'Doktor bey... Azrail bana nasıl görünecek'

Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı. Özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Kısa bir süre sonra da Allah'ın izniyle iyileştiğini gördüm.

Fakat; bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Ziyaretine gittiğimde güçlükle konuşarak:

-''Doktor bey, ben size dargınım. Siz dindar bir insanmışsınız. Niçin bana da Allah'ı, ölümü, âhireti anlatmıyorsunuz.."


Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için, bu teklif karşısında oldukça şaşırdım. Onu üzmemeye çalışarak:

-"Doktora ulaşmak kolaydır. Parayı bastırdın mı, istediğine tedavi olursun. Ancak, iman tedavisi için gönülden istek duymalısın." dedim.

Konuşmaya mecali olmadığından; "ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yaşayan Serap için bu dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Vefatına bir hafta kala: "Doktor bey, ben ölürken ne söylemeliyim" diye sordu..


-"Senin durumun çok özel.. Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O anı –ölümü- fark edince 'Muhammed' sana yeter." dedim.

Sabahlara kadar çok ıstırap çektiği halde, ağrı kesici morfin yaptırmamaya başlamış.

İğne yaptırmamasının sebebini sorduğumda, aldığım cevabı hâlâ unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.

-"Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste 'Muhammed' diyemezsem"