Hayatın içinde o kadar güzel, muhteşem olaylar oluyor ki bunların her biri de insana yaşama umudu veriyor.
Mesela, yağmurun toprakla buluşmasında, binlerce nebata ve mahlukata hayat verecek suya kavuşacak olan toprağın sevinç çığlığını hiç duydunuz mu siz
"Bekleyin, şimdi can suyunuz geliyor." diyerek, onlara suyun müjdesinin verilişindeki mutluluğun nasıl bir şey olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi
Getirmedinizse bile, o çığlığın bereketi müjdeleyen bir çığlık olabileceğini şöyle bir güzel düşünsek mi diyorum
Denizin aracılığıyla...
Ormanın aracılığıyla...
Irmağın aracılığıyla...
Yağmurun aracılığıyla, insanın anlamasını istemişti ya biz işte onu ne kadar anlayabiliyoruz, ya da ne kadarını anlayabildik, orasından emin değilim.
Eğer hayatın kendisine ve içindekilerine ihanet edilirse, hayat da kendisine ihanet edenlere hiç acımadan onları cezalandırır da o cezanın nereden geldiği bile anlaşılmaz.
Ama bir şey olur.
Bu sefer de insanoğlu, kendisini cezalandıran, hayatın bir parçası olan doğaya kızar.
Denizin delirmesine
Nehrin taşmasına
Yağmurun şiddetine
Kar ve fırtınanın hiddetine kızar öfkelenir, sinirlenir.
Bir kere bile olsun kendine öfkelenmez insanoğlu.
Hani bazen kendi kendime:
"Neden büyüdük Çocuk mu kalsaydık" diye, içimden geçirdiğimde, isyan etmiyor da değilim.
Oysa bütün güzellikler
Renklerin en parlak halleri
Arkadaşlığın candan
Dostluğun karşılıksız
Denizlerin tertemiz duruluğu
Çiçeklerin capcanlı
Ormanın rengarenk ve oksijen yüklü olması
Irmağın coşkuyla akması
Yağmurun sulusepken yağışı, meğer ne kadar güzelmiş çocukken.
Demek ki kimi insanlar -belki de- hayatı bozmak için büyüyorlar.
Doğayı
Denizi
Dereleri, ırmakları bozmak için!
Ve hayatın bozulduğunda da insanoğlunun patavatsızlığını, arzularının sınırsızlaştığını düşünüyorum.
O zaman da dünyada toprak betonlaşıyor
Denizler dolduruluyor...
Ormanlar yok ediliyor...
Var olan toprak çoraklaşıyor.

81