Bu gözü dönmüşlüğün sebebi; Akdeniz

ABD kalıcı ateşkes istemediğini söyledi, İsrail Gazze'de yeniden katliama başladı.

Böylece "vahşetin patronu"nun kim olduğu daha net anlaşıldı.

"Arap Baharı"ndan bu tarafa, Akdeniz etrafındaki ülkelerde olan bitenin son halkasıdır Gazze.

Türkiye'deki darbe girişimleri de buna dâhil...

Bakın, güya yönetimi değişti, CHP yine TBMM'de oylanan Libya tezkeresine HEDEP'le birlikte "hayır" dedi.

Kılıçdaroğlu da giderayak TBMM'ye gelen Suriye tezkeresine "hayır" demişti malumunuz.

Bu demek oluyor ki, gelen gelir, giden gider, CHP değişmez.

Anlaşılan, orada da patron belli!

Ya fondaş medyalarına ne demeli!

Akdeniz bu denli ısınmışken...

Kavga bu denli alenileşmişken...

Türkiye'nin "mavi vatan" doktrini çerçevesinde, Akdeniz'deki hakları için yıllardır yürüttüğü 'tehlikeli' mücadelenin değeri bu denli anlaşılır hâle gelmişken...

CHP'nin ısrarla Libya tezkeresine "hayır" demesini televizyonlarda, gazetelerde kaç kişi sorgulayabiliyor

Nerede o 'özgür, bağımsız basın' palavrası sıkanlar

Gazze'deki vahşete nasıl susuyorlarsa, CHP'nin bu aleni Türkiye karşıtı tavrını da sessizlikle geçiştiriyor 'büyük' gazetecilerimiz, TV yorumcularımız!

CHP'nin "mavi vatan"ı bir kere daha satmasını görmezden gelip, 'daha önemli(!)' başka mevzuları konuşuyorlar.

Yok yeniden İyi Parti ile ittifak kurabilecekler miymiş, yok yerel seçimde İstanbul ve Ankara'yı tekrar alabilecekler miymiş..

Günümüzün büyük riskleri ve gerçek meseleleri yanında, memlekete hiçbir hayrı dokunmayan mevzular.

Libya tezkeresine "hayır" demek, Türkiye'nin Akdeniz'deki trilyon dolarlık menfaatini satmak demek, yani açıkça Türkiye'ye ihanet etmek demektir.

Daha ötesi; Akdeniz'i vermek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni de satmak demektir.

Gelin görün ki, Batı güdümlü, CHP görünümlü kitlenin TBMM'de açıkça ortaya konulan bu tavra bir cümle yorumu yok ne yazık ki.

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz, nelerle yüzleşiyoruz ve nasıl bir algı sürecinden geçiyoruz, buradan anlayın.

Gazze'deki kadın ve çocuklara karşı yapılan vahşete susan dünyanın ortaya koyduğu ikiyüzlülüğün bir örneği; ülkemizdeki bu vahim tablodur işte.

Bunlar, lafa gelince Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" sözünü pazarlayıp, icraatta ise tam aksi istikamette 'ileri' gidenlerdir!

Yüz sene önce Ege'yi peşkeş çekenlerin, bugün de Akdeniz'deki tarafı açık seçik belli oldu böylece.

Şimdi düşünün, mayıs seçimlerinde ya iktidara bunlar seçilseydi!...

CHP'nin ne menem bir parti olduğu, peşinden gidenleri de nasıl ülkesi aleyhine hareket eden kitleye dönüştürdüğü yeterince anlaşıldıysa, Akdeniz'de yüz yüze geldiğimiz karanlık tablonun asıl sahiplerine dönebiliriz.

Yıllardır piyonlarına "Ağababalarınız gelsin" diyorduk, geldiler.

Çünkü, dünya ticaret yolu olarak tarihte her daim çok büyük önem arz eden Akdeniz, bugün zengin hidrokarbon yatakları ile daha da kıymetli hâle geldi.

Bu denize kıyısı bulunmasa da, ABD ve İngiltere gibi sömürgeciler için de öyle.

Tâ 1770'lere gidin...

13 Amerikan kolonisinin, İngiltere'ye karşı verdiği Bağımsızlık Savaşı ile devletleşen ABD, daha o yıllarda yerleşmişti Akdeniz'e.

Bütün politikasını "ülkesinin çıkarları" üzerine kuran ABD, 1780'den itibaren Akdeniz'deki Afrika limanlarına konsoloslar atamış, Berberî Sahilleri olarak anılan, Osmanlı'nın özerk statü verdiği Tunus, Cezayir, Trablus, Fas gibi ülkelerle ticari anlaşmalar yapmıştı.

Maalesef son dönemine denk gelen bu süreçte, kendi içindeki ihanetlerle boğuşan Osmanlı İmparatorluğu, himayesi altındaki bu özerk bölgelere ne yardım gönderebilmiş ne de ABD ile yakınlaşmalarının önüne geçebilmişti.

Durumdan istifade eden ABD, 1801'dekendisinden vergi isteyenTrablusgarp'a, 1815'te ise Cezayir'e savaş açmış, kazandığı bu savaşların ardından hızla sayısını artırdığı donanma filolarını Akdeniz'de rahatça dolaştırmaya ve istediği şekilde ticaret yapmaya başlamıştı.

Temel amacı ticaret yaparak zenginleşmek olan ABD'nin, donanma kurma amacı bile ticari faaliyetlerini korumak içindi.

Bu sebepledir ki, Birinci Dünya Savaşı başladığında güçlü bir kara ordusu bile yoktu, çünkü okyanuslarla çevrili ülkesinde buna ihtiyaç duymamıştı.