ABD'deki Trump yönetiminin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini bir gece yarısı ürpertici bir operasyonla bir mafya babası gibi evinden kaçırarak ABD'ye getirmesi ve yargılaması, normal şartlarda hiçbir hukuk kuralına ve diplomatik nezakete uymasa da, kapitalist sistem böyle bir sistem: Darwinist, güçlü olanın haklı görüldüğü, orman kanunlarının yürürlükte olduğu mafyavârî bir sistem.
Maduro'nun kaçırılışı, kapitalist sistemin doğası hakkında biraz fikir veriyor bize: Hukuk, sadece sistemi ve sistemin sahiplerini korumak için icat edilmiş bir makina Batı'da: Silahlı bir makina adetâ: Kimsenin gözünün yaşına bakmadan her tür barbarlığı, vahşeti, zorbalığı, sömürüyü meşrûlaştırma mekanizması: Bunun adına da "uygarlık" deniyor, iyi mi!
UYGAR BARBARLIK
Mestroviç'in orijinal başlığı The Barbarian Temperament (Barbar Mizaç) olarak yazdığı ama bizim Açılım Kitap'tan Uygar Barbarlık olarak yayınladığımız başlıkta olduğu gibi. (Bu arada Mestroviç, bu başlığın kendi başlığından daha iyi olduğunu söylemişti kendisine bu başlığı atacağımızı söylediğimde kitabını yayımlarken.)
Evet tam da uygar barbarlık bu. Kılıfını buluyor, kitabına uyduruyorsunuz; sonra da haktan, hukuktan, özgürlükten, insanlıktan, insan haklarından filan dem vurup duruyorsunuz.
Elbette ki, sadece retorik yapıyorsunuz. Söylediklerinize siz inanmıyorsunuz en baştan. Boş laf edip durduğunuzu en iyi siz biliyorsunuz.
Ne de olsa lakabınız "at hırsızı"!
Sadece Maduro'ya ve eşine değil, başta Venezuela olmak üzere bütün Latin Amerika ülkelerine ve önünüzde diz çökmeyecek bütün dünya ülkelerine ve liderlerine göz dağı veriyorsunuz.
Batılılar bütün insanlığın insanca yaşayabileceği bir düzen kuramadılar hiçbir zaman. Kurdukları bütün düzenler, zorbalığa ve sömürüye dayalı, uygar kılıklı, uygar kılıflı ama barbar düzenler.
Siyasî düzenleri böyle: Kendileri dışındakilerin hiçbir hakkının hukukunun olmadığı bir uygarlık onlarınki. Atina halkının %60'ı köle, Grek ve beyaz olmadığı için!
Kültürel düzenleri de öyle. Kendileri dışındakilerle, kendilerinden farklı düşünen, inanan, yaşayan kültürlerle, dinlerle, felsefelerle nasıl barış içinde, bir arada yaşanabileceğini bilemeyen, aksine, Grek / Romalı / Avrupalı olmayana barbar olarak bakan, bütün farklı dinlere, kültürlere, düşünce geleneklerine mensup toplulukları dışlayan, ötekileştiren, şeytanlaştıran, dışlayıcı, ötekileştirici hatta şeytanlaştırıcı bir kültürel düzen Batılıların kurdukları kültürel düzen.
ERGENLİK ÇAĞINA ULAŞAMAMIŞ BİR UYGARLIK
Batılılar niçin kendileri dışındakileri barbar olarak görüyorlar ve neden insanca bir dünya kuramadılar, kuramıyorlar -ve bundan böyle de asla kurmayacaklar- peki
Derin bir mesele bu ama izah etmeye çalışayım kısaca: Batı'da insan yok. İnsana ulaşabilmiş değiller. Beşerlikten insanlığa geçiş yapabilmiş değil Batılılar henüz. Nefsinin, hız, haz ve ayartının kölesi bu insanlar. Araçların kölesi. Eserlerinin esiri.
Kant'ın o meşhur tanımlamasını Kant'ın çocuklarını tarif etmek için kullanalım bir güzellik (!) yaparak: Batı henüz ergenlik çağına ulaşabilmiş değil. Kant ve abartılı ve de abartıcı Fransız şürekâsı veya müridanı, Kilise'nin insanın çocuksu duygularına hitap ettiği için insanın ergenlik çağına ulaşamadığını, insanlığın aklını kullanmaya cesaret ettiği modernlikle birlikte ergenlik çağına ulaşacağını söylüyorlardı.
"Akıl" dedikleri şey, herkesin anladığı akıl değildi. Makuliyet, ölçülülük filan hiç değildi. Kant'ın ve adamlarının akıl'dan anladıkları tastamam bir akılsızlıktı: Ration: Yani, ölçme-biçme. Aslında kesme-biçme. Kesip atma. İndirgeme mantığı.
Makuliyet, ölçülülük anlamında akıl, asla indirgemecilik, kesme-biçme, kesip atma değildi, olamazdı.
Buradan nereye geliyoruz
En başa…
En temel meselelere…
Batılıların modern hikâyenin kurgulanmasından günümüze gelinceye kadar hep bir kurgu / hayal / icat dünyasında yaşadıklarını görüyoruz. Adamlar, önce bir şey icat ediyorlar, sonra da ona inanıyorlar.

18