'Netanyahu'nun sonu göründü' başlıklı yazımın üzerinden tam bir yıl geçmiş.
Şöyle bitiyordu o yazı;
"ABD bu süreçte İsrail'den yana savaşa dâhil olur mu Olabilir.
Lakin kanaatim o ki, ABD bunu İsrail için yapsa bile, neticesi Netanyahu için sonu değiştirmeyecektir."
***
Bu yazı üzerine bazı Yahudi sümsükler de sosyal medyadan sataşmıştı aklınca...
Şimdi neyi konuşuyoruz
Son günlerde yabancı basından ve ajanslardan önümüze düşen başlıklar şöyle;
Trump, Netanyahu'yu arayıp hakaret etti.Trump, Netanyahu'yu sildi.Trump, Netanyahu'yu devirme kararı aldı.Netanyahu, ABD'ye sert eleştirilerde bulunan kabine üyelerini yatıştırmaya çalışıyor.Trump, İsrail muhalefetiyle temas arayışında.İsrailli bakanlar: Bağımsız devletiz, ABD'ye bağımlı değiliz.İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miki Zohar: ABD, yakın gelecekte kendisini İsrail ile kaçınılmaz bir karşı karşıya gelme ve hesaplaşma rotasında bulacaktır.ABD Başkan Yardımcısı Vance: İsrail dâhil kimseye güvenmiyorum. Biz farklı ülkeleriz, farklı ihtiyaçlarımız var, farklı coğrafyalardayız.İsrail, ABD ile yaşanan gerginliğin silah ambargosuna yol açma endişesini taşıyor.Netanyahu, 'İsrail'in dışlandığı' yeni mekanizma karşısında panik hâlinde.'İsrail devletinin, kuruluşundan bu yana yaşadığı en büyük siyasi felaket.'Haaretz: Netanyahu'nun işi bitti.***
Buraya, İsrail medyasına yansıyan "Türkiye kazandı", "Öldük-bittik" analizlerini, müttefikleri Yunan medyasında yer alan "Türkiye zincirleri kırdı", "Güç zırhı Türkiye'de" yorumlarını yazmıyorum bile...
Enaniyet gibi anlaşılmasın, şu yukarıda yazdıklarım bir durum tespiti.
Bir yıl önceki yazıda da belirttiğim şekilde, mevzu Trump'a güvenilip güvenilmeyeceği değil, Türkiye'yi ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki Türkiye'nin gücünü, aklını okuma meselesi.
Trump'ın 2024 yılı Kasım'ında seçilmesiyle birlikte, ABD-Türkiye ilişkilerinin yeni seyri, bunun Suriye ve Gazze'ye yansımaları ile ilgili ne yazdıysak, ekranlarda ne anlattıysak yanılmadık çok şükür.
Tıpkı geçen seneki "12 gün savaşları"nda olduğu gibi, ABD'nin dâhil olduğu son İran savaşında da gelişmeler, öngörümüz doğrultusunda gerçekleşti.
Hepsini okuyabilmenin basit bir formülü vardı;
Trump'ın seçilir seçilmez, -kendini ABD'nin sahibi olarak gören- küresel sistemin ana omurgasındaki Siyonist-İngiliz ortaklığına meydan okuması...
Bu yapıyla 2001'den bu yana mücadele veren Erdoğan gibi bir liderin, aynı sistemin elinde oyuncak etmeye çalıştığı Trump tarafından 'güvenilir bir müttefik' olarak görülmesinden daha doğal ne olabilirdi ki

28