Sürece de mutlak butlan gelir mi

Karar okurları ve genel muhalif kitle süreçten bahsedilmesinden pek hoşlanmıyor.

Bu kadar berbat şey olurken iktidarın pozitif bir gündemle bir iş yapmasından memnun olmayanlar, bunun olmayacağını düşünenler, bunun olmamasını isteyenler ve bunun olmamasını dileyenler gibi çeşitli türleri var bu tepkilerin...

Tabii ki bu şartlar rağmen sürece şans tanıyan ya da destek veren herkesin iktidarın bütün yapıp ettiklerinin destekçisi olduğunu düşünüyorlar.

Duyguların akla galebe çaldığı, neden sonuç ilişkilerine bakmayan reaksiyoner bir tepki bu.

CHP'ye mutlak butlan kararı sonrası bu tepki bulduğu ahlaki üstünlükle daha yüksek sesle dillendiriliyor.

"CHP'ye bu yapılırken ne çözümü, ne barışı, ne süreci" deniyor.

En son CHP sözcüsü Zeynel Emre, İrfan Aktan'ın yayınında "Çözüm süreci mutlak butlan kararıyla çöpe atılmıştır" dedi.

T24'de Oya Baydar, Öcalan ve Kılıçdaroğlu'nun yanyana fotoğraflarının konduğu yazısında Kürt hareketinin Öcalan, CHP'nin de Kılıçdaroğlu ile devlete eklemlendiğini, muhalefetin pasifize edildiğini yazdı.

Ama aynı gün Erdoğan "Terörsüz Türkiye konusunda kaybedecek vaktimiz yok" dedi. Bayramda da İmralı Heyeti'nden Pervin Buldan, 7-8 maddelik yasanın Meclis'e geleceğini açıklamıştı.

Dün Türkiye gazetesi yasanın 15 Temmuz'da Meclis kapanmadan çıkarılacağını yazdı.

Demek ki süreç çöpe atılmamış!

Peki nasıl oluyor da aynı anda İmamoğlu'nu hapse atan, CHP'yi mutlak butlanla bölen muhalefete ve hukuka tahammülsüz bir iktidar ülkenin en temel sorununu çözmek için adım atıyor

Haklı tarafları olan bir şüphecilik bu.

Ama bu şüpheciliğin arkasında çözüm, barış meselesiyle ilgili yanlış anlamalar ve yanlış kanaatler var.

Birincisi barış ve çözüm kavramlarına yüklenen taşıyamayacakları ulvi anlamlar...

Kürt sorununu ya da PKK sorununu çözmek, terörsüz Türkiye ya da barış süreci adına ne derseniz deyin bu bazılarının yıllardır abartılı bir aktivist yorumla inandıkları gibi Türkiye'nin bütün sorunlarının merkezinde değil, onu çözmek ülkedeki bütün sorunları çözmez, çözemez, çözmeyecek de.

Barış, silahları bırakmak ulvi kavramlar ama bunlar demokrasi, hukuk devleti ve ifade hürriyetiyle doğrudan bağlantılı, paralel ya da öncelik ve sonralık ilişkisine sahip olan kavramlar değiller.

Tabii ki bir toplumun refahı, huzuru ve iç barışı hukuk devleti, özgürlükler olmadan olmaz.

Ama silahları ortadan kaldırmanın başka dinamikleri var.

Çünkü silahla hak arama, gerillacılık, illgalite; bir ülkenin hukuk, demokrasi, özgürlük standartlarının yerle yeksan olması, insanların varlığına, kimliğine yönelik çok ağır saldırıların sürmesi ve başka bir yol da kalmaması durumunda bir yol olabilir.

O koşullarda bile silahlı mücadele ve illegalite, meşru mücadeleyi kriminalize eder, karşı tarafın eline koz verir, güç hiyerarşisi olarak da bir devlete karşı, o devleti en fazla müzekereye ikna etmek dışında bir sonuç da üretmez.

Yani Türkiye'nin hukuk ve demokrasi standartları ne kadar kötü olursa olsun, bu silahlı mücadeleden vazgeçmemek için bir gerekçe olamaz.

Hem silahlı mücadeleyi veren örgüt için hem de devlet için bu çatışma sürdürülebilir değilse, silahtan vazgeçip, mücadeleyi meşru ve siyasi zemine taşımak herkes için daha hayırlı hale gelmişse buna karar verilir ve bu yapılır.

Belki bütün sorunlar ortadan kalkmaz ama varolan sorunların çözümünde silah ortadan kalkar.

Bunun tek ve ilk koşulu da demokrasi ve hukuk değildir, iki tarafın da buna ikna olması, bunun kendileri için rasyonel olduğunu düşünmesidir.

Demokrasi ve hukuk silahların bırakıldığı bir zeminin kalıcı olması, iç barışın inşa edilmesi için elzemdir.

Ama bu şu demek değildir: CHP'ye mutlak butlan atandı, o halde çözüm süreci de olmaz.

Bundan 10 yıl önce de HDP'ye neredeyse mutlak butlan atanıp, liderleri ve milletvekilleri tutuklanmıştı.

O gün muhalifler, Türkiye'de artık muhalefet etmek, siyaset yapmak mümkün değildir, seçimlere girmeyeceğiz, herşeyi boykot edeceğiz dedi mi

Yoksa Ekrem İmamoğlu ile "her şey çok güzel olacak" deyip, Kılıçdaroğlu ile kalp işaretleri mi yapıldı

Peki, bugün aralarında doğrudan bir ilişki yokken neden CHP'ye yönelik hukuksuz saldırılar, çözüm süreci ve müzakerelerin de çöpe atılması anlamına gelsin

Bu muhakemedeki yanlışın bir başka sebebi de bütün sorunları ve çözümleri birlikte düşünmekten, aktörlere mutlak iyilik ve kötülük atfetmekten, sorunları ve çözümleri parçalayamamaktan, pragmatik ittifaklar ve çözümler yerine ahlaki ve idealist kurtuluş reçeteleri ile çözüm aramaktan kaynaklanıyor.

Ama hayat böyle çalışmıyor.

İki örnek verelim.

Biri yakın tarihten.

1 Eylül 1998'de Öcalan ateşkes ilan etmiş, bir yıl sonra yakalanmasına rağmen PKK'yı Türkiye'de çekip, bir sene sonra da lağvetmişti.

Peki, o günün şartları neydi

Susurluk Kazası ile devletin karanlık tarafı deşifre olmuştu, 28 Şubat'la askerler siyasete el koymuştu, Refah Yol hükümeti düşürülmüştü, Refah Partisi kapatılmıştı, Tayyip Erdoğan hapse konmuştu.