En büyük tehlike: Vicdan yorgunluğu

Önce "Vicdan yorgunluğu" ne demek, onu bir açıklayayım: İnsanların sürekli savaş, şiddet, ölüm, saldırı gibi acı haberlere maruz kaldıktan sonra zamanla duygusal tepki verme kapasitesinin düşmesine *Vicdan yorgunluğu* deniyor.
Daimi okurlarım biliyor, bu sütunlarda sürekli olarak toplumda giderek artan kötü muamele, şiddet, tahammülsüzlük ve sabırsızlığın nedenlerini araştırmak için sosyologları sürekli göreve davet ederim. Nihayet içlerinden biri çıkıp dişe dokunur saptamalarda bulundu. Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın bunda vicdan yorgunluğunun önemli rol oynadığını ileri sürdü. İşte uzman gözüyle önümüzdeki en büyük tehlike:

SAVUNMA REFLEKSİ
"Vicdan yorgunluğu yaşayan kişi kötü insan olduğu için değil, zihni ve duyguları aşırı yükten ezildiği için bir süre sonra daha az üzülmeye, daha az empati kurmaya ve kaçmaya başlayabiliyor. Vicdanımızın yorulmasına izin vermemeliyiz. Bireysellikten toplumsallığa geçişte kaçışlara sebep olabilir. Mümkün olduğu kadar hayatın renklerine de yer vermeliyiz. Hayatta hep kötü şeyler oluyor algısını yıkmalıyız."

TEDBİR ALMALIYIZ
"Olumsuz olaylara umursamaz yaklaşan insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda, hassas insanlar da çaresizlik hisseder. Sonuçta kültürel çürüme kaçınılmazdır" diyen Akın, toplumsal değerlerle bağlarını kopartmayan bireylerin morallerini yükseltecek sebepler bulmaları gerektiğini dile getirdi.
Türkiye'nin deprem, sel gibi tüm ülkenin kenetlendiği olumsuz olaylarda başarılı sınavlar verdiğini hatırlatan Akın, "Bu noktada medyanın önemi de çok büyük. İyi haberlerin daha çok öne çıkartılması katkıların en güzeli olacak" şeklinde konuştu.

Helal olsun Acun'a
Yazması bile keyifli. Bir Türk yatırımcının sahibi olduğu İngiliz takımı Hull City, futbol evinin çatısında, dünyanın en iyi ligi Premier Lig'de... Helal olsun sana Acun Ilıcalı, yürekten helal olsun!..

Sen bu ülkenin insanına hayal etmeyi, azimli olmayı, çıktığın yolda duraksamadan ilerlemeyi ve her şeyden önce "inanmayı" öğrettin.
Dile kolay, Bağdat Caddesi'nde kot pantolon satan bir genç çıkacak, önce memleketin en çok izlenen gezi programını yapacak, sonra hazırladığı yarışma programlarıyla reyting rekorları kıracak, ardından gencecik yaşında televizyon sahibi olacak, yurtdışında yayın ortaklıkları kurup, program ihraç ederek dünyanın sayılı yapımcıları arasına girdi. Sıkı taraftarı olduğu Fenerbahçe'de Asbaşkanlık yapma onuruna erişti.
Ama bana göre en büyük başarısı; 3 buçuk yıl önce satın aldığı ikinci lig takımı Hull City'yi düşme potasından kurtarıp zirveye, Premier League'e çıkarmasıydı. Üstelik bunu UEFA'nın transfer yasağına rağmen muhteşem kiralama stratejileri, doğru transferler ve kusursuz teknik direktör seçimiyle gerçekleştirdi.
Acun'un yola çıkarken bir mottosu vardı: "Tek aile, tek hayal..." Hull City kocaman bir aile oldu ve peri masalı mutlu sonla bitti