Son sahneleri dram olmamalı

Ben 80'li yıllarda muhabirlik yaparken, hiç haber bulamadığımız günlerde Sirkeci'deki beşinci sınıf otelleri şöyle bir kolaçan ederdik. Bir-ikisinde mutlaka bir eski Yeşilçam ünlüsüne rastlar, en dramatiğinden bir röportajla okuru ağlatırdık.

Ne yazık ki aradan neredeyse yarım asır geçmesine rağmen hâlâ durum aynı. Bir dönemin Yeşilçam emekçileri yine acıklı hikayeleriyle gazetelerin ve haber sitelerinin sayfalarında.
Son olarak Yeşilçam'ın unutulmaz oyuncularından Saadet Gürses, sosyal medyada bir paylaşım yaptı. Bir dönem Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Tarık Akan ve Kemal Sunal gibi usta sanatçılarla aynı seti paylaşan Gürses, gözyaşları içerisinde yardım istedi.

1997 yılında yakalandığı cilt kanserini 7 yıllık tedavi ile yenen, 35 yıllık meslek hayatında yaklaşık 200'e yakın filmde rol alan Gürses, "Belli bir süreden sonra maalesef iş vermez oldu sinema. Sinema iş vermeyince ben ve benim gibi birçok Yeşilçam oyuncusu borç batağına düştü. Çalışamadığımız için para kazanamıyoruz" dedi.
Eminim aynı durumda olan pek çok Yeşilçam emekçisi vardır. Aslında eski sanatçılar için son derece modern yaşam evleri, rehabilitasyon merkezleri açıldı çok şükür ama belli ki buralardan kimlerin faydalanacağı konusu hâlâ net değil. Örneğin, mesleğinde 30 yıl bilfiil eser üretmiş sanatçılar otomatikman devlet yardımına hak kazanmalı. Zira onların hayatlarının son sahnelerindeki dramı artık hiçbirimizin yüreği kaldırmıyor.

Bir Cezmi Baskın hikayesi
Türkiye'de sırf tevazu sahibi olmasından dolayı hak ettiği yerin uzağında kalan sanatçılardan birinin de Cezmi Baskın olduğuna inanırım.
2008 yılında Hindistan'dan bir telefon geliyor. Pune Uluslararası Film Festivali organizatörleri arıyor. Türkiye'den bir isim "En İyi Erkek Oyuncu" seçilmiş. Ama o isim, o güne kadar tek bir reklam filminde bile oynamamış olduğu için pek az tanınan Cezmi Baskın.
Bakırköy Halkevi'nde başlıyor her şey. Küçük bir sahne, az ışık, büyük bir inanç... Oradan Ankara Sanat Tiyatrosu'na uzanan bir yol. Brecht oynuyor, Gorki sahneliyor. Orhan Kemal'in insanını, Yaşar Kemal'in toprağını taşıyor sahneye. Nazım Hikmet şiirlerini yıllarca gönüllü, parasız okuyor.
Sonra zaman değişiyor. Ekranlar büyüyor, reklamlar çoğalıyor, şöhret cazip hale geliyor. Birçok oyuncu yön değiştiriyor ama o değişmiyor.
Bugüne kadar tek bir reklam filminde bile yer almıyor.
2009'da bu kez Pakistan'dan haber geliyor. Karaçi Uluslararası Film Festivali, aynı filmle ona "En İyi Başrol Oyuncusu" ödülünü veriyor.
Hindistan tanıyor. Pakistan tanıyor. Ama kendi ülkesinde hâlâ birçok insan bu hikayeyi bilmiyor. Çünkü bazı insanlar gürültüyle değil, duruşla kalır. Çünkü bazen en büyük hikayeler, en sessiz anlatılanlardır.