de hakikatinin yitirilmesidir." İşte bundan sonra geriye boşluk, hedonizm kalıyor. Yeni dünyada insan kendi yarattığı teknolojinin esiri olacaktır.
GAZZE'DEKİ HAYKIRIŞ, BİZDEKİ "BİZ"İ UYANDIRAN ÇIĞLIK!Yusuf Kaplan hocamızın vurguladığı gibi: "10 yılda 100 yılın tohumunu ekmezsek, bunun vebalini taşıyamayız." Bu haykırış, boşuna olmasa gerek. Çünkü bu zamanlar hem bir fitne, hem de bir fırsat anlarıdır. Gazze, bu zaman diliminin, küfrün kendi aralarındaki ayrışmasının ve ilahi fırsatın somut tezahürüdür. Gazze'deki haykırış bizim geldiğimizin işareti değildir, bizdeki "biz"i uyandıran çığlıktır. Ve tüm insanlığa bir çağrıdır.
Tarih boyunca çatışmaların fırsata dönüştüğü örnekler, bize yol gösterir: Bizans-Sasani, Katolik-Ortodoks, Katolik-Protestan... Her çatışma, hakiki bir inşa için kapı açmıştır.
Gazze, bir rahatlama değil; bir sorumluluk, bir çağrı ve bir imtihandır. Hakiki "biz", çağın ağlarından bağımsız, köklerden beslenen bir inşa ile doğar. Bu doğuş, merhamet ve hakikatin medeniyetini mümkün kılar. Gazze'nin çağrısı, bir dönüm noktasıdır; hakiki "biz"in doğuşuna vesile olur.
Hakiki "biz", çağın hızına, postmodern çelişkilere ve modernitenin çürümüş zirvesine rağmen doğar. Ama çağın ağlarına takılmazsa. Böylece Merhametin, hakikatin ve fıtrat medeniyetinin medarı iftiharı hâline gelir. Gazze'nin çağrısı, bize gözden çıkarma, köklere dönüş ve çağın ağlarından sıyrılma eylemini öğretir.
SUMUD FİLOSU, ÇAĞIN ZORBALIĞINA GÜÇLÜ BİR MEYDAN OKUMADIRSumud filoları metaforu ile Gazze bize der ki: "Çağın hızına, haz ve ayartısına kapılmadan, kendi köklerinden beslen; suyu ayak altında tut, içine alma." Bu, hakiki "biz"in doğuşunun başlangıç talimatıdır. Dünya içimize sızarsa boğulacağız; ama köklerimize dönerek çağın ağlarını aşabilir ve hakikate gebe olan biz'i ortaya çıkarabiliriz.
Çünkü çağın ağlarına takılanlar suyu geminin içine alanlardır. Limana varmadan dibe batarlar. Sumud filoları... Dünyayı arkada bıraktı. Çağın ağlarını ayaklar altına aldı. Çığlığa ses vererek gittiler. İşte bu buluşma merhametin taş kalplerle buluşması demektir. Köklerle göklerin kavuşması demektir. Bizdeki "biz"e göklerden akan rahmet yağmuru demektir. Biz, işte bu kritik dönemde çağın ağlarına takılmazsak, bu fırsatı fıtrat medeniyetine dönüştürebiliriz. Yok eğer çağın ağlarına takılırsak, o zaman fıtratımız, dijital rakamlarda yok olacak. Daha katı dünyada yok olacağız.

5