Barış, zayıfların sığındığı bir liman değildir

Barış isteyenler savunmasız kalırsa, esaret reçetesi mi alırlar yoksa güçlü olanlar barışı daha mı iyi korur?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, barış idealinin ancak güçlü savunma sistemleriyle korunabileceğini savunuyor; İsrail-Gazze ve İran örneklerinden hareketle, silahsız ülkelerin emperyalist tehditlere maruz kaldığını vurguluyordu. Türkiye'nin yerli savunma teknolojilerine yatırım yapmasını bu bağlamda değerlendiriyor, ancak gerçek soru şudur: Savunma gücü artışı çatışmaları önler mi, yoksa yeni çatışmaların tohumunu mu eker?

Barış istemek büyük bir erdemdir;fakat bu isteğin bir"teslimiyet"belgesine dönüşmemesi için madalyonun diğer yüzüne, yani caydırıcılığa bakmamız artık bir tercih değil, varoluşsal bir zorunluluktur.

İsrail'in Gazze'de uluslararası hukuku hiçe sayarak yürüttüğü operasyonlar, modern dünyada"haklı olanın" değil, "silahı olanın" sesinin çıktığını bir kez daha kanıtladı.Hemen yanı başımızda ise ABD ve İsrail'in, İran'ın savunma kapasitesini ve füze sistemlerini bahane ederek gerçekleştirdiği saldırılar, emperyalist stratejinin asıl yüzünü ele veriyor:

"Eğer kendini savunabiliyorsan, bir tehditsin."

İran örneğinde gördüğümüz üzere; füzeler, hava savunma sistemleri veya yerli mühimmatlar, bir ülkeyi işgal etmek veya zayıflatmak isteyenler için kolayca"tehdit unsuru"olarak yaftalanabiliyor. Bu durum bizi şu can yakıcı soruyla baş başa bırakıyor:

Savaş istemeyen bir millet, kendisine tam da savunma gücü üzerinden savaş açıldığında ne yapmalı

Kendimizi bir an için benzer bir senaryonun içinde hayal edelim.

Bir sabah uyandığımızda, sözde müttefiklerin Türkiye'ye;"S-400'lerin var, yerli ve milli füzelerin (TAYFUN, ÇAKIR, HİSAR) menzili çok uzadı, bu durum bölge güvenliğini tehlikeye atıyor"diyerek parmak salladığını düşünelim. Türk milleti olarak bizbarışı özlüyoruz,ancak kapımıza dayanan bu küstahlığa karşı tavrımızne olmalı

Burada kritik olan şudur:Barış, ancak onu koruyacak kadar güçlü olanların elinde bir değerdir.Eğer savunma sistemlerinizden vazgeçerseniz, size barış değil, bir"esaret reçetesi"sunulur.

Hüseyin Nihal Atsız, yıllar önce dışarıdan gelen benzer tehditlere karşı kaleme aldığı o meşhur dizelerinde, Türk milletinin barışsever ama asla boyun eğmez karakterini şu sözlerle haykırmıştı:

"Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa,

Türk eri de öyle gider kanlı savaşa.

Hemkaradan,hem denizden ordular indir!

Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir!"

Atsız'ın bu mısraları, sadece bir meydan okuma değil; barışın savunmasız bir bekleyiş olmadığını anlatan tarihi bir duruştur.

Gazze'de silahsız sivillerin üzerine yağan bombalar,