Hürmüz'ün ipleri

TRUMP daha savaşı başlatmadan İran iki temel strateji geliştirmişti.

Körfez ülkeleri üzerinden Amerika'nın canını yakmak.

Hürmüz kartını oynayarak önce bölge daha sonra da dünya dinamiklerini değiştirmek.

*

Şöyle geriye dönüp baktığımızda ABD ve İsrail, İran'ı vurdukça; İran'ın da Körfez ülkelerini vurmasının net bir geri dönüşü olmadı.

Körfez liderleri çıkıp "yandık ey Trump... Bitir şu işi" demedi.

Hatta Ankara dahil herkes İran'ın savaşın
tarafı olmayan Körfez'i vurmasını eleştirdi.

İran'ın birinci taktiği hem istenen sonucu üretmedi hem de zaten bölgeyle kavgalı olan İran'ın bundan sonra komşularıyla verimli ilişkiler kurmasını sittin
sene imkânsız kıldı.

*

Gelelim ikinci taktiğe...

Burada doğruya doğru... İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kilitlemesi savaşın da bölgenin de gidişatını değiştirdi.

Körfez de Trump da Hürmüz kartına karşı oynayacak bir koz bulamadı.

Haberin Devamı

Hürmüz adeta İran direnişinin simgesi olup çıktı.

Ta ki... Trump da aynı kartı oynamayı akıl edinceye kadar.

*

İran ne ürettiği petrolü satabiliyor, ne de ihtiyacı olan ithal ürünleri alabiliyor.

İran petrolünü satamadıkça depolar doluyor, depolar oldukça 30-40 yaşındaki petrol tankerleri faaliyete geri sokulup dolduruldukça dolduruluyor.

Taşıma suyla değirmen ne kadar dönecek onu bilemiyoruz ama...

İran'ın Trump'a gönderdiği "önce Hürmüz'ü karşılıklı açalım, sonra nükleeri konuşalım" teklifi işlerin kötüye gittiğini gösteriyor.

*

Yani demem o ki... İran'ın can simidi olan Hürmüz, bir anda boynundaki ilmek olmuş halde.

*

Son birkaç haftadır Trump'ta bir değişiklik hissediyorum.

Ne anlaşma yapmak için can atıyor ne de savaş tamtamları çalıyor.

Hürmüz'ün kapısına donanmayı dikmiş ve köşesine çekilmiş gibi bir havası var.

*

Geçen gün Beyaz Saray'da Trump tam karşımdaydı. Keyfi yerinde, morali yüksek bir Trump gördüm.

Sordum...

"Görünüşe göre hem ablukadan memnunsunuz hem de savaşı yeniden başlatmanıza ya da bir anlaşma yapmanıza gerek yokmuş gibi duruyor. Doğru mu" dedim.

"Abluka inanılmaz gitti, ablukamız çok güçlü. Yüzde 100 etkili, aslında abluka inanılmaz oldu" dedi.

Müzakere ettiğini ama İran'ın içindeki çekişmeden ötürü liderlerinin inanılmaz kopuk olduğunu da söyledi.

Pek de haksız değildi.

*

Yani size şöyle söyleyeyim...

Haberin Devamı

Ablukanın ablukası fikrini Trump'a kim verdi bilemem ama tüm dengeyi bir anda tersine çevirdiği de bir gerçek.

Bomba atmadan, saldırgan olmadan, İran'ı mağdur etmeden, rejime halkı kenetleme fırsatı tanımadan da Tahran'ı baskılayabileceğini gördü.

Ben bu satırları yazarken de "anlaşma yapmasak daha iyi" bile dedi.

Soru şu...

İkinci kez İsrail'in "vur" tuzağına düşer mi

MEKÂNIN SAHİBİ

BU hafta Kral Charles'ın ziyaretini takip ettim.

İngiliz Kralı ve bizim buraların kralı nasıl geçinecek en merak ettiğim oydu.

*

Genel Yayın Yönetmenimiz Ahmet Hakan "Kralcı mıyım, Trumpçı mıyım" diye sorup; "Sinsi Charles'tansa güm güm konuşan Trump yeğdir" demiş.

*

Yıllardır her gün saatlerce Trump'a maruz kaldığımdan mıdır nedir...

Haberin Devamı

Kral Charles'ın sinsi ve ince dokundurmaları, taşı gediğine nazikçe koyması ve "mekânın sahibi benim" demesi karşısında ben Charles'ı daha etkileyici buldum.

*

- Trump'ın Beyaz Saray'ın doğu kanadını yıktırmasına dokundurup "Biz İngilizler de 1814'te kendi emlak düzenlememizi denedik" demesine güldüm.

- Kerli ferli Kongre üyelerinin önünde "250 yıl önce, ya da biz Birleşik Krallık'ta şöyle deriz, daha geçen gün" diyerek ABD'lilere "dünkü çocuksunuz" demesine liseli ergenler gibi ekran başında "ooo" çektim.

- Trump'a taş atıp "güçler ayrılığından" bahsetmesinde muzipçe bir gerildim.

- Kral'ın "Kanada benim olacak, bineceğim üstüne" diye bir yıldır dalga geçen Trump'a dönüp "Bu yaz Dünya Kupası ABD ve Kanada'da. İkimiz de ev sahibiyiz" demesini fena zehir bir kafa olarak gördüm.

Haberin Devamı

- Avrupalılara habire "biz olmasak Almanca konuşurdunuz" diyen Trump'a "Asıl biz olmasak sen Fransızca konuşurdun