Türkiye, "Demokratik Almanya" olur mu

Bayram tatilini yurtdışında geçiren TC'nin yeşil pasaportlu, Schengenli, paralı şanslı kullarındansanız, tatil için de bula bula Berlin'i bulmuşsanız, Almanya'daki dönerleri övmekten sıkıldaysanız ve tabii ki komünizmle dalga geçilmesine de bozulmayacaksanız pek az bilinen bir müzeyi tavsiye etmek isterim.

Şehrin ünlü Müzeler Adası'nda Spree Nehri'nin kıyısında, görkemli Berlin Katedrali'nin hemen karşısındaki bu butik müzenin adı DDR Museum.

Yaşı 40'ın üzerinde olanlar en azından olimpiyatlardan DDR'nin ne olduğunu hemen anladı.

DDR yani Deutsche Demokratische Republik yani Alman Demokratik Cumhuriyeti'nin kısaltması.

Yani artık sadece müzelerde yaşayan Doğu Almanya'dan bahsediyoruz.

Müze, Doğu Almanya'daki hayatı anlatıyor.

Olağanüstü güzel, entelektüel ve eğlenceli anlatıyor.

Müzede zangırdayan bir asansörle komünist dönemin işçi bloklarında bir daireye çıkıp, 1980'lerdeki bir Doğu Alman hayatını buzdolabındaki süt ürünlerine kadar keşfedebiliyor, meşhur Doğu Alman arabası Trabant'ın direksiyonuna geçebiliyor, Stasi memuru olup telefon dinliyor, Doğu Almanların en özgür olduğu çıplaklar kampı kültürüyle tanışıyor, devrin TVlerini izleyebiliyorsunuz.

Tabii ki ülkenin demokratik sıfatı hakkında da bilgi sahibi oluyorsunuz.

Demokratik Almanya'nın adındaki demokratik sıfatı kritik önemdeydi.

Çünkü Almanya'da komünist dönem öncesinde diğer Doğu Bloğu ülkelerinden ve Sovyetlerden daha eski ve yerleşik bir demokrasi deneyimi ve partiler vardı.

Ülkenin banisi Stalin ve Alman komünistleri, Batı'daki düşman kardeşlerinden daha demokratik olma iddiasındaydı, nasyonel faşizm kabusundan çıkmış demokrasi deneyimi olan bir topluma da tek parti rejimini dayatmayı rejimin devamı için uygun görmemişlerdi.

Önce ülkedeki solun esas kalesi SPD, ehlileştirilmeliydi.

Çünkü SPD, sosyal demokrasi çizgisindeydi, Sovyet tipi tek parti sistemine mesafeliydi

Komünist Parti KPD ise Sovyetler Birliği'ne yakın Alman komünistlerinden oluşuyordu ve daha küçüktü.

1946'da Sovyet askeri yönetiminin baskısıyla iki parti birleştirildi ve SED kuruldu:

(Almanya Sosyalist Birlik Partisi)

Birleşme "işçi sınıfının birliği" sloganıyla sunuldu.

Ancak gönüllü bir birliktelik değildi bu, bu birliğe karşı çıkan SPD yöneticileri baskı görmüş, parti içi muhalifler tasfiye edilmişti.

SED ise kısa sürede rejimin partisi haline geldi.

Ama tek partiyle yetinilmedi.

Ülkedeki diğer partiler de varlıklarını sürdürdüler.

Böylece dosta düşmana karşı çok partili sistem görüntüsü verilecek, farklı kesimler de sistem içinde temsil edileceklerdi.

Görünüşte çok farklı eğilimlerde partilerdi bunlar.

Almanya'nın en eski partilerinden Hristiyan Demokratlar (CDU), liberal eğilimli LDPD, çiftçileri temsil eden DBD ve hatta milliyetçileri ve eski NAZİ yanlılarını temsil eden NDPD.

Böylece Hristiyanlar, liberaller, çiftçiler ve hatta eski Nazi yanlıları sistemin içinde temsil edilecekti.

Dışarıdan gerçekten de her şey demokratik görünüyordu.

Ama içeriden hiç de öyle yaşanmadı.

Birbirine benzemez gibi duran bu dört muhalif partiye "blok partileri" adı verildi.

1950'den itibaren bütün partiler ve kitle örgütleri Ulusal Cephe adlı ortak yapı altında toplandı.

Seçimlerde partiler birbirine karşı yarışmıyordu.

Seçmene tek bir ortak liste sunuluyordu.

Bu listede; rejimin esas partisi SED, blok partileri, sendikalar, kadın örgütleri ve gençlik örgütlerinden temsilciler yer alıyordu.

Parlamentodaki sandalye dağılımı seçimden önce belirleniyordu.

Yani SED'in kaç milletvekili çıkaracağı, CDU'nun kaç koltuk alacağı, liberallerin kaç temsilci göndereceği önceden kararlaştırılıyordu.

Vatandaş sandıkta tek bir listeyle karşılaşıyordu.

Listeyi onaylamak için pusulayı doğrudan sandığa atmak yeterliydi. Listeyi reddetmek isteyenlerin ise özel olarak kabine girerek isimleri çizmesi gerekiyordu.

Bu durum ise fişlenme riski barındırdığı için pek tercih edilmiyordu.

Bu yüzden bloka listeye destek oranları genellikle yüzde 95'in üzerinde açıklanıyordu.

Blok partilerinin ise Meclis'te muhalefet edebildiği alanlar belliydi.

Tarım politikaları, bürokratik sorunlar, küçük ekonomik meseleler, yerel yönetim sorunları.

Ama temel konular tartışma dışıydı; SED'in iktidarı, Sovyetler Birliği'yle ilişkiler, Berlin Duvarı, Stasi gibi.

Doğu Almanya Devlet Güvenlik Bakanlığı yani Stasi, blok partilerini de izliyordu. En ufak çizgi dışına çıkış cezalandırılıyordu. Bazı parti üyeleri Stasi için muhbirlik yapıyordu.

Meclis'in en klasikleşmiş anları ise iktidar partisiyle sözde dörtlü muhalefetin birlikte el kaldırdığı oturumlardı.