Yazar yaşlanmanın kişiyi arındırdığını, gereksiz ilişki ve kaygılardan kurtulduğunu söylerken, kamu kurumlarına olan güvensizliğin toplumu felç ettiğini de anlatır. Seçici davranmanın bireysel hakkı varken, kurumsal yozlaşmaya karşı hiçbir yanıt bulamayan toplumun çıkmazı nedir?
Nasıl ihtiyarlayacağımı çok merak ederdim. Bilge, şefkatli, tonton, babacan bir dedeye mi dönüşecektim, yoksa lanet, aksi, geçimsiz bir ihtiyara mı
Dışarıdan nasıl göründüğümü bilmiyorum ama emin olduğum bir şey var: Yaş aldıkça arınıyorum, hafifliyorum, demleniyorum.
Bu "dem tutma" işi keyif veriyor bana. Önemsiz şeyler önem kazanıyor hayatımda. Tıpkı önemli saydıklarımın giderek önemsizleşmesi gibi. Artık sadece ve sadece değer verdiklerimin beni üzmesine izin veriyorum. Gerisi fasa fiso geliyor. Hatta hayatımda hiç yer tutmamış, ölene kadar da tutmayacak insanlara neden bunca yıl önem atfettiğimi anlayamıyorum şimdilerde. Yok saymama gerek yok onları. Zaten hiç var olmamışlar ki...
Anlıyorum ve anladıkça belimi büken gereksiz yüklerden birer birer kurtuluyorum. "İnsan detoksu" yapıyorum anlayacağınız. Yıllardır virgülün sağındaki sıfırlara harcadığım mesaiye yanmıyorum bile. Öyle hafifledim ki, adeta rüzgar bile ağır geliyor uçuşan saçlarıma. Her safradan kurtulduğumda irtifa kazanıyor, kopuk uçurtma kadar özgür hissediyorum...
Umursamaz, kaygısız biri olup çıkmadım tabii. Tam tersi, duyarlılığım arttı ama sadece hayatıma direkt etki eden konular, insanlar, olaylar için.
Artık daha "seçici" davranmak zorunda olduğumu hissediyorum. Çünkü zamanım daralıyor, bir bu kadar daha yaşamayacağımı biliyorum. Öyleyse "hayatımla oyun oynarken" kaliteli zaman geçirmek zorundayım.
Zamanımı çalanlara, enerjimi emenlere karşı ne kadar tahammülsüzsem, iyi hissettiren, haz veren, mutlu edenlere karşı o kadar esnek ve hoşgörülüyüm.
Benim fikrimi soracak olursanız, şahane yaşlanıyorum...
Gel de yaşa...
Parti Lideri, yalancı.
Belediye Başkanı, hırsız.
Valinin oğlu, katil.
Milletvekili, tecavüzcü.
İl Başkanı, rüşvetçi.
Sanatçı, kokainci.
Avukat, uyuşturucu kuryesi.
Doktor, kuvöz çetesi yöneticisi.
Banka müdürü, dolandırıcı.
Futbolcu, yasa dışı bahisçi.
Öğrenci, terörist.
Esnaf, fırsatçı.
Gümrük görevlisi, altın kaçakçısı.
Adliye emanetçisi, gaspçı.
İyi de; kime güveneceğiz, nerede ve nasıl yaşayacağız
Bu Fener, deli eder!
Bir mucize yaşanıp da Fenerbahçe bu sezon şampiyon olsa bile bu yönetimi, bu teknik direktörü ve bu futbolcuları takımda görmek istemiyorum. Eminim, pek çok sarı-lacivertli taraftar da benimle aynı görüştedir.
Yahu kümede kalmaya çalışan 4 takıma; 4 ayrı maçta, hepsi de uzatma dakikalarında olmak üzere gol yeyip, 2'şer puandan toplam 8 puan kaybeden takımdan şampiyon olur mu Bir kere olsa "kaza" dersin, iki kere olsa "şanssızlık" ama 4 kez aynı durum yaşanıyor da bir önlem alamıyorsan futbolu bırak, git pazarda limon sat!..
Koca bir sezonun sonunda gol umudunu, dünya yeteneksizi Sıddıki Şerif'e bağlayan, kurtarıcı diye sahaya Levent, Mert Müldür ve Oğuz'u süren bir takımın "şampiyonluk vaadi" gerçek olur mu hiç

16