Bugün eğitim sistemimizde model alacağımız ama inanılmaz tezviratlarla yıpratılmaya çalışılan Sakarya'daki bir hafızlık okulumuzu (Sakarya Şehit Bülent Yurtseven İmam Hatip Ortaokulu'nu) anlatan nefis bir yazıyla baş başa bırakıyorum sizi. Yazının yazarı MTO'muzun (Medeniyet Tasavvuru Okulu) demirbaşlarından ve söz konusu okulun hocalarından Mehmet Varıcı. Zihin açıcı okumalar...
VAHYİN AĞIRLIĞI
Cebrail Aleyhisselâm'ın kanat çırpınışları altında Hira aydınlanırken Mekke henüz uykudaydı. Yeryüzünün bütün dağları emaneti yüklenmekten imtina ederken, ilk vahiy öksüz ve yetim olan Hz. Muhammed'e (sav) teslim edildiğinde, Hira bu iki kutlu yükün ağırlığına nasıl dayanabildi Ya Sevr Dağı Emanetin taşıyıcısı olan o kutlu beden kendisine sığındığında, hangi kudretle bu kutlu yolculara sığınak oldu
Ya sen, ey Uhud! Kutlu sevgilinin mübarek dişi kanlar içinde toprağa düşerken, öfkeyle yarılıp müşriklerin üzerine ateş olup yağmaman için seni hangi kudret dizginledi
HİRA'NIN VÂRİSLERİ
Ya sen, ey kutlu çocuk! Cesaretine hayranım senin. Dağların yüklenmeye cesaret edemediği Kur'ân'ı sadrında taşımak için çıktığın bu kutlu yolculukta seni kıyama kaldıran, yola revan eden rüyalarında bana da bir yer, bir yurt, bir umut var mı
Sen ki uykularını feda eden, oyuncaklarını elinin tersiyle bir kenara iten, tablet oyunlarını yavaş yavaş hayatından silen çocuk! Yorgun düştüğün akşamlarda yanağından süzülen yaşlarda, benim için de bir serinlik, bir kurtuluş, bir çare var mı
Hani ikindi vakti eve döndüğün zamanlarda, sokakta emsallerin oynarken senin eve doğru yürüyüşün, rahleye oturuşun yok mu... Bana Hz. Ömer'in heybetini hatırlatıyor. Sen yürürken sokak titriyor, şehir titriyor, gök titriyor...
KUR'ÂN'LA AYDINLANAN EVLERBilirim, yükün ağırdır. Yorgun akşamlarda ödevlerin dağ gibi çöker omuzlarına. Yan daireden gelen televizyon sesleri, tablet tıkırtıları nefsini bir kurtçuk gibi gıdıklar. Önce kalbine bir sitem düşer; biraz serzeniş, biraz öfke... Ama birden Hz. Ebubekir'in sadâkati düşer yüreğine. İnsan, sevdiğinin emanetine sâdık olandır.
İşte o an ev titrer, apartman titrer, mahalle titrer. Bedir'in aslanları gibi yürürsün lavaboya. Suya elini her uzatışında, Nil sularına bırakılan Musalar gelir aklına, Akdeniz'in soğuk sularında annesinin ellerine tutunamayıp kıyıya vuran bebeklerin feryadı çınlar kulaklarında.
Ödev bittiğinde artık bedenin de tükenir. Ama bu tükeniş, ruhunu öyle bir ayağa kaldırır ki yatağına yürürken dilinde sessiz sessiz ayetler mırıldanırsın. Başını yastığa koyduğunda, hangi kutlu rüyalar bekler seni Gözlerin tam dalarken dudaklarından dökülen o son ayetteki müjdeler nedir
Uykusunda bile Kur'an mırıldanan ey kutlu çocuk! Rüyalarında içtiğin Kevser sularından bana da bir yudum düşer mi
GAZZELİ ÇOCUK RUHUYLA SABAHA UYANMAK...Ah o sabahların yorgun çocuğu! Annen bedenini hafifçe dürterken, "Biraz daha... biraz daha uyuyayım..." serzenişlerin yok mu Sevgi, şefkat, merhamet...
Sabah, yeryüzünün bütün en güzel duygularıyla seni ve aileni selamlar.
İşte o an, enkaz altında annesinin soğuk bedenine sarılarak sabahlayan Gazzeli çocuklar sana gülümser. "Kalk!" derler, "kalk ve bizim yerimize de sarıl annene."
Dünyada senin annen gibi kaç anne var ki, kendi uykusunu çocuğunun kutlu yolculuğuna feda etsin
Evden çıkmadan önce, son defa sayfaları zihninden geçirmek üzere abdeste yürüdüğünde komşu çocuğun horultusu nispet edercesine duvarları yırtarken, sen ki üzerine Hz. Ali'nin örtüsünü çekersin. Hani Peygamber Efendimiz (sav) hicrete çıkmadan evvel onu yatağına yatırmış, üzerine hırkasını örtmüştü ya...

7