Bir öğretmen, öğrencisinin velisiyle yaptığı Whatsapp yazışmasını ironi olsun diye sanal medyasında paylaşmış, "Gülsek mi, ağlasak mı" notuyla...
Veli şöyle yazmış: "Merhaba hocam, Elif'e Salı gününe yetişecek proje ödevi vermişsiniz ama benim Salı günü sözüm var. Şu an hazırlıklarla uğraşıyorum, ondan yapamam. Başka sefere yardımcı olayım size olur mu"
Öğretmen de şaşkınlık içinde cevaplamış: "Ödevi size vermedim ki, Elif'in ödevi o."
Aslında bu yazışma, eğitim sistemimizdeki ödev saçmalığını tüm gerçekliğiyle yüzümüze vuruyor. Zira pek çok veli, proje ödevlerini çocukları uykudayken kendisi yapıp okul çantasına koyuyor. Projelere bakıyorsunuz, hepsi ayrı bir deha ürünü. Hani öğretmen olup da ödevi o çocuğun yaptığına inansanız, "Evladım sen ortaokulda boşuna zaman kaybetme, direkt üniversiteye başla" dersiniz, o derece...
Geçen yıl bizimkinin yaptığı fırtına ödevini beğenmediler. Sorumlu öğretmeni "Yüksel bey bu projeleri dönem sonu sergileyeceğiz, Ela'nınki biraz zayıf olmuş, acaba siz mi yardımcı olsanız" diye not iletti. Ben de "gıcıklığına" tüm hünerimi ortaya koyup bir maket yaptım, bakalım ne diyecekler diye... Minik bir pilli vantilatör marifetiyle çatısı uçan ev, içinde ampullerin yanıp söndüğü, şimşek efektiyle hortuma dönüşmüş pamuktan bulutlar, sellerin çökerttiği asfalt yollar, devrilen direkler, ağaçlar... Hani bırakın ilkokul 4'üncü sınıfı, İTÜ'de mezuniyet tezi olur... Arayıp, teşekkür ettiler. (!)
Geçenlerde bir vatandaş da çocuğunun ödevlerini yapmaktan bunalıp, "Kendi öğrenciliğimde bu kadar çalışsaydım üniversiteyi kazanırdım" diye serzenişte bulunmuştu.
Diyeceğim o ki, öğrencinin gerçek durumunu öğrenmek için şu proje ödevlerini okulda yaptırsanız nasıl olur
Nev-i şahsına münhasır...
Bildiğiniz üzere "kendine özgü" demek. Ben, asıl ismi Nevzat Altınsoy olan merhum sanatçımıza "Nev" adını bu yüzden çok yakıştırırdım. Gerçekten de nev-i şahsına münhasır bir kent ozanıydı.
Pek kimse bilmez, aslında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu ve finans dalında master sahibiydi. Aralarında Adidas ve Slazenger'ın da bulunduğu pek çok dünya markasında finans müdürü olarak çalışmıştı. Ancak müzik aşkı ağır basınca tüm kariyerini tek hamlede silip, kendini bestelere verdi. İlk çıkışını da Teoman'ın 2000 yılındaki turnesinde gitarist ve geri vokal olarak yaptı.
Bu arada ilginç iki özelliğinden daha bahsedeyim: Gitarı ilk kez eline aldıktan sadece 5 ay sonra sahneye çıkacak kadar ustalaştı. En büyük hobisi ise deniz altındaki mağaralarda klasik müzik dinlemekti.
Nev hep yalnızdı ama bundan hiç şikayetçi değildi. Hatta verdiği bir televizyon röportajında "Dünyaya 10 kere gelsem her seferinde aynı hayatımı yaşamak isterim" demişti.
Ardından Zor, Sen Gibi, Mühürlü Kaderim gibi dillere pelesenk olan enfes şarkıları geldi.
Hiç yalanım yok, 3 yıl önce kendime Hayatımın Şarkıları diye bir dinleme listesi yapıp kaydetmiştim. Zor üçüncü sıradaydı.

19