Geçen hafta yurtdışında iki ilginç olay yaşandı. İkisi de bana "Ya bizde olsaydı" diye düşündürdü.
Anne Hathaway'i tanıyor olmalısınız. En azından bir aktris olarak ismini duymuşluğunuz vardır. Hah işte o hatun kişi, sahilde bütün vücudunu kapatan, haşema benzeri bir deniz kıyafeti giymişti. Güneş alerjisinden mi yoksa paparazzilere bikinili fotoğraf vermek istemediğinden mi bilinmez. Ama kıyafeti hiç yadırganmadı. Hatta bazı moda eleştirmenleri bu seçimi çok beğenip, ona pek yakıştırdılar filan...
Oysa sevgili Anne bacımız o kıyafetle İstanbul'un sitelerinden birinde havuza girmeye kalksa muhtemelen işgüzar bir yöneticinin talimatıyla oradan kovulacaktı. Diğer olay, Frankfurt Havalimanı'nda yaşandı. Edda Elisa adlı Alman fitness hocası, Lufthansa uçağına alınmadı. Gerekçe: Çıplaklık. Kabin görevlileri ve yer hizmetleri personeli, aşırı dekolte giyiminden ötürü "Çıplak olarak uçağa binemezsiniz" diyerek şirket kurallarını uyguladı. Bunun üzerine Elisa, uçmak için üzerine bir şey giymek zorunda kaldı. Uçuş tamamlandıktan sonra da havalimanında çektiği video ile bu duruma isyan etti. Peki ya aynı durum Türk Hava Yolları uçuşunda yaşansa ne olurdu Eminim THY çağdışılık ya da "yobazlıkla" suçlanır, malum çevreler tarafından yerden yere vurulurdu. Bu köşenin sadık okurları, insanların kıyafet seçimleriyle asla ilgilenmediğimi bilirler. Benimki sadece bir durum tespiti...
Bu kalp seni unutur mu
Canım kardeşim Barış Akarsu'nun aramızdan ayrılışının üzerinden 19 yıl geçti ama sevenlerinin kalbinde bıraktığı acı hâlâ derinden sızlıyor. Geçenlerde Barış Akarsu: Merhaba filmini Atv'de izlerken yine güzel anılar canlandı gözümde. Barış'ın nefes nefese yetiştiği seçmelerde; at kuyruklu, sakallı bir jüri üyesi "Merhaba Barış, hazır olduğunda başla" diyordu, benim ses tonumla...
O sahneye çıktığında yayılan ışık, spotları bile gölgede bırakırdı. Ne yalan söyleyeyim, bir daha görmedim öylesini... Çok söyledim, bir daha söyleyeceğim: Atv şu yaz aylarında Akademi Türkiye'nin eski bölümlerini yayınlasın, dizilerin ve yarışmaların cümlesine nal toplatmazsa ne olayım...
Grinin 50 tonu
Köşemizin vefalı dostlarından Ramazan Budaklar, perşembe günü futbolun renklerinin nasıl soldurulduğu ile ilgili yazıma enfes bir "muz orta" ile katkıda bulunmuş: "Tekdüzelik demişken, nasıl ki binalarımız, araçlarımız gri oldu, mobilyalarımız bile gri, antrasit, futbol takımları da gri renkli formaları kullansın. Açık gri üstüne antrasit gri çubuklu forma mesela. Kimin kim olduğunun ne önemi var Dediğiniz gibi formaları değiştirseler bile oyun değişmiyor, ruh aynı çünkü. Hepsi gri, biri diğerinin boncuklusu! Grinin 50 tonunu birden yaşıyoruz! Renklerimizi çaldılar ve gidip kimlere verdiler!.."
YAZAR NOTU: Okurum muhtemelen gökkuşağı renklerini kirleten LGBT'den söz ediyor. Şahane bir ironi!
Bir rüyanın sonu
Köşemizin müdavimi sevgili Ali Uygur, Milli Takım'ın Dünya Kupası hüsranının ardından en anlamlı yorumlardan birini yapmış:

32