Türkiye 3.0

İttifakın dağılacağı endişelerinin dile getirildiği kritik süreçte Ankara'da gerçekleşen NATO Liderler Zirvesi'ni, yeni Türkiye'ye yakışır biçimde tamamladık.

Batı mandacısı mankurtların senelerce karalamaya çalıştığı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, ev sahipliği yaptığı zirvede ülkemizin gururu oldu.

İhtiyacımızın yüzde 80'inden fazlasını karşılayan, çoğu NATO üyesi 178 ülkeye ihracat yapan savunma sanayiimizin elde ettiği başarı, zirve için gelen Batılı heyetlerden zaten büyük övgü aldı, Türkiye'nin NATO'da rolünün büyüyeceği beyanatları verildi.

Yerli ve millî imkânlarla geliştirdiğimiz savunma ürünleri sergisinin yanı sıra Hürkuş, Hürjet, Anka-3, Akıncı ve TB3'lerimizin yaptığı gösteri muhteşemdi.

Yapımı devam eden Ay Yıldız Müşterek Karargâhı'nda NATO Savunma Bakanlarına verilen resepsiyon ise yeni Türkiye inşasına dair bir başka gövde gösterisiydi.

***

Zirvenin akıllara kazınan sembollerinden biri de liderlerin karşılandığı Külliye'deki törende yer alan tarihteki 16 Türk devletini temsil eden askerlerin yanı sıra Mehter takımı ve Yeniçeriler oldu.

Mehter demek, Yeniçeriler demekti.

1826'da Osmanlı Padişahı 2. Mahmud döneminde lağvedilen Yeniçerilerin, tam 200 yıl sonra Külliye'deki törende yer alması ne anlamlı bir mesajdı.

Hem de İsrail'in soykırımcı, bebek katili Başbakanı ile Türkiye karşıtlığında ittifak kurduğu Yunanistan'ın, "Osmanlıyı yeniden kurmanıza izin vermeyeceğiz" sözleriyle rahatsızlıklarını ve niyetlerini açık ettikleri bir dönemde...

Bu sebepledir ki, Yunanistan Başbakanı Miçotakis'in, eşi ile birlikte geldiği resepsiyonda çalan mehter, büyük yankı uyandırdı.

Yunanistan demişken...

Türkiye'ye düşmanlığı bitmek bilmeyen bu ülkenin NATO üyeliğine, 12 Eylül 1980 darbecilerinin onay verdiğini ve bu darbe sebebiyle bugün başımıza bela olduklarını hatırlatmakta yarar var.

Neyse, günümüze gelelim...

***

NATO'ya üye olduğu 1952'den bu tarafa, daha önce 2004'te İstanbul'da ev sahipliği yapan Türkiye, 22 yıl aradan sonra ülkemizde gerçekleşen zirvede, hem sahada, hem de masada ulaştığı kapasiteyi gözler önüne serdi.

Üstelik Trump-AB gerilimi sebebiyle NATO'nun beyin ölümünün gerçekleştiği, ittifakın artık sona erdiği yorumlarının yapıldığı, bu görüşü destekler nitelikte Avrupa'nın kendi NATO'sunu kurma planları yaptığı bir süreçte...

Zirve öncesi, bu endişeleri gidermeye yönelik yapılan açıklamalarda "NATO 3.0" güncellemesi dillendirildi.

Yani, İkinci Dünya Savaşı'nda Sovyetler'in Varşova Paktı'na karşı kurulan ittifak NATO 1.0 olarak değerlendirilirken, Sovyetler dağıldıktan sonra ABD'nin tek kutuplu gücünü hâkim kıldığı dönem NATO 2.0 olarak adlandırılmaktaydı.

Şimdi Çin'in süper güce dönüşmesi, dünyada çok kutuplu sisteme geçişin kaçınılmaz görünmesi, NATO'nun da kendini güncellemesini gerektirdi... Buna da NATO 3.0 denildi.

Savaş teknolojilerinin hızlı biçimde değiştiği bu dönemi en iyi okuyan ve buna göre hazırlık yapan ülke ise Türkiye.

İşte bu açıdan NATO zirvesinin Türkiye'de yapılması önemliydi ve Türk Savunma Sanayiine dizilen methiyeler de boşuna değildi.

Aslında övülen, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın büyük bir strateji, derin bir akıl ve muazzam bir çabayla 22 yılda geliştirdiği Türkiye 3.0'dı.

Bu model, şimdi Avrupa'ya ilham oldu ve NATO 3.0'ın, Türkiye'nin liderliğinde inşa edilmesi Ankara'da masaya yatırıldı.

***

Zirvede elbette sadece bu güncelleme konuşulmadı.

ABD Başkanı Trump ile Avrupalı ittifak üyeleri arasında özellikle İran savaşı sonrası kopma noktasına gelen ilişkileri onarmak, zirvenin en önemli başlıklarından biriydi.

Öncesinde, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın ricasını kırmamak için zirveye katılmayı kabul ettiğini açıklayan Trump, Ankara'ya indiğinde de aynı cümleleri tekrarladı.

"Bazen zorlu kişilerle iyi geçinirsiniz. Bizim de sayın Erdoğan'la çok iyi bir kimyamız var. Sayın Cumhurbaşkanına çok büyük saygım var. İnsanlar ne kadar güçlü olduğunuzu bilmiyorlar" sözleriyle Cumhurbaşkanımızı övdü, hatta Rusya Lideri Putin'le yaptığı görüşmeden de bahsederek, "Onun da size çok büyük saygısı var" dedi.

Bu sözler, Türkiye'deki bir kesim hariç, Erdoğan'ın dünyada gördüğü saygıyı tescil eden ve tarihe kayıt düşen ifadelerdi.

Cumhurbaşkanımız her zamanki gibi bu övgüleri tevazu ile karşıladı, müttefiklik ruhuna uygun olarak Türkiye'ye uygulanan CAATSA yaptırımlarının kalkmasını, geçici olarak ihtiyaç duyduğumuz KAAN motorları ile bir kısmının parasını ödediğimiz F-35 savaş uçaklarının teslimini dile getirdi.

Trump'ın bu konularda yaktığı yeşil ışık, özellikle Biden döneminde neredeyse kopma noktasına gelen Türkiye-ABD ilişkilerinin hızlı biçimde onarıldığını gösterdi.