Mazlum Abdi, Türkiye medyasına ilk röportajlarını verdi.
Sivilleşmesinin sadece üniformasını çıkarıp takım elbise giymekten ibaret olmadığını gösteren mesajlar verdi.
"Türkiye ile temas ve diyalog kanalları mevcut. Türkiye ile ilişkilerimiz düzeltilmeli ve yeniden ele alınmalı' dedi, SDG'nin boşluğunu siyasi bir yapıyla doldurmak gerektiğini söyledi.
Türkiye'de hala konuşulan teslim mi oldu, çok mu taviz verdi, savaşsa ne olurdu gibi sorulara ise eski defterleri açmayarak, entegrasyonu vurgulayarak, savaşın ağır maliyetini hatırlatarak cevaplar verdi:
"Kendime söz verdim: Mecbur kalmadıkça halkımızı tekrar savaş koşullarına sokmak istemiyorum"
Röportajın çıktığı gün Mazlum Abdi, X profilini de değiştirdi.
Üniformalı fotoğrafını ve SDG Komutanı titrini çıkardı.
Sivil kıyafetli bir fotoğrafını ve "Suriye Devlet Başkanlığı Danışmanı" titrini koydu.
16 yaşından beri silahlı bir örgütün içinde yer almış, beş farklı kod adı olmuş birinin geldiği bu sorumlu siyasetçi çizgisi, Türkiye'deki balkon gerillalarını mutlu etmeyecektir.
Röportajlarda gözden kaçan kritik bir bölüm vardı: Suriye'de YPG saflarındaki yabancı savaşçılar. Yani Türkiye vatandaşı PKK'lılar.
Türkiye'nin de en hassas olduğu konu bu.
Abdi ilginç bir şey söyledi:
"SDG'nin içinde bulunan Suriyeli olmayan savaşçılar ki bunlar IŞİD'e karşı savaştılar.
Bu bizimle Türkiye arasında daha tartışılmadı. Bu savaşçılar PKK içerisinde yer alıyor. Bu, PKK ile Türkiye arasında ele alınacak bir başlıktır.
Bu konunun bizi ilgilendiren tarafı bu barış sürecine dahil olmak isteyenlere yardımcı olmaktır. Bu coğrafyadan çıkmaları ve bu entegrasyonun tamamlanmasına yardımcı olacağız.
Bize düşen sorumluluk bu sürece katkı sağlamaktır. Ancak bu mesele PKK ile Türkiye arasında yaşanan bir süreçtir.
Genel olarak söyleyeyim: Süreç başladığından beri, 29 Ocak'tan beri yüzlerce savaşçı buradan çıkış yaptı. Yüzlercesi de kaldı. Kalanlar da bu sürece katılmak isterlerse katılırlar."
İlginç çünkü bu meselenin çözüldüğü düşünülüyordu.
Türkiye ve Şam, bu yabancı militanların Suriye'den ayrılmasını şart koşuyor.
29 Ocak Anlaşması'nda bu konuda uzlaşma da sağlandı.
Bu yabancı militanların ülkeden ayrıldığı da düşünülüyordu.
Ama Abdi'nin açıklamasına bakılırsa yüzlercesi hala Suriye'deler.
2000 PKK'lının Suriye'de SDG saflarında savaştığı biliniyor.
Buradan kasıt Türkiye vatandaşı PKK'lılar.
Varılan Şara-Abdi anlaşması gereği bu militanlar Suriye'den çıkacak.
Bir kısmı Irak Kürdistanı'nda kalacak, çerçeve yasaya girenler ise Türkiye'ye gelecek ilerleyen zamanlarda.
1200'ünün şartlarının çerçeve yasaya girdiği düşünülüyor.
Milli Savunma Bakanlığı sözcüsü, geçenlerde bir soru üzerine Suriye'deki PKK'lı militanların Türkiye'ye dönmeyeceğini söyledi. Herhalde şu aşamada dönmeyeceğini söylemiş oldu.
Peki, anlaşmalara rağmen Suriye'den çıkmayan yüzlerce yabancı militan kim
PKK'lılar dışında bir de Türkiye'den Rojava'ya savaşa gitmiş silahlı Türk sol örgütlerin militanları var. Çok daha az sayıda da Batılı sol militan var.
PKK, 2014'den sonra "Rojava Devrimi" için bu sol örgütlerle Halkların Birleşik Devrim Hareketi'ni kurdu. Ve bu örgütler Suriye'de YPG saflarına militanlar gönderdi.
Türkiye'de adlarını çok fazla duymadığımız ama varlıklarını siyasi kanatları olan partiler ve derneklerle sürdüren, sürekli yeni harf kombinasyonlarıyla bölünmeye devam eden silahlı örgütler bunlar:
TKP-ML, THKPC/MLSBP, MKP, TKEP/L, TİKB, DKP, DKP/Birlik, MLKP...
Bu örgütlerden en büyükleri olan MLKP, TKP/ML gibi örgütler, PKK'nın silah bırakma kararına karşı olduklarını açıklamışlardı.
Anlaşılan SDG'nin Şam'la entegrasyonuna da karşılar.
Hala Avrupa'daki PKK gazetesinde Suriye'den yazılar yazan Acilciler diye Şebbiha milisi bir örgütün lideri Mihraç Ural'dan, küçük sol örgütlere kadar çeşitli bir yelpazedeki bu Türk militanların akıbeti ve ne yapacağı ilginç bir mesele olacak.
Kendilerini içine düşürdükleri durum da tuhaf.
YPG ve SDG'ye destek için Suriye'ye gitmişlerdi, şimdi kraldan kralcı durumuna düşerek, PKK ve SDG kendini feshederken onlar Kürt halkı ve Rojava Devrimi için mücadeleye devam edeceklerini söylüyorlar.
Hiçbir tabanlarının olmadığı Suriye'de PKK ve SDG'ye rağmen silahsız ya da silahlı bir şey yapmaları da mümkün değil.
PKK, bu militanları kendi saflarına ekleyip, onların da süreçten yararlanmasını teklif etmişti. Bu teklifi de en azından bir kısmının kabul etmediği anlaşılıyor.
Bu kraldan çok kralcılık ve bir türlü silah bırakamama hali sadece Suriye'de görünür olmuyor.
Bu silahlı milislerin bağlı olduğu örgütlerin Türkiye'de de bağlantılı olduğu partileri, hareketleri var ve bunların bir kısmı DEM Parti'nin paydaşı.
Pek çoğu bu Rojava dayanışmaları yüzünden Meclis'e milletvekilleri bile soktular.
Bu sadece örgütsel değil, fikri bir ayrılık.
Çünkü Türk solu silahla ve direnişle arasına mesafe koyamıyor.
Bu örgütlerin hiçbiri silahın devrinin geçtiğini anlayamadı, bunu ilan eden bir Öcalan'ları da hiç çıkmadı.

2