Hiçbir zaman kimselere; akıl vermek, onları yönlendirmek gibi bir derdim olmadı.
Bugüne kadar hep doğru bildiklerimi paylaştım.
Bile isteye hiçbir kimseye ithamda bulunduğumu hatırlamıyorum.
Hele herhangi birilerini yazılarımda "Haksız yere eleştirmeyi" aklımın ucundan dahi geçirmedim.
Çünkü ben bir gazeteciyim.
Elbette benim de bir hayat görüşüm var ve görüşlerime yakın siyasi bir partiyi de benimsiyorum.
O da bir yere kadar!
Biliyorum ki yapılan kötülüklerde, iyiliklerde
Güzelliklerde, çirkinliklerde hatta gün geliyor, yaptığımız küçük bir haksızlıktan dolayı pişman oluyor, biz pişman olurken de birilerine kim bilir ne bedeller ödetiyoruz.
Demem şu ki; hangi mesleği yaparsak yapalım, sahiden de hak, hukuk ve adalet çizgisinden
Ahlâk çizgisinden
Haram-helâl çizgisinden
Güvenilir ve samimi olabilme çizgisinden vazgeçmesek, diyorum.
Her birimiz, ağzımızdan çıkanı kulağımız duysa, diyorum.
"Birinin hoşuna gidecek ve ondan menfaat sağlayacağız" diye, "Birinin hayatının karartılmasına" da meydan vermesek diyorum.
Hani "Yarınlar için 'Keşkeleri' biriktirmek yerine 'İyi ki'leri biriktirsek" diyorum.
Çok şey mi istiyorum
Niye bunları yazdım
AKP'ye yakınlığı ile bilinen Gazeteci Cem Küçük -ki kendisiyle hiç karşılaşmadım, tanımıyorum- köşesinden, "AKP'li yetkili isimler neredesiniz" başlıklı bir makale yazmış ve İmamoğlu meselesiyle ilgili AKP'li isimleri ciddi ciddi eleştirmiş.
İyi de 30 yıl sonra İmamoğlu'nun diplomasının iptal ettirilmesi
Sonrasında, sırf İmamoğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olmaması için önünün kesilmesi yönündeki iddialar bitmiyor ki.
Yapılan protestoların haklılığı ile ilgili AKP içinden de -her ne kadar açıkça söylenemese de- gösterilen tepkileri, belki de AKP'li vekiller de doğru buluyorlar ve o nedenle konuşmuyorlar, olamazlar mı Sayın Küçük
Belki de "Sürç-ü lisan etmemek için" konuşmuyorlardır.
Ya da bilgi sahibi olmadıkları için fikir beyan etmiyorlardır.

100