BAE'nin OPEC Vedası

Uluslararası politik ekonominin fay hatları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) OPEC'ten resmen ayrılmasıyla geri dönülemez bir biçimde kırıldı. Bu hamle, petrol fiyatlarını etkileyen teknik bir karar olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor. Küresel enerji mimarisindeki köklü bir paradigma değişiminin ilanı niteliğindeki bu adım, stratejik bir dönüm noktasıdır. Abu Dabi, dikey bir hiyerarşi olan kartel yapısını terk ederek yatay ağların hakim olduğu yeni düzeninde otonom bir sistem düğümü olma iddiasını resmen tescilledi. Bu durum, klasik enerji diplomasisinin sona erdiğini ve liberal küresel yönetişim sürecinin yerini post-hegemonik bir düzene bıraktığını göstermektedir.

Liberalizmin hakim olduğu dünyada uluslararası örgütler küresel istikrarın ana taşıyıcılarıyken, bugün bu yapıların işlevselliğini yitirdiği bir kırılma noktasına tanıklık ediyoruz. BAE'nin bu kararı, çok taraflı kurumların artık devletlerin ulusal çıkarlarını korumakta yetersiz kaldığı bir realizm dönemine geri dönüldüğünün göstergesidir. Benzer bir durumu Trump'ın NATO'dan yardım istemesi ancak ittifakın bu talebi karşılamakta yetersiz kalması sürecinde de gözlemlemiştik. Uluslararası kurumların zayıfladığı bu yeni dönemde devletler artık kolektif güvenlik yerine kendi stratejik otonomilerini inşa etmeye odaklanıyor.

Bu dönüşüm, Türkiye'nin hem BAE hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkilerindeki dramatik normalleşmeyle tam bir uyum içerisindedir. Geçmişin ideolojik gerilimlerinin yerini rasyonel bir iş birliğine bırakması, bölgesel aktörlerin dış dayatmalardan bağımsız bir denge aradığını kanıtlıyor. Özellikle Suudi Arabistan ile savunma sanayiinden lojistiğe uzanan ortaklıklar, post-hegemonik düzenin somut yansımalarıdır. Bu noktada Hicaz Demir Yolu projesinin modern bir vizyonla yeniden canlandırılması girişimi, Türkiye'yi Körfez'in derinliklerine bağlayan stratejik bir damar işlevi görmektedir. Bu hat, sadece bir ulaşım yolu değil, Türkiye'nin bölgesel koridorlarda kurucu bir düğüm noktası olma iradesidir.

Ancak BAE'nin bu otonomi arayışı, Washington'ın İsrail ve Bahreyn ile birlikte Abu Dabi'yi de kapsayan 86,4 milyar dolarlık devasa silah satış onayının gölgesinde şekillenmektedir. Bu askeri paket, Körfez'in enerji alanında bağımsızlaşma çabalarına karşın güvenlik mimarisinde ABD teknolojisine olan bağımlılığın devam ettiğini göstermektedir. Yine de BAE artık bir blok üyesi olmaktan tamamen çıktı. Batı ile Asya arasında esnek manevra yapabilen bağımsız bir aktör olmayı seçti. Bu kararın arkasında, Suudi Arabistan ile yaşanan ve dostane rekabet sınırlarını aşan derin vizyon ayrılıkları yatıyor. Özellikle Suudi Arabistan Veliaht Prensi'nin ABD'ye yönelik sitem dolu çıkışı dikkat çekicidir. Kendi başkentini korumakta zorlanan bir Washington'ın Riyad'ı nasıl muhafaza edeceğine dair ifadeler, eski güvenlik paradigmasının çöktüğünün kanıtıdır.