İnsanın bazen ait olmadığı bir milletin gururunun incitilmesinden de gururu incinebilir.
Her yeni Trump ve Netanyahu açıklaması insana bunu hissettiriyor.
Biri 2000 yıl önceki olmayan tapu belgeleriyle, Amalek gibi referanslarla, korkutucu bir dini yobazlıkla, diğeri cehaletinin verdiği küstahlık, kabalık, nobranlıkla sadece İran'daki rejimi değil, Antik Yunan klasiklerinin anlattığı, Mevlana'nın, Şirazi'nin, İkbal'in dilini konuştuğu, Kiyerüstemileri, Ghobadileri, Ali Şeriatileri yetiştirmiş, İsfahan'ı Şiraz'ı yapmış bir milleti tehdit ediyorlar, hakaret ediyorlar.
En son lümpen Savunma Bakanı Hegseth İranlı liderlerin "fare gibi deliklerine saklandığı"nısöyledi.
Halbuki ertesi gün İran Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı ve diğer liderler bombalanan Tahran'da Kudüs Günü yürüyüşünde halkla birlikte sokaklarda yürüdü.
Türkiye'de 28 Şubat sürecinde Sincan'da tankların yürümesine de neden olan Kudüs Günü, 1980'den beri düzenleniyor.
Fikrin mucidi İbrahim Yezdi'nin adını ise bugün çok az kişi hatırlıyor.
Bundan iki yıl önce 86 yaşında İzmir'de ölen İbrahim Yezdi, İran'ın alternatif evrendeki paralel hikayesinin baş aktörlerinden biri olabilirdi.
Air France ile Paris'ten Tahran'a uçarak Şah'ı deviren Humeyni'nin bugün eski TUDEH'çilerdışında pek az kişinin hatırladığı bir Batı desteği vardı.
İşte Yezdi hem Arafat üzerinde İran devrimini Filistin'e bağlayan kişiydi hem de 1979'da İran İslam Devrimi olurken ABD ve Batı ile iyi ilişkilerin mimarıydı.
1931'de Safevi devletinin eski başkentlerinden Kazvin'de bir tüccarın oğlu olarak dünyaya gelen İbrahim Yezdi, Tahran'da eczacılık okumuş, üstüne de felsefe master'ı yapmıştı.
Her aklı başında İranlı gibi Şah karşıtıydı.
22 yaşındayken yaşadığı bir olaysa İran gibi onun da tüm hayatını etkiledi. 1953'te Başbakan Musaddık, daha sonra CIA ve MI6'ın organizasyonu olduğu ortaya çıkan bir darbeyle devrilmiş, Şah geri dönmüştü.
Yezdi, 7 yıl boyunca İran'da yeraltındaki Şah karşıtı direniş içinde yer aldı, ardından yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. ABD, Mısır, Beyrut arasında Şah karşıtı faaliyetlerine devam eden Yezdi, daha sonra İran İslam Devleti'nin ilk başbakanı olacak Mehdi Bazergan, Mustafa Çamran, Ayetullah Taleqani, Sadegh Ghotbzadeh'la birlikte İran Özgürlük Hareketi'nin kurucuları arasında yer aldı. Hareket Müslüman, demokrat, Şah karşıtı ve Musaddıkçı olarak kendini tanımlıyordu.
Yezdi, üzerine The Anatomy of a Plot adlı bir kitap da yazdığı 1953'te ABD'nin İran'daki darbesini hiç unutmadı. Şah'ın BM ziyaretleri sırasında BM binasının önünde ABD'nin İran'ın iç işlerine müdahalesini kınayan gruba önderlik eden bu adamın bir gün BM binasına Dışişleri Bakanı olarak gireceğiniyse herhalde o günlerde kimse düşünmüyordu. 1967 yılında Texas'taki Baylor Üniversitesi'nde biokimya dalında doktorasını bitirdi ve en az Şah kadar düşman olduğu bir belayla mücadele etmek için labaratuara girdi; Kanser. 10 yıl boyunca ABD'de sokaklarda ve kulislerde Şah'la, labaratuarda ise kanserle mücadelesine devam etti.
1971'de ABD'den yeşil kart da aldı. 1978'de ise hayatını tümüyle değiştirecek bir teklif geldi.
1964'te önce Ankara'ya ardından 15 ay yaşayacağı Bursa'ya gelen Ayetullah Humeyni, daha sonra yerleştiği Necef'ten sarsmaya başladığı Şah'ın baskıları sonucu Saddam tarafından çıkarılmış, Kuveyt'ten de sığınma hakkı alamayınca Paris'e gitmişti. Batıyı ve dillerini iyi bilen danışmalara ihtiyacı vardı. Yezdi, teklifi kabul edip, eşi ve altı çocuğunu ABD'de bırakarak Paris'n banliyösündeki Neauphle-le-Château'de Humeyni'nin yaşadığı villaya taşındı.
Artık Humeyni'nin sözcüsü ve danışmanıydı. Humeyni'nin oturduğu villanın çok yakınlarına komşu olarak CIA'nin taşındığını bir süre sonra öğreneceklerdi. Artık Şah'ın ömrünün uzun olmadığının, onu bölgedeki en büyük müttefiki olarak gören ve hayatını, iktidarını borçlu olduğu ABD de farkındaydı. İran'da her gün Humeyni lehine gösteriler oluyor, onun kasetleri elden ele dolaşıyordu.
Yıllar sonra BBC Farsça tarafından ortaya çıkarılacak görüşmeler bu sırada başladı. ABD'nin Paris Büyükelçisi Warren Zimmermann'la Humeyni adına görüşen isim danışmanı İbrahim Yezdi'ydi.
Humeyni, Şah devrilirken tarihin tekrar edip, ABD'ye göbekten bağlı iran ordusunun darbe yapmasından çekiniyordu. ABD ise İran'ın başta en büyük kozu olan ordusu olmak üzere kurumlarının ayakta kalmasını ve Şah devrildikten sonra da başta petrol olmak üzere İran'daki vazgeçilmez çıkarları için garanti altına almak istiyordu.
BBC'nin haberine göre bu Humeyni'nin ABD'yle ilk teması da değildi. 1963'de Kennedy'ye de bir mektup yazıp iran'da ABD çıkarlarına karşı olmadıklarını yazmıştı. (http://www.bbc.com/news/world-us-canada-36431160)
1978 ve 1979 boyunca Yezdi'nin zamanının çoğu basın önünde ya da kapalı kapılar ardında Şah sonrası İran'da demokrasiye geçileceği, özgürlüklerin garanti altına alınacağı konusunda Batılı ülkeleri ve kamuoyularını ikna etmeye çalışmakla geçti. Humeyni ile birlikte Batı basınının karşısına çıkıyor, Ayetullah'ın Şah sonrası İran'da anayasal demokrasiye geçileceği, ifade özgürlüğünün, özgür medyanın, kadın haklarının garanti altına alınacağı, Batılıların kafalarındaki gibi bir şeri devletinin kurulmayacağı, hatta şahsen iktidarda yer almayacağıyla ilgili vaatlerini tercüme ediyordu.
1979'da Air France uçağıyla Paris'ten Tahran'a uçarken Humeyni'nin yanındaydı.
O yüzden de Humeyni'nin daha sürgündeyken Başbakanlığa getirdiği partidaşı Mehdi Bazergan'ın hükümetine Dışişleri Bakanı olarak girdi. Anti-siyonist fikirleri güçlü olan Yezdi, devrimden sonra İran'a gelen Yaser Arafat'la birlikte Tahran'daki İsrail Büyükelçiliği'ni kapatıp, ilk Filistin Büyükelçiliği'ni açmıştı. Hâlâ kutlanan Kudüs Günü'nün de fikir babasıydı.
Ama aynı zamanda batıyla ilişkileri iyi olan bir İran istiyordu. İran'da ise hava tam tersineydi. 1953'ünün hatıraları canlıydı ve ABD'nin yeniden Şah'ı iktidara getirecek bir darbeye yeltebileceğinden endişe edenlerin korkuları komplolarla birleşmiş, yabancı düşmanlığı gittikçe yükseliyordu. Şah'a ve Şah'ın yakın adamlarına Batılı ülkelerin sığınma talepleri vermesi içerideki öfkeyi artırmaktaydı.

7