Bu sadece bir sayı azalması değil,bir milletin tarih sahnesinden silinmeye başlamasıdır.
Nüfusun azalması demek:
Genç iş gücünün yok olması,
Üretimin durma noktasına gelmesi,
Emekli maaşlarını ödeyecek sosyal güvenlik sisteminin çökmesi,
Ve en önemlisi, savunma sanayiinden teknolojiye kadar her alanda dışa bağımlı hale gelmek demektir.
Son günlerde uluslararası markaların reklam kurgularında gördüğümüz çarpıklıklar,tesadüf değildir.Avrupa'da"geniş aile" ve "çocuk"temalı içerikler servis edilirken,
Türkiye'de çocuk yerine evcil hayvanların"evlat"gibi konumlandırılması,toplumsal genetiğimizle oynama girişimidir.
Türkiye'de yaşayan hiçbir kadın'köpeklerin annesi'değildir.
"Köpek anneliği"gibi kavramlarla annelik kutsallığının içi boşaltılmakta,evlat sevgisinin yerinebaşka unsurlar ikame edilmeye çalışılmaktadır.
Hayvan sevgisi medeniyetimizin bir parçasıdır;
Yavruyken bir bacağını kaybetmiş üç bacaklı birtopalköpeğin bakımını yedi yıldır bahçesinde üstlenen birhayvanseverolarak söylüyorum.
"Bir hayvanı, bir insanın, helebir evladın yerine koymak,sosyolojik bir sapmadır.
Bu durum, gençleri evlilikten ve çocuk sahibi olmaktan uzaklaştıranpsikolojik harbinsadecebir parçasıdır.
Toplumda bilinçli olarakşu algılar yerleştirilmeye çalışılmaktadır:
Gençlerin evlenmesi ve yuva kurması korkutucu bir yük gibi gösterilmektedir.
Tek çocuklu aile"çağdaş",çok çocuklu aile ise"gerici"olarak yaftalanmaktadır.
Oysa gerçek çağdaşlık, neslini devam ettirebilen ve geleceğini inşa edebilen bir toplum olmaktır.
Aile bağlarının kişiyi kısıtladığı algısı işlenerek, yalnızlaşan ve savunmasız kalan bireyler hedeflenmektedir.
Türkiye'nin yaşlanan bir nüfusahapsolmaması içinaile kurumunun yeniden merkeze alınması şarttır. Devletimizin de teşvik ettiği"en az 3 çocuk"vizyonu, sadece bir tavsiye değil,milli bir beka meselesidir.
Gençlerin yuva kurması toplumsal bir seferberlikle desteklenmelidir.
Anneliğin dünyadakien kutsal ve en stratejik görev olduğubilinci reklamlarla değil,

30