İngiliz-Siyonist ortaklığının Akdeniz'e kıyısı olan ülkeleri Arap Baharı adı altında yeniden dizayn etme projesi 2010'da start almıştı.
Aynı sene, Türkiye'de de Recep Tayyip Erdoğansız AK Parti, Deniz Baykalsız CHP, Devlet Bahçelisiz MHP projesinin de başlatılması tesadüf değildi.
Türkiye'de başaramadılar...
Libya ve Suriye'de yaptıkları planlamayı da Türkiye bozdu.
Hem de Suriye'ye yıllar boyu silah yığarak kurmaya çalıştıkları 'teröristan' projesi ile birlikte.
Durmadılar... Gazze soykırımı ile önce Filistin diye bir devlet bırakmayacaklardı, sonra Lübnan'ın tamamını yutacaklardı.
Bu ülkelerin haklarını sadece karada değil, Akdeniz'de de işgale girişen 'küresel sistem' dediğimiz Siyonist-İngiliz aklının planı adım adım ilerlerken, 2024'teki ABD seçimlerini Trump'ın kazanması hesaplarını nispeten sekteye uğrattı.
Çünkü aynı güç odaklarının bir önceki ABD seçiminde mağdur ettiği Trump'ın İngiliz'in vali atadığı Kanada'yı işgalden söz etmesi, hatta kral tacıyla fotoğrafını paylaşması, doğrudan İngiliz Kraliyetine verilmiş mesajdı.
***
Adaylığından itibaren sürekli tehdit edilen Trump'ın, aynı merkezden yıllardır tehdit edilen, hatta darbe girişimleriyle devrilmeye çalışılan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile kurduğu sıcak diyalog, önce Suriye'de, ardından Gazze'de sahaya yansıdı.
Ancak Trump'ın kendi ülkesindeki yönetim gücü, Erdoğan'ın bu sistemle mücadele ede ede bugüne kadar sağladığı birikim kadar kuvvetli midir, orası çok su götürür!
Nitekim Epstein dosyasının kapağı açılır açılmaz, sırf Siyonist-İngiliz ittifakını susturmak için, Venezuela Devlet Başkanını bir gece yatağından alabilmenin de büyüsüne kapılarak hesapsız-kitapsız İran savaşına girişmesi, yönetimdeki zaafını ortaya koydu.
Şimdi, içine düştüğü durumdan sıyrılmak için İran'la vardığı mutabakattan dolayı İsrail'in soykırımcı katil Netanyahu yönetimiyle su yüzüne çıkan kavgasını izliyoruz...
Eylül ya da ekim ayında İsrail'de seçim var. Kasımda ise ABD'de Senato ve Kongre Seçimleri...
İngiliz-Siyonist ittifak, Trump'ın bu ara seçimde güç kaybederek "topal ördeğe" dönüşmesini istiyor.
Trump'ın ise İran savaşının bütün günahını, mevcut durumda gideceğine kesin gözüyle bakılan İngiliz destekli Netanyahu'ya yıkarak, ABD'de kasımda yapılacak seçimlerde elini güçlendirmek istediği ortada.
İngilizler için kullanışlı bir aparat olan, ancak Gazze'de işlediği soykırım suçundan dolayı uluslararası mahkemece hakkında yakalama kararı çıkarılan katil Netanyahu ise İran savaşını sürdüremeyecekse, hiç değilse yeni bir gerilim hattını tetikleyerek iktidardan düşmeme peşinde.
Önünde seçenekler var... Biri hâlihazırda saldırdıkları Lübnan. Burada Trump yönetimi de karşısında, çünkü İran'la anlaşmanın bozulma riski var; en azından kasım seçimlerini atlatana kadar Beyaz Saray bu mutabakatın bozulmamasını isteyecektir.
Suriye'ye saldırmak da kısa vadede sandıkta netice almasını mümkün göstermiyor.
Ona öyle bir savaş, öyle bir düşman lazım ki, sandıktan çıkması garanti olsun(!)
Büyük gerilim isteniyorsa, geriye kala kala Kıbrıs kalıyor.
Zaten aylar önce İngiliz aklıyla Rum-Yunan ittifakını kurarak (hatta Hindistan'ı da içine katarak) bunun hazırlıklarını, planlarını yapmışlardı.

30