Türkiye, savunma sanayisinde devrim yaptı, Selçuk Bayraktar'ın öncülüğünde: Selçuk Bayraktar, iki asırda yapılacak atılımı, 10 yılda gerçekleştirmeyi başardı!
Dış politikada da güçlü diplomatik ataklar yapıyoruz: Bölgenin kaderini, haritalarını biz şekillendiriyoruz yaklaşık son on yıldan bu yana. Hangi haritaları ama Jeo-stratejik haritaları.
Teo-politik, jeo-kültürel haritaları da biz şekillenebiliyor muyuz
Maalesef, hayır!
TARİH YAPMA İRADESİ: AKÎDE İLE ÇİZİLEN TEO-POLİTİK HARİTALAR
Eğer Türkiye bölgesel ve zamanla küresel güç olacaksa bunun yolu, bölgenin teo-politik ve jeo-kültürel haritalarını şekillendirecek tarih-yapıcı bir harita bilgisine ve bilincine sahip olmasından geçer.
Tarih-yapıcı harita bilgisinin ve bilincinin kaynağı, özünün gür olmasıyla ve özgürlüğünü koruyabilecek muhkem bir akîdeye / sarsılmaz sâbitelere sahip olabilmesiyle elde edebileceği tarih yapma iradesi ve ruhudur..
Ne yazık ki, Türkiye, tarih yapma iradesinin adı ve adresi demek olan Ehl-i Sünnet akîdesini ve sâbitelerini yitirdi fakat bunun farkında bile değil.
Akîdesini yitiren bir toplum tarih yapma iradesini de yitirir ve başkalarının yaptığı tarihin önünde çöp gibi sürüklenir…
TARİH DIŞINA İTİLMEK AMA BUNU GÖREMEMEK!
Türkiye'yi en iyi tarif edecek üç aşamalı bir tespitim var; yakıcı, tedirgin edici ve silkeleyici bir tespit.
Şöyle bir tespit bu: Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâket, başına ne geldiğini bilememesidir. Daha kötüsü, bilemediğini de bilememesidir. En kötüsü ise, celladına âşık edilmesi ve tasmalı çekirgelere dönüştürülmesidir.
Türkiye ile ilgili bir karar alırken, Türkiye'nin nereye, nasıl gitmesi gerektiği üzerinde kafa patlatırken, bu tespiti dikkate almadan, bu tespit üzerinde kafa yormadan karar alınırsa, sonucun fiyasko olacağını bilmemiz gerekiyor.
Tarih yapan Türkiye yok artık. Tarihten sürülmüş, tarih dışına itilmiş, tarihte tatil yapan bir Türkiye var. Özne değil, nesne.
Tarihten sürülmesi, tarih dışına itilmesi, tarihte tatil yapmaya mahkûm edilmesi, sadece dış güçlerin Türkiye'ye cepheden saldırmaları ile gerçekleşmiş bir felâket değil.
Asıl felâket, içerideki asalakların dış güçlerce ayartılması ve kullanılması. Tanzimat'tan itibaren tehlikeli sularda bir oraya bir buraya doğru sürükleniyoruz o yüzden.
TANZİMAT'LA ISLAH EDİLMEK…
Tanzimat, bir reform girişimi. Bizim idam fermanımız. Ama biz Reforma "ıslahat" demişiz. Toparlanma, kendimize çeki düzen verme anlamında ıslahat demişiz.
Ama gerçekte yaşadığımız hikâye, hiç de öyle tezahür etmedi kaçınılmaz olarak.
Önce düvel-i muazzama, yani dönemin büyük / süper güçleri, özellikle de İngiltere, bizi içeriden ıslah etmeye soyunmuş. Islahat, bizi kendimize getirmek için bizim kendi kendimize, kendi irademizle toparlanmamız değil, bizi kendimizden uzaklaştırmak için, bizi teslim alarak terbiye etme girişimidir.
Bizim kendi kaderimizi kendimizin şekillendirmesi değil, bizim kendi kaderimizi kendimizin şekillendirmesini sağlayacak irademizin elimizden alınmasıdır. Bizim kaderimizin başkaları tarafından şekillendirilmeye başlanması.
Tanzimat, Türkiye'nin modenleştirilmesi, yani ıslah edilmesi. Yani İslâm'ın bin yıl boyunca canla, kanla muhkem bir şekilde inşa ettiği özümüzün, öz kültürümüzün, dolayısıyla ruhumuzun yok edilmesi teşebbüs-ü âdî'si.
TÜRKİYE'NİN ÜÇ TARZ-I YOK OLUŞU: ŞÜPHE, İNKÂR VE İNTİHAR
Türkiye'nin modernleştirilmesi anlamında ıslah edilmesi, öncelikle kendinden, kendi özünden, değerlerinden şüphe edilmesiyle başladı. Tanzimat bizim kendimizden şüphe etmemize yol açtı: Surda gedik, işte bu kendinden-şüphe felâketiyle açıldı! Kalenin içeriden ele geçirilmesini sağlayan kapılar işte bu şekilde açılmış oldu: Zihin teslim alındı: Osmanlı entelijansiyası zihnen teslim alındı: Osmanlı elitleri, aydınları "artık biz yenildik, geri kaldık, bizden adam olmaz, biz, biz olmaktan çıkalım, biz olmaktan çıkarak biz olalım, yeni bir biz olalım, başka bir biz aramaya bakalım, başka bir yola bakalım, başka bir yola yol diye koyulalım" dediler.

18