2015'de PKK'nın çözüm sürecine yüz çevirip hendekler olarak bilinen "devrimci halka savaşı" taktiğine dönmesinin arkasındaki ideologlardan biriydi Duran Kalkan.
En şahin açıklamalar ondan geliyordu.
Suriye'ye militan gönderip, HDP içindeki paydaşlıklarını artıran silahlı sol örgütlerle birlikte kurduğu ittifakın basın toplantısında herkesten önce slogan atmaya başladığı videoyu hatılıyorum.
70'lerin üzerindeki ömrünün 50 yılını dağlarda geçirmiş.
Ama PKK'nın silah bırakma ve kendini fes etme kararına en hızlı adapte olan da o oldu.
Bunu Öcalan'dan başka biri yapamazdı.
Zaten fesih kararının ardından verdiği röportajlarında Duran Kalkan da sıkı bir Apocu olduğunu gösteren bir titr kullanıyor "Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Üyesi"
Yıllar yıllar sonra Kandil'de Türk medyasına ilk konuşan isim de Duran kalkan oldu.
Medyascope'den Ruşen Çakır'a konuştu.
Önemli bir gazetecilik ve eşiğin aşılması bu.
(Tabii not düşmeden kendimi alamayacağım. Aylar önce bu köşede Çakır, Erdoğan'la selamlaştığı için linç edilirlen ona destek veren bir yazı yazmıştım. Çakır'ın cevabı kendisinden beklenen türden bir 'teşekkür'dü: Eski bir Taraf çalışanı olarak şu ana kadar tutuklanmamış olmama özel olarak dikkat çekerek başladığı bu sıradışı 'teşekkürü'nü, yine bu köşede "güvenli kaynakları"nın verdiği bilgilerle diyerek bütün ayrıntılarıyla yazdığım devlet cephesinden çözüm sürecinde son durumu anlatan bir deep-background usulü bilgilendirme toplantısından hareketle beni MİT ajanı ilan etmeyedurarak bitirmişti. Çakır'ın, kısa zaman önce benzer röportajları yapanların başına gelenler başına gelmediğine göre Kandil röportajının aynı güvenlik kaynaklarının oluruyla olduğunu zannediyorum, bu süreci destekleyenler için iyi bir haber)
Ama esas önemlisi PKK'nın en şahin isimlerinden biri olan Kalkan'ın, bütün çözüm süreci septik soruları cevaplandırırken sürece verdiği amasız destekti.
Özellikle 2013 çözüm sürecine referansla yapılan şu konuşma dikkat çekici:
Çakır: "...Şimdi de bir süreç var. O zamanki süreç battı. Şimdiki..."
Kalkan: "Sürüyor."
Çakır: "...batacak mı"
Kalkan: "Batmayacak."
Çakır: "Nasıl olacak"
Kalkan: "Nasıl mı olacak Birincisi, koşullar batmamasını gerektiriyor. Hangi koşullar Siyasi ve askeri koşullar; bölgedeki koşullar, Türkiye'deki koşullar ve Kürtlerin koşulları... Yani durum 2013'teki gibi değil, o zaman durum daha farklıydı. 2015'ten sonra yaşanan bir süreç var, 2023'ten sonra yaşanan bir süreç var. Yani hem Gazze süreci var hem de Kürt-Türkiye-Kürdistan süreci var. Bu gerçekleri görmemiz lazım; bunlar ciddi bir değişiklik yarattı.
Bir de 2015'ten bu yana yaşanan bir savaş gerçeği var. O da yeni durumlar ortaya çıkardı. Yani önceki gibi değil. Hem kendi mücadelemizle bir noktaya geldik hem de "Artık nereye kadar" sorusu gündeme geldi. Bu iş nereye gidecek
Yani buna bir çözüm gerekiyor. Her şey savaşla çözülmez; savaş sorunları açığa çıkarır, çoğu zaman ise siyaset çözer. Dolayısıyla hem çözümün zamanı hem de siyasetin zamanı geldi. Bir de dış dünya böyle... Ortadoğu'daki durumu görüyoruz. Devletler gitti, örgütler gitti... Kendilerini Ortadoğu'nun en güçlüsü sanan liderler gitti.
Peki, bu durum nereye kadar gidecek Birileri dışarıdan bölgeyle bu şekilde uğraşıyor ama biz bu bölgenin insanlarıyız; kapıları onlara ardına kadar açamayız ki. Kendi aramızda hiç mi çözüm olmayacak Kendimiz bir irade olamayacak mıyız Biz bu konuda kararlıyız.
Önder Abdullah Öcalan'ın düşüncelerini, çıkışını ve 27 Şubat çağrısını bu temelde anladık. Hareket olarak yeni süreçler geliştirmekte kararlıyız. Yalnız başımıza olur mu O ayrı bir konu."
Hem silahlı mücadelenin gerçekten bitişine olan inancı, hem çok doğru bir bölge ve dünya okuması, hem dış güçleri iç işimize karıştırmama anlayışı çok şaşırtıcı ve ümit verici.
Eğer bu çizgi kalıcı olursa çok ilginç yeni bir siyasi hat ortaya çıkar.
Özellikle süreci Erdoğan kendi çıkarları için kullanıyor, bu iktidarın oyunu gibi tezlere verdiği cevap ilginçti:

11