Türkiye'nin sorunu fazla "beyaz" ve "Türk" olmak mı

Dünya Kupası'na bir ay kala Türkiye havlu attı.

Aşırı reklam, camilerden antik tiyatrolara kadar organizasyon furyası ile yükseltilen beklentilerle toplum derin bir depresyonda.

Kimse Milli Takım'la ilgili bir şey "Duymak İstemiyor."

Telefon şebekesinden terliğe markaların reklamlarında kapıştığı, marşlarını kim yazacak diye sanatçıların boğaz boğaza geldiği, iktidarın- muhalefetin paylaşamadığı Bizim Çocuklar hızlıca başkalarının çocukları oluverdi.

Youtube'de reklam piyasasının da katkılarıyla büyüyen spor medyası biz siyasi medyayı kıskandıracak bir sertlikte ifade hürriyetini kullanıyor.

Milli öfke hızlıca siyasi öfkelerle birleşti.

Başarısızlığın faturası Merih'in bıyıklarına, Barış'ın saçlarına, Arda'nın, Kenan'ın, Kerem'in dualarına kesiliverdi.

Aynı dini futbola alet etme tezleri golden sonra secdeye kapanan Yamal'ı ya da topluca Cumaya giden Senegal'i, İran'ı açıklayamıyor ama olsun.

Ama futbolda başarısızlığın politikleşmesinin müsebbibi muhalifler değil.

Milli Takım hesabından AK Parti'nin hazırlattığı marşları yayınlatıp, millileri Togglarla Yavuz Sultan Köprüsü'nden geçirmek gibi işlere tevessül eden iktidar...

Zaferi kendi siyasi zaferine çevirmek istersen yenilginin faturası da sana çıkarılır.

Evet mesele aynı zamanda siyasi.

Ama bunun sebebi ülkücü bıyıklar, sarı saçlar, bol dualar, liyakatsizlik, İtalyan Montella'ya Nevşehirli esnaf gibi "kısmetten öte köy yok" dedirten, Federeasyon Başkanı'na Adalet Bakanı'nı defensa çağırtan iktidarın her şeyin üzerine çökmüş gölgesi değil.

Bir şut gol olsa o her kötülüğün sebebi olan iktidar gölgesi başarının sebebi de olabilirdi.

Ama ortada daha yapısal ve siyasi bir mesele olduğu açık.

Ama pek kimsenin konuşmak istemediği, muhalifi, iktidar yanlısı kimsenin hoşuna gitmeyecek politik bir sebep bu.


2026 Dünya Kupası'ndaki 1.248 oyuncunun neredeyse dörtte biri, doğduğu ülkeden farklı bir ülkeyi temsil ediyor.

2006'da bu oran %9'un altındaydı.

Yani mesele sömürgelerden ya da diasporalardan oyuncu devşirmekten daha güncel bir mesele.

90'lardan sonra artan küreselleşme, göç dalgaları ve ülkelerin vatandaşlık politikalarını gevşetmesinin sonuçlarını görüyoruz.

FIFA ve ülkeler buna göre takımlarını zenginleştirecek millilik açılımları yaptılar.

FIFA'ya göre bir oyuncunun kendisinin o ülkede doğması ya da ebeveynlerinden birinin o ülkede doğmuş olması ya da büyükanne/büyükbabalarından birinin o ülkede doğmuş olması ya da oyuncunun o ülkede belli bir süre ikamet etmiş olması (yetişkinler için genelde 5 yıl) milli olabilmek için yeterli.

Fransa bu yeni küresel dünyayla en uyumlu ve başarılı örnek.

Fransa'da vatandaşlık kan değil, toprak esaslı (jus soli).

Fransızlar bu katı cumhuriyetçiliği belki de ilk kez bir başarıya çevirdiler.

1998 yılında ilk şampiyon olduklarında kadrodaki dokuz oyuncu ya göçmendi ya da göçmen çocuğuydu.

2018'de şampiyon olduklarında bu sayı İki katına çıkmıştı. Fransa'nın 2018 Dünya Kupası'nı kazanan kadrosunun %87'si göçmen kökenliydi. 17 oyuncu göçmen ya da göçmen çocuğuydu ve ikisi hariç hepsi Afrika kökenliydi.

2026'da bu sayılar daha arttı. Fransa kadrosunda bugün 21 oyuncu Afrika kökenli (26 kişilik kadroda).

Fakat bu oyuncuların neredeyse tamamı Paris doğumlu Fransızlar.

Paris banliyöleri artık dünya futbolunun yeni Rio plajları.

2026 Dünya Kupası'nda tam 99 futbolcu Fransa doğumluymuş.

Bunların sadece 23'ü Fransa Milli Takımı'nda. 76 oyuncu ise başka ülkelerin formasını giyiyor.

Dünya Kupası oyuncularının yüzde 24'ü İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya ve Hollanda'da doğmuş.

Bu beş ülkenin kulüpleri ise turnuvadaki futbolcuların yüzde 42'sini yetiştirmiş.

Yani göçmen ailelerin çocuklarıyla genişleyen geniş yetenek havuzu, iyi spor imkanları ve futbol gelenekleriyle buluştu ve modern futbolun fabrikası artık Batı Avrupa'nın çok kültürlü şehirleri oldu.

Afrika milli takımları da Avrupa'da doğup yetişmiş diaspora oyuncularıyla dolu.

Örneğin Fas'ın 26 kişilik kadrosundaki 19 oyuncu yurtdışı doğumlu, bunların 12'si Fransa veya İspanya'da büyümüş.

Curaçao %96, DR Kongo %85'i Avrupa doğumlu oyunculardan oluşuyor.

Cape Verde'nin Dünya Kupası kadrosunun önemli bölümü Portekiz'de yetişmiş oyunculardan oluşuyor. 600 bin nüfuslu ülke bugün İspanya'yı durdurabiliyorsa bunun en önemli nedeni Avrupa diasporası.

Diğer ülkelere de hızlıca bakalım.

ABD zaten bir göçmen ülkesi. Ama yine de rakam çarpıcı. Kadrodaki 26 oyuncudan 6'sı ABD dışında doğdu; 14'ü çifte vatandaş.

İngiltere kadrosundaki 26 oyuncudan 20'sinin başka bir milli takımı seçme seçeneği de vardı.

Hollanda milli takımın ana çekirdeğini Hollanda sömürgesi Surinam kökenliler oluşturuyor. 26 kişilik kadroda 8 Surinam kökenli var. Mozambik, Togo, Gana, Fildişi kökenliler de var.

İsviçre, Kanada, İsveç, Avustralya zaten göçmen karmaları gibiler.

Avustralya takımında 25 futbolcudan 16 oyuncu göçmen kökenli.

Türkiye'ye golü atan Nestory Irankunda Tanzanya'nın Kigoma kentinde Burundili mülteci ebeveynlerin çocuğu olarak doğup, Güney Avustralya'da büyümüş.

Awer Mabil, Kenya'da bir mülteci kampında Güney Sudanlı bir anne ve babanın çocuğu olarak hayata başlamış.

Defensın kuleleri Harry Souttar, Cameron Burgess İskoçya doğumlu, Milos Degenek Hırvatistan doğumlu.

Yine bizi yenen Paraguay'ın avantajı ise Arjantin'den oyuncu devşirmesiymiş.

Kadrosunda altı Arjantin doğumlu, Arjantin'in futbol kulüplerinde yetişmiş oyuncu var.

Daha farklı örnekler de var.

Dışarıdan daha homojen görünen ama aslında eski kolonyal çeşitliliğini kadrolarına yansıtan Portekiz ve İspanya örnekleri gibi.

Portekiz nüfusu sadece 10 milyon. Ama Angola, Mozambik, Yeşil Burun Adaları (Cape Verde), Gine-Bissau ve Brezilya ile kurduğu tarihsel bağlar sayesinde olağanüstü geniş bir futbol havuzuna sahip.

İspanya Milli Takımı da artık sadece Kastilya'nın takımı değil.

Fas, Ekvator Ginesi, Latin Amerika ve Batı Afrika kökenli oyuncular sistemin doğal parçası haline geldi. Barcelona ve Madrid altyapıları Avrupa'nın en uluslararası akademileri arasında bulunuyor.

İspanya'nın yıldızı Lamine Yamal Faslı bir anne ve Gineli bir babanın çocuğu.

Arjantin ve Brezilya, bu yazının ana tezini bozan en homojen kadroları olan başarılı ülkeler.

Oyuncuların çoğu Arjantinli ya da Brezilyalı.

Ama soyadlarından anlaşılacağı gibi (Mac Allister, Tagliafico, Senesi, Messi) bu oyuncular ülkenin İtalyan-İspanyol göç tarihinin zenginliğini yansıtıyor.

Brezilya zaten Afro-Brezilyalı (Vinícius, Rodrygo, Endrick) ve Avrupa kökenli (Marquinhos, Alisson) bir ulusal kimliğe sahip.

Bu iki futbol devinin iç havuzları hem büyük hem çeşitli hem de diğer tüm ülkelerden farklı bir kurumsallaşmış futbol geleneğini temsil ediyorlar.

Türkiye'nin bugünkü konumunu anlamak için en aydınlatıcı karşılaştırma ise Almanya ile olabilir.

Almanya'da tıpkı Türkiye gibi vatandaşlık uzun süre kan esaslıydı: yurtdışında doğan Alman torunları vatandaş olabilirken, Almanya'da doğan göçmen çocukları olamıyordu.

Bu 1999'da değişti, yasa 2004'te yeniden düzenlendi.

Böylece epey bir iç tartışma ve ırkçı saldırıyla da olsa Mesut Özil ve kuşağının önü açıldı.

2026 Almanya kadrosunda; İngiliz-Nijerya kökenli Jamal Musiala, Alman-Fildişi sahili kökenli Tah, annesi Sierra Leone iç savaşından kaçmış Rüdiger, Viranşehirli Ezidi Deniz Undav, Senegalli eski bir futbolcunun oğlu olan Galatasaraylı Sane, Burkina Faso kökenli Ouedraogo var.

Alman şehirlerinde doğup, bu ülkenin spor altyapısında yetişen oyuncular iki ayrı milli takıma dağıldı. Musiala ve Sane Almanya'yı; Kenan Yıldız, Hakan Çalhanoğlu, Kaan Ayhan, Can Uzun, Salih Özcan Türkiye'yi seçti.