İktidarın kamu tasarrufuyla ilgili ortaya koyduğu üç yıllık plan, çok kararlı ve de çözüm odaklı bir planmış gibi gelmedi bana.
Hani diyeceksiniz ki devlete güvenmiyor musun
Güvenmek istiyorum elbette, ancak devlet dediğimiz Anayasa ile inşa edilen bir tüzel kişilik ise devleti yöneten, Anayasayı kevgire döndüren yürütme ve yasamasındakiler beni tereddüde düşürdü!
Bunca zaman ve defalarca "Her şeyin yolunda gittiği" söylenmesine rağmen, günbegün daha da kötüye gitmesi karşısında kendime:
"Ben, ülkemi yönetenlere hâlâ güvenmeli miyim" diye sormadan da edemiyorum.
Doğrusu samimi olarak güvenesim gelmiyor.
Onlar, sahiden işlerini sahipleniyorlar mı, yoksa '-mış, muş' gibi mi yapıyorlar, işte ondan emin değilim.
Keşke emin olabilsem!
Ülkenin, bugün ekonomik olarak bu noktaya gelmesinin birinci nedeni, Sayın Erdoğan'ın kendisi olduğu, yine kendi ağızından kamuoyuna duyurulmuştu zaten.
"Ben ekonomistim. Ülkenin ekonomisinden ben sorumluyum." demişti.
İyi de bugün ne oldu da yurdum insanı kemer sıkmakla karşı karşıya bırakıldı.
Bunun suçlusu vatandaş mı, yoksa itibardan ödün vermeyenler mi
İyice düşünmek gerek!
Bu kemer sıkmanın nedeni emekli olamaz.
İşçiler de olamaz.
Yani çalışan kesim hiç olamaz.
Bunun nedeni daha başka yerlerde aranmalı kanımca
Mesela devlet tarafından iş yaptırılan imtiyazlı gruplar, bu tasarruf tedbirlerinden nasıl etkilenecek, etkilenecekler mi merak ediyorum!
Onlar çalışanlar kadar
İşçi, köylü, tarımla uğraşanlar, esnaf, emekli kadar taşın altına elini koyabilecekler mi acaba
Sahi, bu mümkün olabilir mi
Onlara yapılan ödemelerle ve de itibardan tasarruf edilmedikçe, bu hayat pahalılığının gündemden çıkartılabileceğini hiç sanmıyorum!
Ben ekonomist değilim, ama ekonomist olanlar da memleketi 20-25 yıllık süreçte -İtibarlarından ödün vermediklerinden, dolayı- başarılı bir sonuç elde edemedikleri ortada.

156