Türkiye tarihinde üzerinde az konuşulan kırılma anlarından biri 1912'de Arnavutluk'un Osmanlı'dan bağımsızlığını kazanmasıdır.
Daha henüz Birinci Dünya Savaşı başlamadan, Balkan Savaşları bozgunu sırasında yaşanan bu ayrılık, Yunanistan'ın, Sırbistan'ın ya da Bulgaristan'ın bağımsızlığından tabiri caizse daha fazla koymuştur Türkiye'deki karar vericilere ve entelektüellere.
Çünkü Arnavutlar çoğunlukla Müslümandı. 1908 Devrimi'ni Manastır'da dağa çıkarak başlatan Resneli Niyazi Arnavut'tu, İttihatçıların kurucularından İbrahim Temo Arnavut'tu, 1912'de Abdülhamid'e hal fetvasını bildirenler Esad Toptani Arnavud'tu. Hatta 1912'de Arnavutluk'un bağımsızlığını ilan eden İsmail Kemal, dört yıl öncesine kadar sıkı bir ittihatçıydı.
İttihat ve Terakki'nin kurucu ve tepe kadrosu dahil olmak üzere İstanbul'da Arnavut kökenli çok sayıda siyasetçi, bürokrat, entelektüel bulunmaktaydı.
Ama 1908'den sonra Arnavutlar umduklarını bulamadılar. Daha doğrusu taraflarını seçmeye zorlandılar.
Arnavutların üç temel talebi vardı: Arnavutça eğitim, bunu Arap Alfabesi ile değil, Latin Alfabesi ile yapmak ve silahlarının toplanmaması.
Osmanlı yönetici sınıfına göre bu üçü de kabul edilmezdi.
Duygusal kopuşun birkaç katarsis anı vardı. Biri Arnavutların gururlarını inciten silahlarının toplanması oldu.
İkincisi ise Meclis-i Meb'usan'da yaşanan bir tartışma.
Daha sonra Arnavutluk'un ilk İçişleri Bakanı olacak Libhovalı Müfid bey, Meclis-i Mebusan'daki bir konuşmasında Arnavutlardan bahsedince, Meclis Başkanı Ahmed Rıza Bey ona müdahale edip "Arnavutlar yok, Osmanlılar var" deyince verdiği basit cevap Arnavut milliyetçiliğinin sloganına dönüşür: "Evet, efendim Arnavutlar var"
Arnavutların kültürel haklar ve anadilde eğitim talepleri, bir süreliğine iktidara gelen Hürriyet ve İtilaf Partili iktidar tarafından 1912 Eylül'ünde kabul edildiğinde artık iş işten geçmiştir.
Arnavut milliyetçiliği çoktan söyleme hakim olmuş, Osmanlı'da Arnavutlara bir gelecek olmadığı fikri yerleşmiştir.
Kasım 1912'de Arnavutluk'un bağımsızlığını ilanı İslamcılığın hatta Osmanlıcılığın da Osmanlı'yı bir arada tutamayacağı fikrinin yerleşmesine neden oldu.
Geriye sadece Türkçülük kalmıştı.
Bu dönemde birkaç adam çaresizce imparatorluğun Müslüman milletlerini birarada tutmak için kalemiyle savaş vermekteydi.
Onlardan biri Babanzade Ahmed Naim'di.
Süleymaniyeli Kürt bir alimdi. Galatasaray Lisesi'nde okumuştu. Arapça, Farsça ve Fransızca'ya hakimdi.
Ve sıkı bir İslamcıydı.
1908'den itibaren bazen Türkçü İttihatçılarla, sonra Arap adlı dernek kuran Arap milliyetçileriyle mücadele etmişti.
Ama onu oturup İslam'da kavmiyetçiliğin olmadığına dair bir risale yazdıran travma 1912'de Arnavutluk'un bağımsızlığını kazanması oldu.
En yakın arkadaşı Mehmet Akif'in milletiydi Arnavutlar. Osmanlı artık onları bile ikna edemeyecek haldeydi.
1914'de yazdığı İslam'da Kavmiyetçilik Yoktur risalesinde herkesi uyardı:
"Bizim davamız şudur: Davayı cinsiyet - Musa Kâzım Efendi Hazretlerinin buyurdukları gibi - şer›an mezmum ve merduttur. Tabir-i şer›isi vechiyle, bir davayı cahiliyettir. İslâm›in kıvam ve bekasına, müsliminin refah ve seadetine en müdhiş darbedir. Bâhusus hemen hemen bütün diyâr-ı İslâm diyâr-ı küfre inklâb etmişken buradaki bir avuç müslümanın "Ben Türküm", "Ben Arabım", "Ben Kürdüm", "Ben Lâzım", "Ben Çerkezim" gibi daiyelerle yekdiğere karşı zerre kadar revabıt-i muhabbeti gevşetmeleri - hele düşmanlarının pây-i tecavüzü ta kalbimize bastığı bir sırada- cinnettir. Ve asabiyet-i kavmîye bayrağını ellerinde tutanların aldığı manaca da "Vatanperverlik"e münafidir. Din ve iman, akıl ve iz'an sahasından teba'üd edilse bile seadet-i kavmîye serab-ı mağfeli ardında koşan Arnavut kardeşlerimizin başına gelen musibet-i azimi bize müdhiş bir ders-i ibrettir. "Aynı esbab, aynı netayici tevlid eder" kaide-i tabiîye ve makulesine binaen bu meslekte devam ettiğimiz takdirde er - geç bizim de başımıza gelecek musibet budur. Bu gidişle son ilticagâh-ı İslâm olan bu diyar -maazallahi Teâlâ- Arnavutluk gibi dârü'l-küfre münkalib olacaktır."
Yanında olanlardan biri Arnavut arkadaşı Mehmet Akif'ti. Arnavutları uyardı:
"Hani, milliyetin İslâm idi… Kavmiyyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.
'Arnavutluk' ne demek Var mı Şerîat'te yeri
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri.
Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;
Acemin Çinliye rüçhanı mı varmış Nerde!
Müslümanlık'ta 'anâsır' mı olurmuş Ne gezer!
Fikr-i kavmiyyeti tel'în ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır ruh-i Nebî tefrikanın;
Adı batsın onu İslâm'a sokan kaltabanın!"
Sonra Arnavutluk'un yarım yamalak bir toprak parçasında kuruluşunu ibret olarak Türkçülere gösterdi:
"Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ,
Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid dâva

2