Deli Dumrul

Cumhuriyet'in tek taş pırlantalarını sata sata bitiremeyen, madenlerimizi, fabrikalarımızı, limanlarımızı, santrallarımızı, barajlarımızı, ormanlarımızı, hatta vatandaşlığımızı bile satan, bunları satmasına rağmen üstüne 500 milyar dolar borç yapan "yerli ve milli" hükümetimiz, şimdi de kendisinden önce yapılan köprüleri ve otoyolları satmak için kolları sıvadı.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'yle, aralarında İstanbul-Ankara otoyolu, İzmir-Aydın otoyolu, İzmir-eşme otoyolu, Adana-Gaziantep otoyolunun da bulunduğu yedi otoyolun satışı için İngiliz aracı şirketine yetki verildiği ortaya çıktı.

Bunlar satılınca ne olacak E ne olacağı belli... 25'er yıllık işletme sözleşmeleri Türk hukuku yerine İngiliz mahkemelerinde imzalanacak, garanti verilen araç geçiş ücretleri Amerikan dolarıyla belirlenecek.

Şu anda mesela, İstanbul-Ankara otoyolunu kullandığımızda 338 lira ödüyoruz, İstanbul-İzmir otoyolu emsal alınacak, en az bin lira ödeyeceğiz.

15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden geçtiğimizde 59 lira ödüyoruz, üçüncü boğaz köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü emsal alınacak, geçiş ücretimiz en az ikiye katlanacak.

İzmir-eşme otoyoluna 53 lira ödüyoruz, yandaş müteahhitlere yaptırılan otoyollar emsal alınacak, en az 200 lira olacak.

"Deli Dumrul hükümeti" değil de nedir bu Allah aşkına

Hatırlayalım lütfen, Dede Korkut'un efsane hikayelerinden biridir Deli Dumrul... Su bile akmayan kuru bir derenin üstüne köprü yaptırır, geçenden beş akçe, geçmeyenden döve döve 10 akçe alır.

E tıpkı bizim sayın yerli ve milli hükümetimiz de böyle değil mi

Köprü yaptılar, geçersen para ödüyorsun, geçmezsen zorla gene para ödüyorsun. Hatta bizim hükümet Deli Dumrul'u bile gölgede bıraktı, havalimanı yaptılar, uçarsan para ödüyorsun, uçmazsan zorla gene para ödüyorsun, tünel yaptılar, girersen para ödüyorsun, girmezsen gene para ödüyorsun, hastane yaptılar, yatarsan para ödüyorsun, yatmazsan, hasta bile değilsin, olsun, zorla gene para ödüyorsun.

Bunlar yetmezmiş gibi, şimdi bakıyoruz... Yahu Deli Dumrul hiç olmazsa köprüyü kendisi yapmıştı, bunlar kendilerinin yapmadıkları köprüleri bile satıyorlar, kendilerinin yapmadıkları otoyolları bile satıyorlar, geçsek de para ödeyeceğiz, geçmesek de para ödeyeceğiz.

Dede Korkut bugünleri görseydi...

"Valla Deli Dumrulluğun bu kadarı benim aklıma bile gelmemişti" derdi!

Gerçi buna da şükretmek lazım.

Meşhuuur masalsı fıkradır... Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken, hükümdar tarafından yönetilen bir ülke varmış. Hükümdar sarayında yaşıyormuş, sarayın harcamalarına para yetişmiyormuş, hazine tamtakırmış. Dalkavuklar düşünmüşler taşınmışlar, hazineye gelir sağlamak için "köprülere geçiş ücreti koyalım, her geçen para ödesin" demişler, hükümdar pek beğenmiş bu fikri, hükümdar beğenince soytarılar takla atarak alkışlamışlar. Hadi bakalım, ülkedeki köprülerin başına birer biletçi yerleştirmişler, her geçenden para almaya başlamışlar.

E bakmışlar ki, ahali hiç sesini çıkarmadan tıkır tıkır geçiş ücretini ödüyor, dalkavuklar yeni bir öneri getirmiş, "köprülerin öbür tarafına da birer biletçi yerleştirelim, girerken ödesinler, çıkarken bir daha ödesinler" demişler. Hükümdar hafiften tedirgin olmuş, "yahu ahali huzursuz olmaz mı, para alıyoruz diye ses çıkarmadılar ama, iki defa para alıyoruz diye şikâyetçi olmazlar mı" diye sormuş, dalkavuklar "merak buyurmayın hünkarım" demişler, hükümdar da kabul etmiş, hükümdar kabul edince saray soytarıları yerlerde yuvarlanarak alkışlamışlar.

Hakikaten görülmüş ki, ahali hem girerken ödüyor, hem çıkarken ödüyor, gıkları bile çıkmıyor. Hükümdarın asabı bozulmuş, "bu ne biçim tebaadır böyle yahu" demiş, "bedava geçmeleri gereken yerden hem girerken hem çıkarken para alıyoruz, bana mısın demiyorlar" demiş, "madem öyle, ben bunlara düzgün tebaa nasıl olunur gösteririm" demiş, "köprülerin ortasına şöyle ikişer metre boyunda birer izbandut koyun, izbandutun eline kazma sapı gibi kalınca bir odun verin, Allah yarattı demesin, gelenin geçenin kafasını gözünü yarsın, ahali dayağı yiyince uyanır" diye buyurmuş, dalkavuklar "derhal hükümdarım" demiş, soytarılar amuda kalkarak alkışlamışlar.

Ama bakmışlar ki, ahali köprülerden bedava geçmesi gerekirken, hem girerken hem çıkarken tıkır tıkır para ödüyor, köprülerin ortasında odunla haşat ediliyor, ağızları burunları darmadağın ediliyor, buna rağmen, hiçbir şey olmamış gibi kan revan içinde yürüyüp gidiyorlar.

Hükümdar ateş püskürmüş, "köprülerdeki izbandutlara tiz haber verin" demiş, "hem gelenin geçenin ağzını burnunu odunla darmadağın etsinler, hem de tek tek becersinler" diye ferman buyurmuş, dalkavuklar