Modern dünyada gücün nasıl örgütlendiği sorusu, artık sadece devlet sınırlarıyla cevaplanamaz. Elimizdeki veriler, dünya ekonomisinin sanıldığı gibi binlerce bağımsız aktörün rekabetine değil, merkezinde finans devlerinin bulunduğu dar ve iç içe geçmiş bir "süper-varlık" tarafından yönetildiğine işaret ediyor. Bu teknik gerçeklik, sermayenin nasıl bir yapısal güç oluşturduğunu kanıtlarken; Jeffrey Epstein vakası gibi skandallar, bu gücün kişisel ve karanlık ağlar üzerinden nasıl operasyonel hale getirildiğini acı bir şekilde yüzümüze çarpıyor.
Kontrolün Mimarisi ve Finansal Çekirdek
Küresel ekonomideki mülkiyet ilişkileri incelendiğinde, yaklaşık 43.060 çok uluslu şirketin (TNC) arkasında devasa bir "fiyonk" (bow-tie) yapısı olduğu görülmektedir. Bu yapının en kritik noktası, "SCC" (Strongly Connected Component) olarak adlandırılan ve sadece 1318 düğümden oluşan aşırı yoğunlaşmış bir çekirdektir. Şaşırtıcı olan ise, küresel kontrolün %80'inin sadece 737 ana hissedarın elinde toplanmış olmasıdır. Bu grubun ezici çoğunluğunu ise bankalar ve finansal aracılar oluşturur.
Bu ağın üyeleri, ortalama 20 diğer üyeyle doğrudan veya dolaylı bağlantı içindedir. Yani karşımızda, kendi içinde kapalı, birbiriyle çapraz hisse ortaklıkları kurmuş ve küresel kontrolün %40'ına yakınına tekabül eden bir ekonomik "süper-varlık" bulunmaktadır. Bu denli yüksek bir yoğunlaşma, pazar rekabetini öldürmekle kalmaz, aynı zamanda bu dar elit grubun siyasi sistemler üzerinde devasa bir manipülasyon kapasitesi oluşturmasına zemin hazırlar.
Finans Devlerinin Rolü ve Çapraz Sahiplik
Bu çekirdek yapının merkezinde yer alan kurumlar, sadece ekonomik birer birim değil, aynı zamanda küresel karar vericilerdir. Barclays PLC, JPMorgan Chase & Co, Goldman Sachs ve Deutsche Bank gibi isimler, listenin en tepesinde yer alarak bu ağın omurgasını oluşturmaktadır. Bu kurumlar arasındaki bağlantı o kadar komplekstir ki, çekirdeğin içindeki rastgele bir şirketin aynı zamanda en üst düzey kontrol sahibi olma olasılığı %50'ye yakındır.
Bu "iç içe geçmişlik", finansal kurumların sadece resmi oy haklarıyla değil, aynı zamanda kayıt dışı müzakereler ve kredi ilişkileri üzerinden de şirketlerin stratejik kararlarını etkilemesine olanak tanır. Finansal aktörler, portföylerindeki binlerce şirket üzerinde benzer stratejileri (örneğin maliyet kısıntıları veya istihdam politikaları) eş zamanlı olarak dayatabilme gücüne sahiptir.
Epstein Dosyası: Yapısal Gücün Karanlık Yüzü
Epstein vakasını bu perspektifle okuduğumuzda, mesele bir suç dosyasının ötesine geçerek sistemik bir analize dönüşür. Ekonomik verilerde gördüğümüz o "sıkı sıkıya örülmüş çekirdek", sadece bilanço tablolarıyla değil, aynı zamanda lüks jetlerde, özel adalarda ve gizli toplantılarda kurulan kişisel bağlarla da birbirine lehimlenmiştir.
Epstein'ın müşteri listesindeki isimlerin, dünyadaki en güçlü finans kuruluşu yöneticileriyle olan doğrudan temasları tesadüf değildir. Bir tarafta küresel sermayeyi kontrol eden mekanik yapı, diğer tarafta bu yapının aktörlerini şantaj, yasadışı ağlar ve etik dışı ilişkiler üzerinden birbirine bağlayan karanlık bir diplomasi vardır. Bu durum, "karşılıklı sahiplik" kavramının sadece hisse senetleriyle değil, aynı zamanda "paylaşılan sırlar ve suçlar" üzerinden de tahkim edildiğini gösterir. Bu kişisel ağlar, kurumsal kontrolün resmi sınırlarını aşarak, hukukun erişemediği bir dokunulmazlık alanı yaratır.

23