Türkiye'nin adı konulmamış çözüm süreci

Türkiye bugün PKK'nın silahsızlanmasını, örgüt mensuplarının eve dönüşünü, cezaevindekilerin durumunu ve silahlı bir hareketin legal siyasete nasıl taşınacağını tartışıyor.

Yakın tarihimizde, üstelik sonuç almış bir örnek var: Türkiye Hizbullahı.

1990'larda Güneydoğu'nun en kanlı silahlı örgütlerinden biri olan Hizbullah yaklaşık çeyrek asırdır silahlı eylem yapmıyor. Örgütün etrafındaki geniş toplumsal çevre yeraltından çıktı, önce dernekleşti, sonra partileşti. Bugün bu çizginin partisi HÜDA PAR'ın milletvekilleri TBMM'de.

İki ay önce bu uzun hikâyenin önemli bir halkası daha tamamlandı.

15 yıldır firari olan ve İran'da bulunduğu bilinen Hizbullah'ın lider kadrosundan Edip Gümüş ile askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar'ın Türkiye'ye döndükleri ortaya çıktı.

İkisi de 14 Temmuz'da Batman'ın Kozluk ilçesinden SEGBİS'le Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya katıldı.

2009'da ağır hapis cezaları almış, 2011'de uzun tutukluluk nedeniyle tahliye edilince yurtdışına çıkmışlardı. Yargıtay 2024'te haklarındaki ağırlaştırılmış müebbet cezalarını onamıştı.

Fakat Nisan 2026'da yakalama kararları kaldırıldı, infazları durduruldu ve yeniden yargılanmalarına karar verildi. 14 Temmuz'daki duruşmada örgüt üyeliğinden 7 yıl 6 ay ceza aldılar. İyi hal indirimiyle cezaları 6 yıl 3 aya düştü. Dokuz yıl tutuklu kaldıkları için yeniden cezaevine girmediler.

Böylece bir zamanlar İran'da firari olan Hizbullah yöneticileri de Türkiye'ye dönmüş oldu.

Bugünden bakınca yaşanan dönüşümün büyüklüğünü anlamak koltay değil.

2000 yılında Beykoz'da Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu'nun öldürüldüğü operasyonun ardından örgütün kullandığı evlerde cesetler bulunmuştu.

Hizbullah, PKK'yla ve kendi muhalifleriyle kanlı çatışmalara girmiş bir yeraltı örgütüydü.

Sonra beklenmedik bir şey oldu.

Silahlar sustu ve 25 yıldır da yeniden konuşmadı.

Ama bu dönüşüm bir günde olmadı.

Hizbullah'ın geniş toplumsal çevresi önce sivil alana çıktı. Mustazaf-Der kuruldu; büyük mitingler, yardım faaliyetleri, yayıncılık çalışmaları başladı. Mustazaf-Der'in kapatılmasından sonra Mustazaflar Hareketi ortaya çıktı, 2012'de HÜDA PAR kuruldu.

Yani yeraltından Meclis'e giden yolun ara istasyonu sivil toplum oldu.

Devlet tarafında da silahsızlanmaya paralel bir normalleşma süreci ilerledi.

Hizbullah davalarında hükümlü çok sayıda isim adil yargılanma ihlalleri, yeniden yargılama ve infazın durdurulması kararlarıyla yıllar içinde cezaevlerinden çıktı. 2019'da da Hizbullah hükümlülerinin tahliyeleri devam etti.

Hukuken bunun adı "af" değildi. Meclis'ten "Hizbullah affı" diye bir kanun çıkmadı.

Ama siyasi sonucu itibarıyla bir çeşit fiili aftı bu.

Silahı bırakmış bir hareketin eski kadrolarının cezaevlerinden çıkmasının, toplumsal tabanının legal alana taşınmasının ve sonunda yurtdışındaki liderlerinin ülkeye dönebilmesinin önü açıldı.

Nitekim süreç cezaevlerinin kapısında kalmadı.

2023 seçimlerinde HÜDA PAR Erdoğan'ı destekledi ve AK Parti ile seçim işbirliği yaptı. AK Parti kendi listelerinde dört HÜDA PAR'lıya seçilebilecek yerlerden adaylık verdi. Dördü de milletvekili oldu.

Böylece silahlı geçmişten gelen geniş bir sosyolojinin sisteme entegrasyonunda çok önemli bir eşik daha geçildi.

Üstelik birkaç yüz eski militandan söz etmiyoruz. On binlerce seçmeni, aileleri, dernekleri ve sivil toplum ağıyla çok daha geniş bir sosyolojiden bahsediyoruz.

Yani sadece bir örgüt silah bırakmadı.

Edip Gümüş'ün dönüşü bu sürecin başka bir sonucunu da gösteriyor.

Yıllarca İran'da olduğu bilinen silahlı bir hareketin lider kadrosunun Türkiye'ye dönmesiyle İran'ın böyle bir yapı üzerindeki nüfuzu da ortadan kaldırıldı

Edip Gümüş ve Cemal Tutar kararına özellikle PKK çevresinden yükselen öfkeyi anlamak zor değil.

Hizbullah'ın öldürdüğü insanların yakınları için de bu isimlerin serbestçe hayatlarına devam etmesi kabul etmesi zor bir şey.

Tıpkı PKK'nın silah bırakması ve mensuplarının topluma dönmesi için hukuki düzenlemeler yapıldığında, PKK saldırılarında yakınlarını kaybetmiş insanlar da benzer duygulara sahip.