Direniş manifestomuz: "Bir Daha Asla"

Dün size bu sütunlarda Turkuvaz Medya'nın her memleket meselesine nasıl sahip çıktığını, nasıl dimdik durduğunu, zamanı geldiğinde vatandaşına nasıl kalkan olduğunu dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım. Bugün yine 15 Temmuz gecesine döneceğim.

GAZETEYE ZOR GELDİM
Köprü kapatılıp, üzerimizde savaş uçakları sonik patlamalarla dolaşmaya başladığında 9 aylık hamile olan ve iyice fenalaşan eşime dönüp, "Hiç kaygılanma, ülkemiz bu olaydan çok daha güçlenerek çıkacak" demiştim. Eşimin bugün bile bana hatırlattığı o cümle; devletime, hükümetime, milletime duyduğum derin inancın dilime yansımasıydı. Sokağa çıkmak, gazeteme gitmek için yanıp tutuşuyor, evde bir aşağı bir yukarı turluyordum. Doğurmak üzere olan eşimi bırakacağım kimse yoktu, yalnızdım. Saat 06.00'ya kadar sabredebildim. Sonunda eşime "Allah'a emanet olun" diyerek, şirkete doğru yola çıktım. Sarıyer'den Balmumcu'ya kadar yollardaki engellerden adeta slalom yaparak geçtikten sonra güçlükle binamıza ulaştım. Kapıdaki kurşun izlerini görünce uçurumun hangi noktasında olduğumuzu ancak idrak edebildim.

TURKUVAZ DİRENİŞİ
Ama grubumuz her organıyla darbeye dimdik direniyordu. Sabah ve Takvim baskıya gitmiş, matbaamız duraksamamış, dağıtım için ek tedbirler devreye alınmış, Atv ve A Haber tüm baskı ve tehditlere rağmen yayına devam etmişti. Oturup, benim için kariyerimin en önemli, en gurur verici yazısını yazmaya koyuldum.
Gerisini ise Turkuvaz Medya Grubu Tematik Kanallar Genel Müdürü sevgili Abdülhalik Çimen, yeni çıkan "Bir Daha Asla" kitabında enfes bir şekilde anlatmış. Okuyunca, bu grubun bir çalışanı olmaktan bir kez daha gurur duydum. "Bir Daha Asla" şanlı bir direniş öyküsü olmanın ötesinde, medyanın aslında ne işe yaraması gerektiğini ilk ağızdan anlatan bir manifesto niteliğindeydi.
kaleme alırken yaşadığı duyguları şöyle anlatıyordu:

"DİRENEN OLURSA EZİN"
"Özellikle Turkuvaz Medya'nın hedef alındığını gösteren kayıtlar üzerinde çalışırken çok farklı duygular yaşadım. Çünkü o belgelerde sadece bir yayın kuruluşuna yönelik saldırı planı yoktu; milletin haber alma hakkını susturma ve biz çalışanları öldürme girişimi vardı. Çünkü insanların zihnini karartmak, bilgi akışını kesmek, korkuyu büyütmek ve milletin iradesini felç etmek istiyorlardı. Zaten 15 Temmuz gecesi saat 22.30 - 22.45 arasında darbeci unsurlar arasındaki kapalı haberleşmelerde A Haber, Atv ve Sabah Gazetesi açıkça hedef olarak telaffuz edilmeye başlanmıştı. Mahkeme tutanaklarına da yansıyacak şu emirler verilmişti: 'A Haber'e gidilecek. Yanınıza alabildiğiniz kadar mühimmat alın. Direnen olursa ezilecek, vurulacak.' Hainlerin verdiği talimat, tereddüt barındırmıyordu. Sesimizi susturmak için hazırlanmış bir saldırı emriydi ve korkunçtu."
Demokrasi tarihimize düşülmüş son derece önemli notlar içeren bu kitap, memlekete gönül vermiş herkesin baş ucunda bulunmalı.


TRT Nağme rezaleti