14 Ağustos 2001 yılında kurulan AK Parti 25 yaşında ve iktidardaki de 24'üncü yılında.
Bir partinin kuruluşundan bir yıl sonra iktidara gelip, bunu çeyrek asırdır koruması Türkiye'de benzeri olmayan, dünyada da benzeri olması zor bir başarı.
Tek rakibi; 1923-1950 arasındaki seçimsiz ve rakipsiz 27 yıllık CHP tek parti iktidarı.
AK Parti'nin 25 yılı Türkiye'deki büyük sağ partiler için de bir rekor.
DP'nin ömrü 15, Adalet Partisi'nin ömrü 19 yıl, ANAP'ın ömrü, son 20 yıldır hala bitkisel hayatta yaşatılmaya çalışılsa da, 20 yıldan biraz fazla olmuştu.
Muhaliflerin çoğu bu başarıyı anlamaya çalışmayı bile yandaşlık olarak görüyor.
Onlara göre AK Parti bu 25 yıldaki 14 seçim ve referandumun tamamını hileyle kazandı. Zaten fakir halk dinle, kömürle kandırıldı.
Yani ortada üzerine düşünülmeyi hak eden bir çeyrek asır yok. Bir an önce bitmesi gereken bir çeyrek asır var.
Ama bunun nasıl mümkün olduğunu anlamaya çalışmadan bitmesi de mümkün değil.
AK Parti'nin 25 yılının tamamı tek bir düz çizgi olarak görülüyor.
25 yıl önce parti kurulurkenki amaçların ve zihniyetin değişmediği, takiye yapıldığı, planın 25 yıldır adım adım uygulandığı ve bugünlere böyle gelindiği bile iddia ediliyor.
O kadar anlamamak için gayret eden öfkeli tespitler ki bunlar.
Bu tek parça 25 yıl analizi; AK Parti'nin dört büyük kurucusundan üçünün bugün muhalif ya da iktidara neden eleştirel bir yerde durduğunu, AK Parti iktidarının ilk Başbakanı'nın nasıl muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı olmaktan son anda döndüğünü, ikinci genel başkanı ve üçüncü Başbakanı'nın neden muhalif parti kurup CHP'yle ittifak yaptığını, en uzun süreli ekonomi bakanının bugün muhalif bir partinin lideri olduğunu asla açıklamıyor, açıklamaya çalışmıyor bile.
2011'de AK Parti'ye ip atan MHP liderinin, 2016'da nasıl müttefik hale geldiğini de...
Bir zamanlar Kemalistlerin ekran yüzlerinden Hulki Cevizoğlu'nun, Ergenekon davasında hapis yatmış bir teğmenin, CHP'nin ilk kadın büyükşehir belediye başkanının bugün nasıl AK Partili olduğunu da açıklamaktan aciz.
Çünkü dünyanın altüst olduğu son 25 yılda değişmez bir AK Parti olduğu gibi aşırı iddialı bir teze dayanıyor.
Halbuki son 25 yılda bugün birbiriyle kanlı bıçaklı rakip olabilecek çok farklı AK Partiler oldu.
2001-2007 arasındaki AK Parti; AB reformlarının, liberal siyasi ve ekonomik programlarının AK Parti'siydi. Yaptığı ilk iş OHAL'ı kaldırmak olan, Leyla Zanaları hapisten çıkaran, Kıbrıs için çözümü savunan, AB reformları kapsamında zinayı yasak olmaktan kaldıran, azınlık vakıflarını sahiplerine iade eden, o özgürlük ortamında LGBTlilerin bile Onur Yürüyüşleri'ne başladığı içeride ve dışarıda kimseyle kavga etmeyen, alttan alan, ekonomide süper liberal bir AK Parti'ydi.
2007-2013 arasındaki AK Parti ise; Askerlerin e-muhtırasına hedef olan, kapatılmaya çalışılan, Cumhurbaşkanlığı seçim kriziyle askeri vesayetle kavga etmeye başlamış, Ergenekon davaları, sivilleşme, yeni Anayasa, çözüm süreci gibi radikal adımlar atan kavgacı ve demokrat bir AK Parti'ydi.
2013 Gezi ve 17-25 Aralık'tan 2016 Temmuz'una kadarki AK Parti; Arap Baharı, Suriye ve Filistin meselesinin etkisiyle daha İslamcı, Batı ile kavga eden, içeride sertleşen, rutin dışına çıkmaya başlayan ama reformlara da devam eden bir başka AK Parti'ydi.
15 Temmuz 2016'dan sonraki AK Parti; Erdoğan'ın gücü elinde topladığı, partinin önüne geçtiği, otoriter, bürokratik, devletçi, Türkçü-İslamcı, Batı karşıtı diyebileceğimiz bir başka AK Parti oldu.
2023'den sonra ise başka bir AK Parti var; Batı ile ilişkileri daha mutedil ama içeride daha otoriter, çözüm süreci gibi açılımlar yapabilen, ideolojik rengi azalmış, devletle birleşmiş, bürokrasinin güçlendiği, siyasetin zayıfladığı başka bir AK Parti bu.
Bütün bu farklı AK Partiler, zaman bükülse ve tarihte yanyana gelseler birbirlerinin en dişli rakipleri olabilirdi.
2011 AK Partisi ile 2026 AK Partisi arasındaki fark, AK Parti ile Yeni Parti arasındaki farktan daha keskin olabilir.
Yani ortada ne 25 yıllık kesintisiz devam eden bir AK Parti var, ne de 24 yıldır bir hedefe doğru ilerleyen, tek bir AK Parti iktidarı.
2007 e-muhtıra, 2008 kapatma davası, 2010-2013 Ergenekon davaları, 2011- 2015 Arap Baharı ve Suriye, 2013 Gezi, 2014 17-23 Aralık, 2013-2016 Çözüm Süreci ve hendekler, IŞİD saldırıları, SDG meselesi ve tabii en fazla 2016 darbe girişiminin ve belki son olarak Gazze katliamının, Suriye'deki rejim değişiminin rotasını etkilediği bir AK Parti, AK Parti iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan var.
Bütün bu radikal dönüşümlere karşı her zaman iktidarı getiren bir fikir, söylem ve ittifak kurmak ahlaken hoşa gitmese de siyaseten büyük bir beceri.
Bu maharete karşı, geniş muhalif kesimlerin AK Parti'nin bile artık İslamcılık iddiası kalmamışken hala ilk günkü "yobazlar, dinciler, şeriat getirmek istiyorlar" diskurunda saplanıp kalması, değişmez bir AK Parti ve Erdoğan olduğunu düşünmesi kaybettirmeye mahkum bir önyargıdan fazlası değil.
Halbuki AK Parti'nin 25 yıldır iktidarda kalmasının sırrı hiç değişmemesi değil, gerektiğinde tanınmayacak kadar değişebilmesi.
Aslında AK Parti'nin değişmeyen belki de tek özelliği bu adaptasyon kabiliyeti.
Bunu kendi ideallerini, kadrolarını yiyerek, harcayarak yapabilmesi.
Bu yüzden AK Parti'nin 25 yılını tek bir ideolojik projenin adım adım hayata geçirilmesi olarak okumak, gerçekte olan bitenin büyük bölümünü kaçırmak demek.
AK Parti, adaptasyon kabiliyetiyle sadece kendisinin birbirine zır versiyonlarını yaratmakla kalmadı. Rakiplerini, düşmanlarını ve müttefiklerini de değiştirdi.
Bir zamanlar AK Parti'yi rejim için tehdit gören, başörtüsü ve laiklik üzerinden karşısına dikilen CHP, bugün o eski kültür savaşlarından büyük ölçüde uzaklaşmış, muhafazakâr seçmenle barışmaya çalışan bir parti.

13