Bütün yaz CHP konuşulacak zannederken sürpriz bir tartışma açılıverdi.
AK Parti cephesinde fikirlerini tvlerde ve sosyal medyada söyleme ayrıcalığına sahip nadide iki isim Şamil Tayyar ve Mücahit Birinci, hiç beklemedik bir Erdoğan'ın vekili ya da veliahtıBerat Albayrak mı, Bilal Erdoğan mı olmalı tartışması açtılar.
İngilizce'de "retainer" diye bir kavram vardır.
Bizdeki en iyi karşılığı maiyet olabilir. "Retainer", Ortaçağ İngiltere'sinde lordların, düklerin hizmetine bağlı şövalyeler, yöneticiler, danışmanlar, silahlı adamlardan oluşan kişisel taraftarlarına verilen addı.
Lordlar ve dükler bu maiyetlerine, Saray'da görev, toprak, gelir, koruma, siyasi destek verir, karşılığında da işleri düştüğünde onlardan kendisi için savaşmasını ya da Saray'da, aristokrat mahfillerinde konuşmasını beklerlerdi.
Özellikle taht kavgalarında retainerlar, king-maker olabiliyordu.
30 sene süren Güller Savaşı'nda yorgun kral 6. Henry'nin yerine York ve Lancaster hanedanları için ailelerin yıllardır besledikleri maiyetleri savaşmışlardı.
Benzetmek gibi olmasın eski şövalyeler lordları için kılıç sallıyordu neyse ki artık ekranlarda konuşarak, tweet atarak, yazarak da bu hizmet görülebiliyor.
AK Parti cenahında istediği konuda konuşmak, yorum yapmak, tvye çıkmak, tweet atmak her faniye tanınmayan bir ayrıcalık.
Aslında Tayyar'ın güçlenen bürokrasiyi frenlemek için Erdoğan'ın gücünü kullanacak bir çeşit Başbakan ya da müsteşar araması tespit olarak önemli. Bir sorun olduğunun kabulü bu tespit.
Ama bu sorunun sebebi söylendiği gibi Cumhurbaşkanımızın her şeye yetişememesi değil.
Herşeye yetişmek zaten Cumhurbaşkanı 18 yaşında olsa da mümkün olmayacak bir performans.
Demek ki gücü bir merkezde toplayınca, karar süreçleri hızlanmadığı ve koalisyon denen korkunç kaotik durumlar ortadan kalkmadığı gibi bu sistemi getirenlerin vaad ettiği gibi devlete karşı halkın gücünü de artırmıyor, demokratik sonuçlar üretmiyor.
Tek kişinin elinde toplanan güç aslında iktidar boşluklarına neden oluyor. O boşlukları da güç simsarları, daha organize olan bürokrasi dolduruyor.
Bugün Dışişleri, İçişleri, Adalet, Savunma bakanlıkları bürokrasiden gelen isimler tarafından yönetiliyor. Kabinede siyaset kökenli neredeyse kimse kalmadı.
Cevdet Yılmaz, Mehmet Şimşek gibi siyaset kökenliler de bu bakanlık pozisyonunda bürokratik ve teknik birikimleri yüzünden var olmuş isimler.
Tespitler doğru evet ama bulunan çare birinci derece yanığın üzerine tuz dökerek tedavi etmek gibi.
Erdoğan'ın sebebini bilmediğimiz bir nedenle artık tam olarak vaziyet edemediği devletle arasına aileden birini sokma fikrinin kendisi iktidarın meşruiyetini kan ve aile bağına bağlıyor farkında olmadan.
Herhâlde bu çağda bunu savunmuyorlardır.
Muhtemelen bu kadar kudretli bir Başbakanlık, müsteşarlık pozisyonuna dışarıdan birini önermenin Cumhurbaşkanı'nın otoritesine bir tehdit oluşturabileceğini düşündüler ve aman başımız yanmasın diyerek böyle güvenli isimleri dillendirdiler.
Muhtemelen zikredilen isimlerin takdir ettiği bir açık sözlülük olmuştur bu.
Ama bu meseleyi bu kadar açıkça konuşmak bu isimler için iyi mi kötü mü tartışılır.
Çünkü aileden bu isimlerin ilk kez bu kadar açıkça zikredilmesiyle kapalı kapılar ardında, bayram oturmalarında sessizce dillendirilen rahatsızlık da görünür olacaktır.
Dün Bahçeli, bu rahatsızlığını ilk kez dillendirmiş oldu.
Bahçeli, Mehmet Uçum'un 16 Nisan 2028'i seçim tarihi olarak önermesiyle ilgili bir soruya cevap verirken şöyle dedi:
"Seçimlerin zamanında yapılmasıyla Cumhurbaşkanımızın danışmanın verdiği tarih arasında saat farkı dahi yoktur.
Önemli olan seçimin zamanında yapılmasıdır.
Televizyonlarda takip ediyoruz. Yeni isimler Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkıyor ve onlar üzerinden tartışmalar yapılıyor.
Cumhurbaşkanımız görevdedir ve biz de onun arkasındayız."
Cevabın dün gün boyu daha çok seçim zamanıyla ilgili kısmı üzerinde duruldu ama Bahçeli'nin esas verdiği mesaj bu değildi.

4