İranlılar neden rejimi devirmek için ayaklanmıyor

Netanyahu, dün bir kere daha İran halkına seslendi:

"İran halkı! Özgürlük için tarihi bir savaş veriyoruz. Bu, Ayetullah rejimini devirmek ve özgürlüğünüzü kazanmak için hayatınızda bir kez karşınıza çıkacak bir fırsat."

Elindeki malı satamamış esnafa benzeyen Netanyahu, 7 Washington ziyaretinde Trump'ı da buna ikna etmiş olmalı:

"Hamaney'i öldürüp, Devrim muhafızları ve askeri altyapıyı yukarıdan vurursak zaten rejimden bıkmış muhalifler de sokaklara çıkıp rejimi devirirler."

Kağıt üzerinde harika gelmiş olmalı bu plan.

Ama savaşın 12'inci günündeyiz. Hamaney öldürüldü. İran'ın vurulmadık yeri kalmadı ama bir hafta önce sokakları dolduran muhalifler hala evlerinde oturuyorlar.

İran'da sokaklarda sadece Hamaney'in yasını tutanlar var.

Bu arada Hamaney'in yerine de oğlu geçti.

Trump ve ekibi çoktan rejimi devirmekten vazgeçmiş görünüyor.

Sonuç o kadar kötü ki sadece kolunda Arapça "Kafr" yazan ruh hastası Savaş Bakanı konuşuyor. Dışişleri Bakanı ve Başkan Yardımcısı kayıp.

Halbuki sadece eski Alman Şansölyesi Scholz'a bile sorsalar bu formülün çalışmayacağını onlara söylerdi.

Scholz aylar önce şöyle demişti:

"İran'daki tüm bu çıkmaz, İngiliz ve Amerikan hükümetlerinin İran'ın demokratik hükümetini devirip yerine diktatör Şah'ı getirmesiyle ortaya çıktı; Şah da daha sonra bugünkü yöneticiler tarafından devrildi ve yerine acımasız bir diktatörlük kuruldu. Eğer başlangıçta petrol çıkarları uğruna İran'ın demokratik hükümeti devrilmeseydi, İran bugün çok başarılı bir Batı ülkesi olurdu."

Hafızanın ne kadar önemli olduğundan Trump'ın haberi olmayabilir. Muhtemelen ne 1953 darbesini biliyor ne de 1979'dan sonra İranlıların neden ABD Elçiliği'ni bastığını.

Bütün siyaseti hafıza üzerine olan Netanyahu'nun derdi ise zaten unutulmayacak bir iz bırakmak.

Neden İranlı muhalifler sokağa çıkmıyor, neden diasporadaki Şah yanlıları bu kadar onursuzca Trump ve Netanyahu'yu tutuyor sorularının cevabı da 1953 yılında olanlarda saklı.

Türkiye'de bütün darbeler ABD'den bilinir. Ama resmen CIA'in organize ettiği açıklanan tek bir darbe var: 1953'de İran Başbakanı Musaddık'ın devrilmesi.

2016'da 15 Temmuz'un ardından o darbenin uzun bir hikayesini yazmıştım.

Bugünü anlamak için hafızaları tazelemek iyi olabillir.

Her şey, 1901 yılında saltanatı sallanan Kaçar Hanedanlığı'ndan Şah Muzaffereddin'inülkesinde petrol çıkarma imtiyazını 60 yıllığına Londralı banker William Knox D'arcy'yevermesiyle başladı.


Abadan'daki dünyanın en zengin kuyuları için alınan bu imtiyaz için "En vahşi rüyalarımızın bile ötesinde periler ülkesinden gelen bir mükafat" demişti Winston Churchill.

1905'te Rusya, 1908'de Türkiye'de olduğu gibi 1906'da da İran'da Meşruiyetçiler devrim yaptı ve Şah'ın karşısına bir Meclis kuruldu. Şah, Meclis, petrol, Britanya arasındaki denge savaşları böylece başladı.


İran, Rusya ve Britanya arasındaki iktidar mücadelelerinin mekânıydı. 1917 devrimiyle Rusların emperyal iddialarından vazgeçmesiyle sahne tamamen Britanya'ya kalmıştı. Kaçar Hanedanı'nın son temsilcisi Şah Ahmet, 1919'da ülkesini Britanya'nın kontrolüne sokan daha ağır bir anlaşmayı imzaladıktan sonra ortaya Anglo-Persian Petrol Şirketi çıktı. O şirket daha sonra BP adını alacaktı.


İran'da milyonlar yoksullukla mücadele ederken ülkenin zenginliklerinin Ada'ya akmasına tepkiler gittikçe büyümekteydi. Kuzey'de Sovyet destekli bir "İran Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" ilan edilmiş, milliyetçi duygular kabarmıştı. Bir kurtarıcı için sahne hazırdı; Şah'ın ordusundaki kudretli askerlerden Rıza sahneye o anda çıktı.


Kolayca yıkılmakta olan iktidarı, daha güçlü bir iktidarla çalışmak isteyen İngilizler desteğiyle ele geçirdi ama bu kadarı ona yetmiyordu. Birden emekli olup bir köye çekildiğini açıkladı. Eski Şah'ın geri gelmesinden korkanlar ona koştular. Ama o Cumhurbaşkanlığı'nı değil 'Tavuskuşu Tahtı'nı istiyordu. Böylece Kaçar Hanedanlığı bitip Pehlevi Hanedanlığı başladı...
Rıza Pehlevi'nin rol modeli Atatürk'tü. İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların yanında ama tarafsız kalarak İran üzerinden Nazilerin Rusya'ya girmesinden korkan İngilizlerin ve Rusların İran'a girmesine sebep olmuştu.


1941'de daha fazla direnemedi ve tahtı oğlu Muhammed Rıza'ya bırakarak çekildi. Yeni Pehlevi Şahı sadece 21 yaşındaydı. En çok İngilizler mutlu olmuştu. Ama bu mutlulukları kısa sürdü. Kaosta yeniden güçlenen Meclis'ten yabancılara yeni imtiyazları yasaklayan bir kanun geçirilmişti. Yasayı hazırlayan İsviçre ve Fransa'da okumuş, 30 yaşında girdiği Meclis'in Şah'a karşı üstünlüğünü savunduğu için baba Pehlevi'nin 20 yıldır siyaseti yasakladığı uzun boylu bir Pers milliyetçisiydi: Muhammed Musaddık...


Ülkenin ilk siyasi partisi de kurulmuştu. Aldığı pozisyonlarla ülkenin 50 yılına damga vuracak TUDEH (Halk). Partiyi 1944'te komünistler ele geçirmişti artık. Partinin gizlice örgütlendiği yerlerden biri de İran ordusuydu.


40'lı yıllar boyunca İran TUDEH'in başını çektiği ayaklanmalar, aşiret isyanlarıyla sarsıldı. Bütün bunlar olurken genç Şah Muhammed Rıza'nın en güvendiği adamı bir Amerikalıydı. 1942'de savaş yıllarında polis teşkilatına çekidüzen vermesi için müttefiklerin İran'a gönderdiği New Jersey Eyaleti Polis Şefi General H. Norman Schwarzkopf. Yarım asır sonra aynı adı taşıyan oğlu da bölgeye gelip "Çöl Ayısı" adını alacaktı...


Lüks hayatı, Amerikalı film yıldızlarıyla biri bitip diğeri başlayan aşkları yüzünden yoksul ve dindar İran halkı arasında popüler değildi Muhammed Rıza. 1949'da Şah karşıtı "Ayetullahlar"ın destek verdiği "İslam Fedaileri" örgütünün bir militanının suikastından kurtuldu. Suikastı TUDEH'in üzerine atarak Batılı müttefiklerini mutlu eden bir tasfiyeye girişti. Artık eski güçsüz Şah yoktu...


Şah'ın, tahtını korumak için elindeki en büyük güç; petrolü verip, Batı'nın desteğini almaktı. 29 yaşındaki Genç Şah da 1949 yılında Meclis'ten İngilizlere ek bir imtiyaz çıkarmaya çalıştı. Ama Meclis gönülsüzdü. Tek yol seçime gitmekti. Ama yeni Meclis de bu anlaşmayı onaylayabilecek bir Meclis olmalıydı. Seçimlerdeki usulsüzlüklerin kurbanlarından biri Tahran'dan seçimi kaybettiği açıklanan Muhammed Musaddık oldu. Musaddık, taraftarlarını evinin önüne çağırdı. Onlarla birlikte Şah'ın Sarayı'na yürüdüler. Kalabalık adil bir seçim yapılana kadar oturma eylemine başladı.


ABD'den bir davet almış olan Şah, günlerce süren oturma eylemi sonunda pes etti. Saray'ından çıkıp Başkan Truman'ın kendisine gönderdiği "Bağımsızlık" adlı uçakla ABD'ye uçtu.


Çok iyi ağırlandı. Ona ülkedeki en önemli fabrikalar, çiftlikler gezdirildi. Ama Şah sadece silah ve askerî yardım istiyordu. İktidarı elinde tutması ve komünistlerin halkı kazanamaması için Amerikalıların sosyal yardım teklifleri onu hiç heyecanlandırmadı...


Eli boş ülkesine döndü. Seçimlere doğru gidilirken artık karşısında Musaddık'ın başını çektiği; içinde liberallerin, milliyetçilerin ve "Ayetullahlar"ın (Humeyni Musaddık'ı fazla laik bulduğu için cepheye girmemişti) bulunduğu "Millî Cephe" vardı. Cephe'nin en büyük vaadi de petrolü millîleştirmekti.


Millî cephe Meclis'e girdi. Yurt dışından seçimleri kazanıp Meclis'e girenlerden biri de çok karizmatik bir dinî lider olan Kaşani'ydi. Vereceği kararlarla İran'ın istikbalini, geleceğini belirleyecek Kaşani için de ilk mesele petrolün millîleşmesiydi. Bütün gücüyle Musaddık'ınarkasındaydı.


İlk zafer, petrol anlaşmasını görüşmek üzere Meclis'te bir komisyon kurulması kararıydı. Komisyonun başına Musaddık oturdu. Şah, yükselen muhalefete karşı güçlü bir başbakan seçmek için en güvendiği adamı yani General Schwarzkopf'un tavsiyesiyle General Razmara'yı Başbakan olarak atadı.


Bu arada Musaddık başkanlığındaki komisyondan anlaşmanın reddedilmesi tavsiyesi çıktı. İngilizler yeni bir anlaşmaya yanaşmıyorlar; yapılan incelemelerde yıllardır İran'a vermeleri gereken payı da vermedikleri ortaya çıkıyordu. Abadan'da çalışan İngiliz mühendisler ve İranlı işçiler arasındaki fark, uçurum gibiydi.


Onların emperyal açgözlülüğü İran'daki Batı yanlısı kesimleri de bıktırmıştı. 1951'de petrolün millîleşmesi için büyük bir kampanya başlatıldı. "Ayetullahlar" meydanlarda bunun dinî bir vecibe olduğunu anlatıyordu. "İslam Fedaileri" örgütünden biri bu kez Başbakan Razmara'yı öldürdü.


Meclis artık duruma hâkimdi. Bir gün Meclis'te "her şeyi eleştiren taşın altına elini sokmayan adam" diye eleştiriler alan Musaddık kürsüye çıktı ve Başbakanlık teklifini kabul ettiğini açıkladı. Bir şartı vardı; Petrolü millîleştirmek... Şah'ın da direnecek hâli yoktu artık.


Devreye ABD girdi. Yoksulluk içinde kıvranan İran'da emperyal kazanımlarından bir gram taviz vermeye yanaşmayan Britanya'yla İran arasında arabuluculuk görevi; yüzyılın başından beri İran'a destek vermiş ABD'ydi. Heyetler gidip geliyordu.


Sonunda 1951 yılında Musaddık, Başkan Truman'ın davetlisi olarak ABD'ye gitti. Üst düzeyde ağırlandı. Ayrılırken son kez bir ABD'li diplomatın geldiğini görünce "Niye geldiğini biliyorum cevabım hayır" dedi. ABD'nin Britanya için petrol arabuluculuğu da sonuçsuz kalmıştı. Musaddık dönüşte Mısır'a uğradı. Kahraman gibi karşılandı.


Ülkesine döndüğünde Şah'ın karşısına çıktı ve ondan ordu üzerinden yetkileri kendisine devretmesini istedi. Şah yanaşmayınca, istifa edip Saray'ı terk etti. Şah'ın atadığı yeni Başbakan'ın ömrü 4 gün sürdü. Sokaklara çıkan halk Musaddık'ı daha da güçlü olarak Şah'ın karşısına çıkardı. Bu arada Kaşani liderliğinde Lahey'e giden heyet petrol davasında İran'ın lehine bir kararla ülkeye dönmüştü. Artık bütün güç Musaddık'ın elindeydi. Şah ordu üzerindeki yetkilerini de Musaddık'a devretmek zorunda kaldı...


Britanya için geriye iki yol kalmıştı; Abadan'ı işgal etmek ya da Musaddık'tan kurtulmak.
Ama her ikisine de ABD Başkanı Truman yeşil ışık yakmıyordu. "Biz size Kore'de destek verdik siz de bize İran'da destek vermelisiniz" sitemleri de işe yaramayınca Britanya tek başına kaldı. Artık geriye tek çareleri kalmıştı; Musaddık'ı tek başına devirmek. 1952'deki ilk darbe girişimi böyle başladı...

O gece BBC radyosu yayınını her zaman olduğu gibi "Şimdi geceyarısı" diye değil, "Şimdi tam geceyarısı" diye bitirdi. Tahran'daki Saray'ında radyonun başına oturmuş Şah Muhammed Rıza dışında muhtemelen kimse bunun farkına varmadı. Şah'ın beklediği güvence gelmişti. Bu kez garanti istemekte haklıydı.

1951 yılının sonlarında Şah'ın atadığı Kavam'ın dört gün süren Başbakanlığını bitiren kanlı halk ayaklanmaları sonunda Musaddık'ın koltuğuna yeniden oturması Tahran'daki Britanyalı istihbaratçıların kafasında bir şimşek çaktırmıştı; Tahran'da iktidar sokakta değişebiliyordu.

MI6'ın atası olan SIS, (Secret Intelligence Service) Tahran'da halk, medya, din adamları ve siyasetçiler arasında çok güçlü bir ağ kurmuştu. Her yıl milyonlarca pound bu ağa ödeniyordu.

Örgütün başında da daha sonra Chatham House'un ve Penguin Kitapları'nın Antik Yunan üzerine yazan tarihçi yöneticisi bir Lord olarak karşımıza çıkacak yetenekli bir istihbaratçı oturuyordu; Monthy Woodhouse.

Woodhouse'un Tahran'daki şebekesinin merkezinde İngiliz hayranı armatör ve banker bir babanın oğulları olan Raşidiyan Kardeşler yer almaktaydı; Müzisyen ve filozof olan büyük kardeş Seyfullah, Şah'ın sırdaşı ve siyasi aktivist olan Asadullah ve iş adamı olan küçük kardeş Kudretullah…

Aileye SIS, her ay 10 bin pound ödüyordu. Bu, hizmetleri düşünülünce küçük bir meblağ sayılırdı. Kardeşlerin güçlü ilişkileriyle Britanya, milletvekillerinden gazetelere, mafyadan dinî liderlere kadar herkesi etkileyebiliyordu.

Raşidiyan kardeşler, 1952'in ortalarından itibaren gazete editörlerini kâh rüşvet dağıtarak kâh da ikna ederek Musaddık'a karşı çevirmeyi başarmışlardı. Ülkenin en büyük gazetesi Keyhanartık Başbakan'ı beceriksizlikle suçlayan manşetlerle çıkıyordu.

Aynı anda Batı medyası da Musaddık'ı yerden yere vuran haber ve yorumlarla dolmaya başladı. Musaddık'ın altı ay olağanüstü hâl ilanı üzerine New York Times gazetesi "Diktatörlüğe davet" başlıklı bir başyazıyla çıktı. Gazete Musaddık'ı Hitler'e benzetti ve hukuksal bir darbeyle ülkeyi diktatörlüğe götürdüğünü iddia etti.

Musaddık'ın İngilizfobik ve yabancı düşmanı olduğu yazılıyor, hastalığı yüzünden sık sık bayılması ve konuşmaları sırasında bazen duygulanıp ağlamasıyla dalga geçiliyordu.

1952 yılının Eylül ayında yine New York Times gazetesinde çıkan bir yazının başlığı ise şöyleydi; Musaddık: Peygamber mi şarlatan mı

Haberdeki dil de çok tanıdıktı; "Bugüne kadar dünya İran'ın diktatör Başbakan'ı Musaddıkhakkında şöyle bir resme sahip; hastalık derecesinde zayıf, histerik, yatalak bir yaşlı adam olarak İran'ın acılarını temsil ederken, ülkenin kendi kendini imhası pahasına da Batılı büyük güçlere karşı öfkesiyle nefes alıyor"

Ama sadece medyayı ve sokakları Musaddık'a karşı çevirmek yeterli değildi. Bir alternatif lider bulunmalıydı. Ajan Woodhouse'un bulduğu isim 2. Dünya Savaşı'nda Nazilerle birlikte hareket ettiği için Britanya zindanlarında kalmış, Musaddık'ın göstericilerin üzerine ateş açma talimatı verdiği için görevden aldığı eski İçişleri Bakanı emekli General Zahidi'ydi.

Zahidi, darbe için görüşmelere başladı. O temaslardan biri Musaddık'ın da kulağına gitti; En başından itibaren Musaddık'ı desteklemiş olan Meclis Başkanı Kaşani'yle bir araya gelmesi...

Komployu fark eden Başbakan hemen harekete geçti. Raşidiyan kardeşlerden ikisi ve üst düzey generaller tutuklandı.

General Zahidi, vekil olduğu için dokunulmazlık zırhının arkasına saklandı. Dışişleri Bakanı Fatimi, kumpasın içinde bazı yabancı elçilikler olduğunu, Meclis'teki bazı isimlerin o elçiliklerin çıkarlarına göre hareket ettiğini" açıkladı. Ve 16 Ekim günü İran, Britanya ile bütün ilişkilerini kesip, ülkedeki bütün İngiliz diplomatların ülkeden çıkarılmasına karar verdi.

Ertesi gün New York Times, kararı "İran petrol anlaşmazlığı yüzünden Britanya ile ilişkileri kesti" diye verdi.

Ülkeden gönderilenler arasında yıllardır ilmek ilmek bir ajan ağı örmüş Woodhouse da vardı.

Artık İran'da Musaddık'ı koltuğundan edecek İngiliz istihbaratçı kalmamıştı. Britanya'nın Musaddık'tan kurtulmak için tek çaresi ABD'yi ikna etmekti.

Britanya için 1950'ler kötü başlamıştı. Hindistan'ın bağımsızlığı, ardından ABD Kore Savaşı'yla meşgulken İran petrolünü kaybetmek. Adanın emperyal iddiasından vazgeçmek istemeyen Winston Churchill'in dünya vizyonu Truman'ınkiyle uyuşmuyordu. Ama Truman'ın da sonu gelmişti. Kasım ayındaki seçimleri 2. Dünya Savaşı'nda Birleşik Devletlerin Genelkurmay Başkanı olan IKE lakaplı Eisenhower kazanmıştı. Onun yakın ekibi İran konusunda Londra'yla hemfikirdi.

O yakın ekibin içerisinde de iki kardeş ise ateşli Musaddık karşıtıydı; Eisenhower'ın Dışişleri Bakanı yapacağı John Foster Dulles ve CIA'in başına getireceği Allen Dulles...

Bütün İngiliz istihbaratçılar İran'dan ayrılmıştı ve meydan Amerikalılara kalmıştı. O Amerikalılardan biri Başkan Eisenhower'ın seçildiği gün Tahran'daydı. Büyükbabası da bir ABD başkanı olan Office of Strategic Services'ın (OSS) tecrübeli ajanı

İkinci darbe için herkes hazırdı...

Harvard Tarih Bölümü'nde genç b ir akademisyenken, varlığından çok az insanın haberi olan ABD'nin en gizli istihbarat servisine katılan (OSS) Roosevelt, Tahran'daki darbe keşfinin ardından Londra'ya uğramış ve burada MI6 ve Dışişleri Bakanlığı'nda Musaddık'ıdevirmekten başka bir şey düşünmeyen eski dostlarıyla buluşmuştu.

ABD'de seçimleri kazanan Dwight Eisenhower henüz yemin etmemişti ki, Tahran'dan kovulan MI6 ajanı Woodhouse elinde bir dosyayla Washington'a geldi. Bu kez Amerikalıları hiç ilgilendirmeyen petrol meselesi üzerinde durmadı. Sıkı bir antikomünist olan Einsenhower'ın yakın çalışma arkadaşlarına Musaddık'ın eğer durdurulmazsa İran'ı Sovyetlere doğru kaydırdığını, komünist TUDEH partisinin ordudaki yapılanmasıyla her an darbe yapabileceğini anlattı. Woodhouse'un cebinde bir de plan vardı:

"Planın iki ayrı bileşeni vardı. Çünkü elimizde iki farklı kaynak vardı. Biri Raşidiyankardeşlerce yönetilen şehir organizasyonu diğeri ise güneydeki birkaç aşiret lideriydi. Her ikisini

aynı anda harekete geçirmeyi planlıyorduk. Şehir organizasyonunda; üst rütbeli subaylar ve polisler, vekiller, senatörler, mollalar, tüccarlar, gazete editörleri, yaşlı devlet adamları ile tabii ki çete liderleri bulunuyordu. Kardeşlerin yönettiği bu kuvvetler mümkünse Şah''ın desteğini alarak, değilse onsuz, Musaddık ve bakanlarını tutuklayıp, Tahran''ın kontrolünü ele geçireceklerdi. Aynı anda aşiret liderleri de güneydeki belli başlı şehirlere yönelik bir güç gösterisinde bulunacaklardı. ..Hem Dışişleri''nin hem de Amerikalıların onayladığı on beş

politikacının listesini yaptım. İçlerinden herhangi biri başbakan olabilirdi."

Listenin başına ise General Zahidi'nin adı konmuştu. Woodhouse'u dinleyenler arasında Dulles kardeşler de vardı. Yeminden hemen sonra harekete geçmek üzere anlaştılar. Başbakan adayı Zahidi olacaktı, operasyonun başında ise Kermit Roosevelt.

Ama esas mesele hiçbir zaman komünizm tehdidi olmamıştı. Daha sonra ortaya çıkan dokümanlarda bu net olarak ortadaydı. Zaten Sovyetler, 1953 Şubat'ında ölen Stalin'in ardından kendi dertlerine düşmüştü.

O yüzden petrol diplomasisi son dakikaya kadar sürdü. Yeni yönetim İngilizlerle darbe pazarlığı yaparken, Churchill de Truman'ı Musaddık'a ortak bir mektup göndermeleri konusunda ikna etti. Mektup, aslında Anglo-Iranian şirketinin İran'a geri dönmesini öngören bir anlaşmayı içeriyordu. Musaddık mektubu Meclis'te okuyup açıkladı ve dalga geçti. İpler kopma noktasına geliyordu.

Eisenhower, 20 Ocak 1953 günü yemin ederek göreve başladı. Dışişleri Bakanlığı'na beklendiği gibi büyükbabası (John Watson Foster) ve amcası ( Robert Lansing) da aynı koltukta oturmuş Dulles kardeşlerden John Foster Dulles oturdu, Allen Dulles da CIA'nin başına getirilmişti.

Geriye ikna edilmesi gereken sadece Eisenhower kalmıştı. "Ezilen ülkelerin halklarının bir kısmının bizden nefret etmek yerine bizi sevmesini neden sağlayamıyoruz" diye soran Başkan'ı ikna etmek de istihbaratın göreviydi. Başkan seçilmesinin hemen ardından Washington'a gelen Churchill'in anlattıkları da onu Musaddık'ın devrilmesine ikna etmemişti çünkü…

Önce 1953'ün Şubat ayında General Zahidi'ye yakın, İngiliz istihbaratından maaş alan aşiretler bir isyan başlattılar. İsyanın arkasında Şah'ın olduğunu düşünen Musaddık, Şah'tan bir süreliğine tatile gitmesini istedi. Şah tatile çıkacakken yine Amerikan ve İngiliz istihbaratıyla bağlantılı isimler gazetelerde, hutbelerde Musaddık'ın Şah'ı kovduğu şayiasını yaydılar. Sokaklar hareketlendi. Saltanat yanlısı kalabalıklar, İngiliz istihbaratının adamı olan "Beyinsiz" lakaplı bir haydut olan Şaban Caferi'nin liderliğinde Musaddık'ın evini kuşattı. Musaddık evden kaçtı. Şah tatile gitmekten vazgeçti. İlk deneme başarılı olmuştu. Başkan Eisenhower'un önüne bu isyanda istihbaratın rolünden bahsedilmeyen bir rapor gitti.

Allen Dulles imzalı raporda İran'ın elindeki petrol zenginliğiyle önce bir Musaddıkdiktatörlüğüne ardından Sovyetler'e doğru hızla kaydığı anlatılmaktaydı.

Başkan'ı ikna için kardeş Dışişleri Bakanı Dules İngiliz mevkidaşıyla bir hamle daha yaptı. İki Dışişleri Bakanı İran'ın kendi petrol politikasını tayin etmesini kabul eden bir teklif sunduklarını açıkladılar. Başkan Eisenhower bu iyi niyet nedeniyle memnun olmuştu. Hâlbuki teklif eski tekliflerin başka bir kapla sunulmasından ibaretti. Bunun farkında olan Musaddıkteklifi reddetti.

Bu arada Raşidiyan kardeşlerin çabaları Musaddık'ın Ulusal Cephesi'ni parçalamıştı. Musaddık'ın vârisi kabul edilen, Abadan rafinerisinin millîleşmesinde en önemli rollerden birine sahip Hüseyin Mekki ve Amele Partisi başkanı Muzaffer Bagai muhalefet cephesine geçmişti. En büyük kırılma ise Kaşani'nin Musaddık karşıtı cephede yerini alması oldu. Kaşani, Musaddık'ı zor durumda bırakmak için Şah'ın atadığı eski Başbakan Razmara'nınkatilinin serbest bırakılması için Meclis'te kanun tasarısı verdi.

Musaddık'ın zayıflaması, İran'ın çatırdaması Eisenhower'ın ikna edilmesine yetti. 18 Mart 1953 günü, Tahran'daki CIA merkezine darbe için 1 milyon dolarlık ilk ödeme gönderildi. CIA'deki resmî adıyla TPAJAX Operasyonu başlamıştı. İngiliz istihbaratının taktığı ad ise Çizme'ydi. MI6, Tahran'daki baş müttefikleri Raşidiyan kardeşlere artık CIA'yle çalışacaklarını bildirdi.

Artık İran'da şartlar darbeye hazır hâle getirilecekti. Bunun için en iyi yöntem siyasi suikastlardı. Tahran'ın Musaddık'a çok yakın ve sevilen polis şefi General Mahmud Afşartuskaçırılarak infaz edildi.

Hava ısınmıştı. 16 Nisan'da CIA'in "Factors Involved in the Overthrow of the Mussadeq" başlıklı darbe planı hazırdı.

Nisan ayının sonunda CIA ve MI6 arasında darbe hazırlıkları için Kıbrıs'ta toplantı yapıldı. Toplantı için Kıbrıs'a gelenlerden biri görünüşte Princeton'da arkeoloji doktorası yapmış, İran tarihi ve arkeolojisi üstüne kitapları olan bir yazar olan Donald Wiber'di. Ev sahibi ise Tahran'dan kovulduktan sonra Kıbrıs'a yerleşen MI6'ın büro şefi, Norman Darbyshire'di. O da Oxford Üniversitesi'nde mistisizm, zerdüştlük ve Hinduizm üzerine çalışan bir profesör olarak İran'da görev yapmış, büyük bir çevre edinmiş MI6 ajanı Robin Zaehner'in yakın dostuydu. Toplantıdan darbe öncesi yapılacaklara ilişkin kararlar çıktı:

• Musaddık komünist, din düşmanı ve rüşvetçi olarak resmedilecek

• Musaddık taraftarı gibi görünecek kiralık katiller bazı dinî liderlere saldırılar düzenleyecek.

• General Zahidi'ye mümkün olduğunda çok subayı yanına çekmek için 200 bin dolarlık bir bütçe verilecek.

• Darbe gününün sabahı, büyük bir gösteri düzenlenecek. Ardından Meclis'te Musaddık'ındüşürülmesi için bir oylama yapılacak. Musaddık direnirse devreye General Zahidi girecekti.

Haberleşme için Kıbrıs'ta bir radyo istasyonu kurulacaktı.

3 Haziran günü Tahran'daki ABD elçisi Henderson hazırlıklar için Washington'a geldi. Kermit Roosevelt ve CIA yöneticilerinin yapıldığı toplantılarda planın ayrıntıları görüşüldü. Roosevelt, Londra'ya uçup İngilizlerle de bir kere daha görüştü.

25 Haziran günü darbe planı, Washington'da Dışişleri Bakanı Dulles'ın odasında masaya serildi. Eisenhower dışındaki bütün üst düzey yöneticiler oradaydı. Ev sahibi Dışişleri Bakanı John Foster Dulles planı eline alıp "İşte deliden böyle kurtulacağız" dedi.

Operasyonu yönetecek Kermit Roosevelt, temmuz başında Beyrut üzerinden, Suriye ve ırak çöllerini aşarak İran'a girdi ve Tahran'da darbe hazırlıklarını yöneteceği villaya yerleşti. Onun varlığından İranlı yöneticilerin haberi yoktu. Birlikte çalıştığı Amerikalılar tarafından bile James Lockridge adıyla tanınıyordu. Bir keresinde Türkiye Büyükelçisi'yle tenis oynarken, topu kaçırınca "Ah Roosevelt" diye bağırmıştı. Potunu, "Roosevelt adını bir küfür olarak kullandığını" söyleyerek toparladı.

Elinde İngiliz istihbaratından miras içinde siyasetçiler, din adamları, çete liderleri, askerler ve gazeteciler olan geniş bir ağ vardı. Aylardır Musaddık, o ağdan siyasetçiler tarafından Meclis'te, gazeteciler tarafından gazetelerde, din adamları tarafından camilerde yerden yere vuruluyordu. Komünist, Yahudi, hatta gizli İngiliz ajanı olduğu iddia ediliyordu.

Propaganda argümanları bile CIA tarafından üretiliyordu. Harvard Üniversitesi'nde doktora yazmış, İran politikası üzerine kitapları olan Richard Cottam CIA adına o propagandayı üretenlerden biriydi. Onun tespitine göre Tahran''da yayınlanan beş gazeteden dördü CIA etkisi altındaydı. Cottam, anılarında "Yazdığım her yazı hemen ertesi gün İran basınında yer alıyordu. Bu da insana güçlü olduğu duygusu veriyordu" diye yazmıştı.

Fakat, darbe planın işlemesi için hâlâ çözülmesi gereken bir sorun vardı: Şah…

Şah Muhammed Rıza, böyle bir kumpasın içine girmeyecek kadar çekingen ve korkaktı. Eğer, Zahidi'yi Başbakan olarak atadığını açıkladığı fermanı imzalamazsa darbe planı çökerdi.

Tahran'daki bürosunda Kermit Roosevelt önce bu sorunu çözmek zorundaydı.

(Roosevelt, gün gün ABD'ye yaptıkları ile ilgili telgraflar çekiyordu. O telgrafların bir kısmı da açıklandı: )

İlk çözümü yine Raşidiyan Kardeşler buldu. Şah'ın Avrupa kumarhaneleri ve gece kulüplerinin müdavimi olan sürgün ikiz kız kardeşi Prenses Eşref, Şah'ı ikna edebilirdi. Asadullah Raşidiyan, İngiliz ve Amerikalı istihbaratçılarla birlikte Prenses'i ziyaret etti. Yanlarında para da getirmişlerdi. Prenses ikna oldu ve sessizce İran'a getirildi. Saatlerce baş başa kaldı iki kardeş. Haşin ve sert olan Prenses'in sesinin yükseldiği duyuldu. Şah'ı ikna edememişti. Apar topar pek sevilmediği ülkeden çıkarıldı.

Roosevelt'in ikna turları için aklına gelen ikinci isim, 40'lı yıllar boyunca Şah'a hizmet etmiş General Schwarzkopf'tu. Şah onu odasındaki bir masanın üzerine çıkardı ve dinlenme kaygısıyla kısık sesle böyle bir ferman yayınlarsa kimsenin onu dinlemeyeceğinden duyduğu endişeyi anlattı.

Şah ikna olmaya yaklaşmıştı. Sıra bizzat gidip Roosevelt'in konuşmasındaydı. Ama Şah, İran'da böyle birinin varlığından bile habersizdi. Önce Asadullah Raşidiyan, yakın arkadaşı olan Şah'a gidip başka çaresi olmadığına onu ikna etti. Şah da Eiesenhower ve Churchill adına konuşmaya yetkili bir Amerikalıyla konuşmayı kabul etti. Roosevelt, Şah'ın gönderdiği bir arabanın arka koltuğunda bir battaniyenin arkasına saklanarak gece Saray'a girdi.

İlk görüşmede Roosevelt Şah'a Amerikan ve İngiliz istihbarat örgütlerine adına Tahran'da bulunduğunu, bunu ispat için ertesi gece BBC radyo yayını biterken "Şimdi geceyarısı" yerine "Şimdi tam geceyarısı" dedirteceğini söyledi. Şah, belki de o sesi duymak için ilk gece ikna olmadı. Ertesi gece ve ardından birkaç gece daha Roosevelt, aynı yöntemle Saray'a geldi. Şah'a Ajax Operasyonu'nu anlattı:

"Önce camilerde, basında ve sokaklarda yürütülen kampanya ile Musaddık''ın popülaritesi azaltılacaktı. İkinci aşamada Şah''ın askerî yetkilileri görevden azledilme emrini Musaddık''a tebliğ edeceklerdi. Üçüncü aşamada çeteler sokakların kontrolünü ele geçireceklerdi. Dördüncü aşamada da General Zahidi muzafferane bir şekilde ortaya çıkıp, Şah''ın onu başbakan olarak atamasını kabul edecekti…"

Bunun için Şah'ın Zahidi'yi Başbakan olarak atadığını açıkladığı o fermanları imzalaması gerekiyordu. Sonunda Şah ikna oldu. Ama fermanları imzalar imzalamaz Hazar Deniz'i kenarındaki köşküne gidecekti. Plan başarısız olursa da ülkeden çıkışına yardım edilecekti. Roosevelt ve arkadaşları zaferlerini villada bir partiyle kutladılar.

9 Ağustos 1953 sabahı uyandıklarında Şah'ın imzaladığı fermanı gidip alacak kişinin geç kaldığı ve Şah'ın çoktan Saray'dan çıkıp, Hazar Denizi'nin kenarındaki köşküne gittiği ortaya çıktı.

Fermanları almak için Şah'a yakın bir albay olan Nasiri, uçakla Ramsar'a gönderildi. Dönüş yolunda uçak hava muhalefeti yüzünden kalkamayınca fermanlar bir arabayla Tahran'a doğru yola çıkarıldı. Roosevelt ve arkadaşları villanın havuzu başında limonlu votkalarını içerek sabırsızlık içinde fermanların gelmesini bekliyorlardı. Darbenin zamanlaması sarkmıştı.

Üç gün sonra 12 Ağustos 1953 günü nihayet fermanlar geldi. Ama İran'ın hafta sonu perşembe ve cuma başlamak üzereydi.

Darbe 15 Ağustos Cumartesi gününe ertelendi. Roosevelt ve arkadaşları villadan çıkıp daha güvenli bir eve geçtiler. Parti çoktan başlamıştı, favori şarkıları bir Brodway müzikalinden "Şans Bu Gece Kadın Ol"du. Şarkıyı Ajax Operasyonu'nun şarkısı ilan ettiler.

https://www.youtube.com/watchv=PDSGtcgRjxA

Musaddık, ertesi gün olacaklardan habersiz evinde uyuyordu.

Ama 15 Ağustos'ta olacaklara Başbakan'ın da hazırlıklı olduğu belliydi.

15 Ağustos gecesi karşı ilk harekete geçen, 700 kişilik İmparatorluk Muhafızları'nın başındaki Albay Nasiri oldu. Şah'tan fermanları alıp Kermit Roosevelt'e getiren Albay Amerikalıların en güvendiği adamdı. Beraberindeki kuvvetlerle önce direnişi engellemek için 11'de Genelkurmay Başkanı Riyahi'nin evini kuşattılar.

Bir tuhaflık vardı. Ev terk edilmişti. Ne olup bittiğinin farkına varamayan Albay ve darbeci askerler bu kez Musaddık'ın ailesiyle yaşadığı mütevazı apartmana doğru ilerledi. Bu arada başka bir askerî güç telefon idaresini, bir diğeri de Şah'ın baş düşmanı Dışişleri Bakanı Fatımi'nin evine ulaşmıştı. Fatımi yataktan kaldırılıp çıplak ayaklarla İran caddelerinde sürükleniyordu.

Askerler gece yarısından sonra saat 1'de Musaddık'ın evine geldiler. Kapı kapalıydı. Albay Nasiri arabadan dışarı çıktı. Birkaç adım atmıştı ki karanlıklar içinden Musaddık'a bağlı askerler ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanı Riyahi'nin adamlarıydı bunlar. Albay Nasiri bir araca kondu ve üniforması çıkarılarak hapsedildi.

İsmi açıklanmayan bir asker darbeyi önceden ihbar etmişti. Darbenin ihbar edildiğini duyan darbeci askerî birlikler de sokağa çıkmamıştı. Musaddık, taraftarları ve ordu hazırlıklıydı. Sabaha kadar çatışmalar sürdü.

Sabah saat 7'de Tahran Radyosu'nun sesi duyuldu: "Şah ve yabancı işbirlikçilerin tezgâhladığı darbe bastırıldı…"

Radyoyu dinleyen Şah, eşini ve birkaç bavulunu alıp kendi kullandığı uçakla Bağdat'a doğru havalandı. Tahran'da aylardır darbe için üs kurmuş Amerikan ajanları güvenli evlere doğru kaçıyordu.

Bütün İran'da halk sokaklara çıkmıştı. "Milletin Zaferi", "Musaddık'ın Zaferi" sloganları atılıyor, Britanya ve ABD aleyhine bağırıyordu. Şah'a yakın gazeteler yağmalanıyor, birkaç saat önce sokaklarda sürüklenen Dışişleri Bakanı Fatımi, meydanlarda Şah'a meydan okuyordu.

Halk Musaddık'ın evi ve Meclis'in önünde nöbet tutmaya başlamıştı. Darbe bastırılmıştı.

Roosevelt, Washington'a bir telgrafla durumu bildirdi. Cevap; "Hemen ülkeyi terk edin" oldu. Roosevelt cevap verdi: "İşi bitirmeden dönmüyoruz!.."

Üç gün önce (15 Ağustos 1953) bir darbeyi püskürtmüş şehirde evlerine dönmeyen Tahranlıların doldurduğu sokaklarda ilerleyen araba Parlamento Meydanı'nın ortasında göstericiler tarafından yıkılmış bronz Şah Rıza heykelinin yanından geçti.

Heykelin aralarına çok sayıda provokatörün karıştığı komünist TUDEH'liler tarafından iplerle çekerek yıkılması hâlâ saltanata veda hisleriyle bağlı İranlıların ve ordunun öfkesini çekmişti.

Araba günlerdir süren gösteriler sırasında polise göstericilere müdahale etmeme emri veren Musaddık'ın oturduğu evin bahçesine girdi.

Başbakan'ın takım elbisesini giyerek nezaketle karşıladığı misafiri ABD Büyükelçisi Loy W. Henderson'dı.

Büyükelçi, haziran ayında Washington'da darbenin planlandığı toplantılara katılmak için ayrıldığı Tahran'a, Alp Dağları'ndaki bir otelde darbenin olmasını beklerken, 15 Ağustos gecesi radyodan darbenin başarısız olduğunu duyar duymaz geri dönmüştü.

Tüm bunlardan habersiz Musaddık, Büyükelçi'yi, kaçtığı Bağdat'tan darbeyle bir ilgisi olmadığını açıklayıp duran Şah'ı hâlâ Washington'un İran'ın meşru lideri gibi görmesini şikâyet ederek karşıladı.

Büyükelçi de samimi bir dille Musaddık'a "dost bir ülkenin iç işlerine karışma eğiliminde olmadıklarını" anlattı. İlk güvensizlik kolay aşılmıştı.

Büyükelçi, sebeb-i ziyareti olan esas konuşmasına geçti. Darbe sonrası gösteriler sırasında Amerikan vatandaşlarına ve elçilik görevlilerine yönelik saldırılardan, özellikle TUDEH'lilerin düşmanca tavırlarından, telefonlarının çalınıp "Yankee Go Home" diye bağırılmasından duyduğu rahatsızlığı uzun uzun anlattı. Hassas bir insan olan Musaddıküzülmüştü. Hâlâ Britanya'ya karşı kaybetmemesi gerektiğini düşündüğü Amerikalıların başına bir şey gelmesinden de endişe duymuştu. Hemen Tahran Emniyet Müdürü'ne telefon açtı ve gösterilere bir son verilmesini emretti. Ardından taraftarı olan partilerin liderlerini de arayarak taraftarlarını sokaktan eve çağırmalarını istedi.