Geçen haftanın en önemli magazin olayıydı. Nazan Öncel, konseri sırasında Sezen Aksu'yu kastederek "Kanlıca'yı da gördük" deyince ikili arasındaki çatışma da ortaya çıkmış oldu.
Meğer kavganın sebebi, Sezen Aksu'nun, ikisinin birlikte söylediği "Erkekler de Yanar" düetini yayınlatmak istememesiymiş. İşte Nazan Öncel'in menajeri Yağız Yılmaz'ın konu hakkında yaptığı açıklama:
"İki büyük usta, iki büyük dev... Biz bir düet yapıp erkekleri yakacağız diye düşündük ama yarım asırlık dostluk yandı. Düetin yaratım sürecinde can sıkıcı olaylar yaşandı: Sözler tutulmadı, izin verildiği halde 'İznim yok' denilip stüdyo sürecinde sanatçım ses mühendislerinin yanında küçük düşürüldü. Oysa Nazan Hanım 'Sezen, aranan ekmek gibidir' deyip her gün kendisine sevgisini dillendiren biri olarak bu dostluğunun karşılığını göremedi, karşı ekipten sert tepkiler, küçük düşürücü hamleler ve 'Şarkıyı durdururuz' gibi tehditler ile karşılık aldı. Duyuru yapmış olduğu için geri dönülmez bir noktaya geldiğinden şarkıyı yayınlamak zorunda kaldı. Böyle bir sonuçta olduğumuz için biz de çok üzgünüz."
Doğrusu, amatör şarkıcılara bile bedava şarkı veren Sezen Aksu'dan bu davranışı beklemezdim. Acaba Nazan Öncel'i neden veto etti Mutlaka başka bir sebebi olmalı. Yakında çıkar kokusu...
Etkin pişmanlık üzerine
Köşemize sürekli katkı veren, sosyal konulara son derece duyarlı okurum Ali Uygur bu kez de Etkin Pişmanlık Yasası'nı mercek altına almış: "Yüksel Bey'ciğim; hukuk sistemi, toplumsal düzeni sağlama ve adaleti tesis etme amacı güderken zaman zaman faydacı yaklaşımlarla kendi felsefi temellerini zedeler. Bu zedelenmenin en somut ve tartışmalı örneklerinden biri, ceza hukukunda yer alan 'etkin pişmanlık' kurumudur.
Etkin pişmanlığın en büyük felsefi açmazı, 'pişmanlık' gibi tamamen içsel, manevi ve sübjektif bir duyguyu, 'ceza indirimi' gibi tamamen maddi ve pragmatik bir pazarlık aracına dönüştürmesidir.
Oysa etkin pişmanlık uygulamalarında fail, suçun sorumluluğunu üstlenmekten ziyade, hukukun kendisine sunduğu bir kaçış rampasını kullanmaktadır. Dahası, bu müessese adalet algısını ve cezanın caydırıcılık ilkesini ciddi şekilde zedeler. Aynı suçu işleyen iki kişiden, suç ortaklarının adını veren veya maddi gücü sayesinde zararı tazmin edebilen kişi daha az ceza alırken; ihbar edecek kimsesi olmayan veya ekonomik yetersizlik nedeniyle zararı gideremeyen kişi daha ağır bir cezaya mahkum olmaktadır.
Sonuç olarak; etkin pişmanlık, suçların aydınlatılması ve bürokratik kolaylık sağlanması açısından pratik bir ceza politikası aracı olarak görülebilir. Ancak adaletin asıl gayesi pratiklik değil, hakkaniyettir. Vicdani bir hesaplaşma taklit edilebildiği, zengin ile fakir arasında bir imtiyaza dönüştüğü ve cezanın mutlaklığını esnettiği sürece etkin pişmanlık, adaleti sağlayan bir mekanizma olmaktan ziyade, suçun ve cezanın metalaşmasına yol açan eleştiriye muhtaç bir sistemdir. Saygılarımla..."

34