Halkı dini değerlere karşı nefrete tahrik....

Bir insanın düşebileceği en zor durumlarından biri, haksız bir biçimde özgürlüğünden alı konulmak dışında, esprisini açıklamak zorunda kalmaktır.

Deniz Göktaş, dün ikisini birlikte yaşadı.

Savcılar sordu ve 2023 yılından Türkiye'nin farklı şehirlerinde 198 kez sahnelediği Ölü Deniz gösterisindeki esprileri tek tek açıkladı.

Canlı olarak 100 bine yakın insanın, online olarak 10 milyona yakın insanın izleyip güldüğü esprilerine, gösteriyi CIMER'e şikayet eden 185 kişi ve kolluk güçleri dışında gülmeyenler de vardı:

Dalgıçlar!

"Türkiye, seçim, siyaset... Bütün yine stresini denize akıtacağım. Tam böyle düşünürken denizin içinden birkaç tane insan çıktı. Saçları görünmüyor, bütün vücutlarını kaplayan siyah bir kıyafet. Ben kimin hangi kıyafetle denize gireceğine karışacak değilim ama bu görüntüye de yıllardır alışamadım. S... dalgıçları gerçekten... Gerçekten nefret ediyorum.

Boşa alkışlamayın, siz de tanımış olduk. Testi geçemediniz. Harbiye isminin hakkını verdi. Deniz Baykal ölmedi, bilinçaltınızda yaşıyor.

Burayı anlatmayı çok seviyorum çünkü anlatmaya başladığımda seyircinin çoğunluğu, tatlı insanlar aşırı geriliyorlar. 'Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır Deniz. Sen öyle biri değilsin. Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır!' Ama birkaç kişinin de gözü parlamaya başlıyor. 'Evet ya, 20 yıldır niye kimse bundan bahsetmiyor Konuş be çocuk! Su tutmuyor mu, su tutmuyor mu bu Bu şaka değil, bu arada gerçekten dalgıçlardan nefret ediyorum."

Dalgıçlar bir sahne şovunda yapılmış, kurgu bir şakadan alınmıştı ama Savcı da dalgıçları fazla alıngan bulmuş anlaşılan.

Pek çok absürtlüğe tanık olmuş Çağlayan Adliyesi'nde dün bir komedyene esprisi soruldu.

"....şeklinde söylem ile ne kastettiği, eğer gerçekten dalgıçlardan bahsetmiş ise 20 yıldır kimse bundan bahsetmiyor şeklinde söylemler ile ilgili olarak neyi kastettiği sorulmuştur."

Çoğu laik beyaz yakalı seyircisini Haşema önyargılarıyla yüzleştirdiğini açıkça söylemek bile Deniz Göktaş'ın niyetinin sorgulanmasını engellemedi:

"Burada ben haşema ile denize giren insanlara karşı gösterilen ön yargıya yönelik eleştiride bulunuyorum, hatta söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum, söylemde "siktiğimin dalgıçları" diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor, ancak ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum, zaten söylemin devamında da "Harbiye testi geçemediniz" diyerek kastımın seyircinin ön yargısını sergilemek olduğunu belli ettiğimi düşünüyorum, dedi."

Deniz Göktaş'ın son 10 yıldaki gösterilerine vakıf olanlar için şaşırtıcı olmayan bir açıklama bu.

Çünkü 1994 yılında Ankara Mamak'taki bir Alevi gettosunda şimdi EMEP ile devam eden TDKP'li bir ailede doğmuş, adını Deniz Gezmiş'ten ilk adı İmran'ı 1991'de polis sorgusunda öldürülen TDKP'li İmran Aydın'dan almış, ODTÜ'de mühendislik okumuş Deniz Göktaş'ın mizahının esas konusu kendisi ve kendi sol, Alevi, laik çevresi ve izleyicileri oldu hep.

Doğum tarihinden 9 ay geri giderek anne ve babasının Madımak Katliamı günlerinde dünyaya bir Deniz getirmek istediğine karar verdiğini de söyledi, Atatürk'ün içki problemlerinden, ülkeyi bir şantiye halinde bıraktığından da bahsetti.

Madımak esprisi yüzünden Aleviliğe hareketten CHP'lilerin başını çektiği bir kampanyayla tutuklanan Pınar Fidan ve Atatürk ile ilgili bir esprisi yüzünden gözaltına alınan Emre Günsal'ınkine benzer bir risk aralığındaydı onun mizahı.

Yetmez ama evetçilikle, liboşlukla, çaktırmadan Atatürk düşmanlığıyla suçlanmış Deniz Göktaş'ın bir gün dini değerlere hakaretten elleri ters kelepçeli olarak gözaltına alınıp tutuklanacağını hiç düşünmemiştim.

Ama siyasetçiler, troller, kolluk güçleri ve dalgıçların da arasında olduğu pek çok kişinin Deniz Göktaş'la ilk kez bu vesileyle tanıştığı anlaşılıyor.

Yoksa "Bir iki tane olumsuz yorum geldi, onlarda övgü gibi, FETÖ projesi demiş birisi, bu benim için övgü gibi bir şey" diye başlayan esprisiyle FETÖ övdüğünden bile şüphelenip, sorgusunda "şeklinde söylem ile ne kastettiği hususu" ona sorulmazdı:


"Ben bu söylemi zaten gösteride de açıklıyorum, daha önce yayınlanan ilk gösterimin prodüksiyonunun iyi olması için çok çalışmıştım. Bu sebeple prodüksiyonu iyi olması nedeniyle bu gösterinin prodüksiyonun büyük olmasından ötürü FETÖ projesi olarak söylemde bulunulmasına yönelik bir şakadır."

Bu kadar büyük bir prodüksiyonu mensubu olabileceği düşünülebilecek sosyalist örgütlerin değil ancak FETÖ'nün yapmış olabileceğinden şüphelenilmesinden memnuniyeti bildiren zekice bir espri yapmıştı. Espri devamında FETÖ yaftasıyla zekice dalga geçilen bir espri serisiyle de devam ediyor.

Türkiye gibi sınavlarda en fazla paragraf sorularında zorlanılan bir ülkede
tehlikeli sularda dolaşan bir mizah bu.

Ama tam da iyi mizah o uçurumun kenarından çıkarılan değerli bir maden gibi.

Son gösterisinde siyaseten çok takdir edilen mizahının malzemesi sadece Erdoğan değildi.

Daha cüretkar olanı, Harbiye'de onu izleyenlerin çoğunluğunun favori Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu'nun ancak TGRT Haber ve A Haber'de duymuş olabilecekleri diploması ve yatay geçişi için yaptığı esprilerdi.

Celal Şengör'e, Fatih Altaylı'ya fırlattığı oklar, Nutuk'tan yaptığı esprilerle Deniz Göktaş'ın her yöne dokunan mizahın takdir edilmesini, onun mizahına bir hoşgörü kredisi açılmasını beklemiştim.

Galiba birileri de tam da bu yüzden emin olamadı, video Youtube' yüklendikten sonra altı gün beklendi.

Hatta bu sessizlikten hızlıca "Diktatör olsaydı, diktatör diyemezdiniz" sonuçlarına varıldı.

Birkaç gün sonra dinle ilgili esprisinin aslında dine hakaret olduğu fikri demlenmeye başlandı.

Nihayet gösterinin yayınlanmasından altı gün sonra ilk soruşturma haberi geldi.

Anlaşılan üç yıl boyunca gösterileri izleyen yüzbine yakın kişi içinde ve Youtube'a gösteri konduktan sonra ilk altı günde izleyen milyonlar içinde, duyar duymaz ve izler izlemez tutuklanma maddelerinden birinde iddia edildiği gibi "kin ve nefrete tahrik olan" kimse olmamıştı.

Eğer gerçekten bu maddenin öngördüğü gibi bir infiale neden olabilecek bir hakaret olsaydı ilk andan izleyenlerde o infial duygusu oluşurdu.

Bunun sebebi din, Tanrı ve Kuran ile ilgili yaptığı esprinin tonu ve içeriğinin özeni olmalı.

Dinle ilgili gerçekten insanları rencide edecek bir yerden yapmıyor espriyi.

Dört kitaptan bahsediyor, "Favori kitabımız son kitap, hepimizin favori kitabı" diyor.

Devamında, "Kitabın yazarı 1200'lü yıllarda tekrar bir şey göndermek istese..." diyerek aslında normal bir ateistin yapacağının aksine, kitabın yazarının Hz. Muhammed değil Tanrı olduğunu söylüyor; çünkü 1200 yılında Hz. Muhammed yok.

Sonra da "Son kitap demişiz bir kere, domuz da yemeyiversinler" şeklinde bir espri yapıyor.

Nihayet polis ve savcı sorduğunda da Deniz Göktaş, yine esprisine açıklamak zorunda kalmış:

"İnsanlar beni gördüklerinde dinden uzak bir insan olduğumu düşünüyorlar, ancak ben tarafıma okuduğunuz şekilde 4. kitabı sevdiğimi beyan ettim, bu söylemde 4. kitabın son kitap olduğuna yönelik teolojik espri amacım vardır, herhangi bir aşağılama kastım yoktur, ben benzer şakayı kelimesi kelimesine aynı şekilde 3. yıldır ülkenin farklı bölgelerinde stand-up gösterilerinde yapıyorum, yaklaşık 100.000 kişiye bu şakayı yapmışımdır ancak bu şakadan incinen herhangi birisini görmedim. Benim dini değerleri aşağılamak gibi bir kastım veya amacım bulunmamaktadır. Burada da kötü bir şey demiyorum. Favori kitabım diyorum. 'Çeviride sorun var' cümlemi de yıllardır duyduğum meal tartışmalarına atıf olarak söylüyorum. İnançlı bir insanı kırmak gibi bir amacım kesinlikle yoktur, böyle bir yorumu günlük hayatta bir seyirciden duysam üzülürdüm."