Aşkı nasıl tarif edebilirim bilmiyorum.
Aşk; insanın yüreğine bir kere girmeye görsün, nereden ve nasıl geldiğini
İnsanı nasıl çarptığını anlayamazsınız bile.
Aşk tıpkı kovaladıkça kaçan ateş böceği gibidir.
Ne zaman ki o ateş böceğini yakalayıverirsin, aşk da yakalanıverir tam da o zaman.
"Aşkın geleneği, göreneği var mıdır" diyorum bazen
"Vardır elbet." diyesim geliyor.
Üstelik belki de 'En çok da aşk, gelenek ve göreneği önemseyen bir şeydir.' diyorum.
Hele de o, asla incinmesi istenmeyen bir yüreğin içinde saklıysa bu aşk.
Görüyorum ki her konuda olduğu gibi aşkta da gelenek ve görenekler değişime uğruyormuş.
Aşk, epey zamandır hem de o kadar büyük değişime uğradı ki anlatamam.
Anadan üryan oldu aşk.
Gizemi kalmadı, aleni oldu.
Çünkü aşkın başlangıcı, dokunulmaz bir şeydi.
Uzaktan uzağa bakışmak
Yan yanayken eller dahi dokunamazken birbirine, vücudun elektrik çarpması gibi tir tir titrer de bir daha kendine gelemezdi insan.
Ve o aşk çarpması, insanın aklını başından alıverirdi uzaktan uzağa da olsa!
Tabii bizim zamanımızdaydı o, zamane!
Ben, yetmişli yılların ortasında, o İstanbullu kıza âşık olduğumda ta ki nişanlanana kadar, doğru dürüst ne elini tutabildim ne de şöyle şimdiki zamane gençleri gibi aşk yaşadım.
Bizim zamanımızda filmlerde bile aşk benim anlattığım gibiydi.
Ne el ele tutuşulur
Ne yan yana gelinip de iki çift hasbıhal edilirdi ne de!
Ya biri görürse!
Ayıp olmaz mıydı
Benim gençlik yıllarımda "Ayıp olmaz mıydı' düşüncesi, aşkın en korktuğu şeydi belki de.
Âşıksan eğer
Sevmişsen, aşk harmanlı bir sevgiyle, alıp da başını gideceksin onunla
O aşk öyle bir şey ki seni senden koparır alır çünkü.
Bakışlarla alır
Dokunmasan da alır
Aşk eylem ister
Onun için de mücadele edilmesi gerekir aşk için.
Kazanılınca da her şeye rağmen.
Aşk mı galip gelir sen mi, orasını bilmem, ama bunda en çok sevinen sen olacaksın.
Ben oldum çünkü.
Aşkı sahiplendim
Yaşadım

140