Yazımın konusu fıkra.
Elbette fıkranın ne olduğunu biliyorsunuz ya, yine de sizinle paylaşmak istedim.
Edebiyatın içinde yer alan fıkrayı paylaşmadan önce, Edebiyatın; bir sanat türü olduğunu, üstelik de oldukça zengin bir çeşitliliğe sahip olduğunu hatırlatmak isterim.
Edebiyat;
İçinde mutlaka duyguya yer verdiği
Üstelik de her türlü duyguyu içine kattığı
Müthiş bir düşünce yoğunluğuna sahip olduğu
Bu düşüncelerin sözlü ve yazılı olarak, her biri ayrı ayrı bir sanat türü olduğunu hatırlatmak isterim.
Çünkü Edebiyatın hamuru sanattır.
Fıkra ise; Edebiyatın içerisinde hayatın mizah yönünü ele alır.
İnsanı güldürür
Düşündürür
Eğlendirir
Şaşırtır
Ve bütün bunları yaparken, mutlaka dersini verir.
Bundan sonrası size kalmıştır.
İster gülersiniz
İster eğlenirsiniz
Şaşırırsınız isterseniz
İster üzerinize alınırsınız
İsterseniz de sizin dünyanıza dokunmadığı için es geçer, umursamazsınız bile.
Tabi ki öyle fıkralar vardır ki işte bu son söylediğimi yapamazsınız.
Mutlaka sizin dünyanıza -doğrudan olmasa bile dolaylı olarak- dokunur
Kafanızı karıştırır
Öyle olunca da zorunlu olarak umursar ve es geçemezsiniz.
Bir konu anlatılırken, "Konuyla ilgili şöyle bir fıkra geldi aklıma" denildiğinde, ister istemez insanın yüzündeki -varsa- gerginlik ifadesi, yerini yumuşamaya bırakır ki fıkralar, yaşamın gerçeğini insanın yüzüne yumuşak, ama bir o kadar da tebessümle birlikte, etkili bir şekilde vurur.
Bu zamana dek fıkra içerikli bir düşüncemi sizinle paylaştığımı hatırlamıyorum.
Ancak geçtiğimiz cumartesi, internet gazetelerinde haberleri tararken bir gazetede "Günün fıkrasını Uğur Dündar anlattı." diyor ve devamında da "Son cümlede kahkaha atacaksınız" diyerek, okuru sanırım kahkaha atmaya hazırlıyor.

145