Bu iddia, doğal olarak bölge halkında ciddi bir tedirginlik oluşturdu. Özellikleİnişdibi'ndeki doğal maden suları,fındık bahçeleri ve hayvancılık faaliyetleri açısından risk vurgusu öne çıktı.
Ancak devlet cephesinden gelen açıklamalarfarklı bir tablo çiziyor.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'na bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi,bu oranın gerçeği yansıtmadığını ve fiili kazı oranının yalnızca on binde 4 seviyesinde olduğunu belirtiyor.Yani ruhsatlı alanların büyük bölümü henüzaktif üretim sahasıdeğil; sadece potansiyel ve arama statüsünde.
Giresun kaynayan kazana dönüştü.
Muhalefetalgı mı yönetiyor, yoksahükümetrisklerimi küçümsüyor
Maden karşıtlığını sadece"ideolojik refleks"olarak görmek, meseleyibasitleştirmekolur.
Çünkü ortada ciddi ve somut riskler var: Yer altı su kaynaklarının yön değiştirmesi veya kirlenmesi Ağır metallerin içme suyuna karışma ihtimali Fındık üretiminde verim kaybı Ormanların tahribi ve biyoçeşitliliğin zarar görmesi Heyelan riskinin artması
Karadeniz gibi hassas bir coğrafyada, doğaya yapılacak her müdahalenin katlanarak geri dönebileceği unutulmamalı.
Öte yandan, madenlere tamamensırt çevirmek de gerçekçi değil.Türkiye, baştabakır ve altınolmak üzere birçokstratejik madende dışa bağımlı.Bu bağımlılık, her yıl milyarlarca dolarlık döviz kaybı anlamına geliyor.
Yer altı kaynaklarının ekonomiye kazandırılması ise: Dış ticaret açığını azaltır Yerli sanayinin ham madde ihtiyacını karşılar Kırsal bölgelerde istihdam oluşturur Devlete doğrudan gelir sağlar
Bugün teknolojiden savunma sanayine kadar her alanda kullanılan madenler, artık sadece ekonomik değil, aynı zamandastratejik bir mesele haline gelmiş durumda.
Giresun'daki tartışma aslında daha büyük birzihniyet sorununu ortaya koyuyor. Türkiye'de sıkça karşılaşılan bir yaklaşım var: Maden ithalatına karşı çıkılır Ama maden çıkarılmasına da karşı çıkılır Enerji açığı eleştirilir AmaHES gibienerji projelerideprotesto edilir
BuradaGiresunlunun bir özeleştiri yapmasıgerekirçünkü;
Bu anlayış sürdürülebilir değildir.

26