Kocamustafapaşa İlkokulu'ndan çıkmış, Sultanahmet'teki evine doğru başı önünde yürüyen 4. sınıf öğrencisi bir kız çocuğu. Babası çıkar karşısına: "Hayrola kızım!" Öğretmenin yazdırdığı okul ihtiyaçları listesini uzatır babasına; kitaplar, defterler... "Tamam" der, Hayri bey kızına, "Sen eve git, akşam ben getiririm bunları..."
Gizlice arkasına takılır babasının...Cebinde parası olmadığını bildiği için ihtiyaçları nasıl alacağını merak etmektedir.
Hayri Bey, Kocamustafapaşa'daki İstanbul Sineması'nın önünde ceketini çıkarır ve yoldan gelip geçenlere satmaya çalışır. Hayri Bey o akşam eve yüzü gülümseyerek gelir. Sırtında ceketi yoktur ama kızının defterleri ve kitapları ellerindedir.
O kız çocuğunun adı, kendisini okutmak için babasının ceketini satarak büyüttüğü "Fatma Girik" olarak yazacaktır sinema afişlerinde...
Bu alıntıyı niye mi yayınladım Benim rahmetli annem de aynı yıllarda aynı semtte çocukluğunu geçirmiş, aynı ilkokula gitmişti. Büyüdükçe Fatma Girik'e olan müthiş benzerliğiyle dikkat çekti. Aynı mavi gözler, aynı delici bakışlar, aynı yuvarlak yüz hatları, aynı dalgalı saçlar...
Biri Türk Sineması'nın efsanesi, diğeri benim gönlümün sultanı oldu. Şimdi cennette iki çift mavi göz olarak ışıldıyorlardır umarım...
Rüyam gerçek oldu
Discovery Channel ve D Max'de her bölümünü 2-3 kez izlediğim otomobil programı Tamirat Tadilat'ın sunucuları Mike Brewer ve Marc "Elvis" Prietsly'in benim ihtiyar cipime (1959 Jeep Willys) bineceklerini rüyamda görsem inanmazdım ama gerçek oldu.
Dünya turundaki programın Türkiye çekimleri için ülkemize gelen ikiliyle röportaj yapan bir kaç gazeteciden biri olmak benim için büyük şanstı. Toplantıya bir klasikle geldiğimi görünce hemen bizim ihtiyarla ilgilendiler. Ben de torpidonun üzerine imza atmalarını rica ettim, kırmadılar.
Bu arada onlara "Dünyanın dört bir yanında otomobil kullandınız, Türk sürücüler için ne düşünüyorsunuz" diye sordum. Sormaz olaydım. Mike açtı ağzını, yumdu gözünü:
"İtalya'da herkes korna çalıyordu. Hindistan ise tam bir kaostu. Ama İstanbul'daki sürücüler hepsini geçti. Burada kural ve navigasyon diye bir şey yok. Herkes her yerden çıkabiliyor. Şoke oldum."
Ben de bizim sürücülerin altın kuralından (!) onları haberdar ettim: "Burada yol istenmez, alınır. Aklınızda olsun..."